“Toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihî şahsiyetlerinden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişahı katil, kanlı, müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.
Bu düşmanlığı aşılayanlar ilkönce İttihatçılar, yâni hürriyet kahramanları (!) yâni Sultan Abdülhamid’in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kişilerdi. İttihatçılardan sonra da Ermeniler, Rumlar, Yahudilerdi. Yani, yabancıları işe karıştırarak Türkiye’yi batırmak için Osmanlı Bankası’nı basan, Anadolu’da kargaşalık çıkaran ve Avrupa’nın gık demesine meydan vermeden Sultan Abdülhamid tarafından tepelenen Ermeniler; yani Balkanlara saldırıp karışıklık çıkarmak ve yine yabancıların da işe karışması ile Türkiye’yi parçalamak isterken Sultan Hamid tarafından 1897’de tepelenen Yunanlılar (ve bizdeki adı ile Rumlar ); ve Filistin’de bir Yahudistan kurmak teşebbüsleri Sultan Hamid tarafından önlenen Yahudi’lerdi.
Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır (Atsız, 1956, Ocak, 11. Sayı).
Atsız’ı ırkçı olarak lanse edenlerin aksine, Atsız, Türkçülüğün ırkçılık ve kafatasçılık olmadığına dikkat çeker ve şöyle der:
“Kafatasçılığın ise, Türkçülükle, uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur. Bir müddetten beri fikir piyasasında kullanılmakta olan kafatasçılık, antropoloji denilen bilim dalının, yerli kızıllar tarafından Türkçeye çevrilmiş adıdır. Türkiye’de antropolojik (yani kafatasçı!) hareketler ve çalışmalar Atatürk zamanında olmuştur. Bugün dahi var olan Antropoloji Enstitüsü’nü kurduran da Atatürk’tür. Yapılan kazılarla yer altından çıkarılan kafataslarının ölçülüp bundan neticeler çıkarılmaya çalışması da Atatürk devrinin hareketlerindendir. Yine okullarda çocukların kafalarının, çeşitli şekillerde ölçüye vurulması da o devrin antropolojik çalışmaları arasındadır. Buna göre Türkçülükte Nazizm, diktatörlük ve kafatasçılık aramak bu gerçeklerden haberi olmamanın ve kızıllarla diğer Türklük düşmanları tarafından uydurulan yalanlara inanmanın neticesidir (Atsız, H.N. 1997,132).
Ziya Gökalp, Türkçülüğü, “Türk milletini yükseltmektir” (Gökalp, 1996,s.21) şeklinde tarif ederken; Bu tanımı daha da genişleten Nihâl Atsız “Türkçülük, büyük Türkeli’nde Türk uruğunun kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve istiklâli ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür” (Atsız,1997, s.29) şeklinde tarif etmiştir.
Atsız, Turancılığı sadece kültürel bir birlik olarak görülmesine de karşı çıkmış ve siyasi birlik olmadan kültürel birlik olmaz demiştir.
Turancılığın kültürel bir birlik mi siyasi bir birlik mi olması gerektiği 1918 tarihli Türk Ocağı genel kurulunda tartışılmış (Önen: 2003) Burada Halide Edip’ın de yer aldığı bir gurup Türkiye’nin mevcut gücünün dış Türklerin siyasi birliği ile birebir ilgilenmeye yetmeyeceği gibi bir tespitle bu topluluklarla ancak “hars (kültür) birliği” kurulması düşüncesini savunuyordu.
Bu düşünce sonraları özellikle Sovyet gücü karşısında haklılık kazanmış gibi gözükse de Atsız “siyasi birlik” olmadan “kültürel birliğin de olamayacağı düşüncesini savunmuştur. “Büyümek düşüncesi asil bir düşüncedir” diyerek de Turan’ın Türkler için son durak olmadığına işaret ediyor olsa gerektir. “Bizim için en kutlu hedef Turancılıktır. ‘Eskiden nasıl bir idiysek yine birleşeceğiz’ diye kendisini bir ülküye adamaktan daha kutlu ne olabilir? Bütün Türkleri birleştirmek hakkımız ve görevimizdir. Bizden zorla koparılanı zorla geri almak adaleti yerine getirmektir. Turancılık bir büyüklük düşüncesidir. Büyüklük düşüncesi asil bir düşüncedir” (Atsız, 2010, s. 51)” Atsız’an göre; Türkçüler için İzmir’i kurtarmak üzere yapılan savaşla Kıbrıs’ı, Kerkük veya Azerbaycan’ı, Türkistan’ı kurtarmak için yapılacak savaşlar arasında hiçbir fark yoktur (Atsız, 1997, s. 131).
Atsız’ın Turancılığı, siyasi bir birlik olarak görme düşüncesinin doğruluğu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra önce Türk Keneşi’nin, ardından Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulması ile ortaya çıkmış ve Türk Dünyası onun göstermiş olduğu siyasi birlik yolunda yürümektedir.
• Muharrem GÜNAY Afyonkarahisar Yazarlar ve Şairler Derneği Başkanı. [email protected]
KAYNAKLAR:
Atsız, H.N. (1997) Türk Ülküsü. İrfan Yayımcılık.
Atsız, H. N.(1962). Orkun dergisi, Şubat 1962.
Atsız. H.N.(1964). Ötüken dergisi, 17 Nisan 1964.
Atsız, H.N. (1956) Ocak Dergisi, 11. Sayı, 11 Mayıs 1956
Atsız, H.N. (1947), Kızılelma, 1. Sayı 31 Ekim 1947.
Atsız, H.N. (1952) Orkun dergisi, 18 Ocak 1952.
Atsız, H.N.(1964) Ötüken dergisi, 7 Mart 1964.
Atsız, H. N.Ötüken dergisi, 14 Kasım 1964,
Atsız, H. N. Altın Işık, 15 Mart 1947,
Atsız, H. N. Orkun dergisi, 1951,
Atsız, Ötüken dergisi, Nisan 1968,
Atsız, Ötüken dergisi, 12 Ekim 1965,
http://59haber.com/kose-yazilari/ayasofya-6651.html.
Gökalp, Türkçülüğün Esasları, 1996
Önen, N. (2003). Turancı Hareketler: Macaristan Ve Türkiye (1910-1944).Doktora Tezi. Ankara- https://dspace.ankara.edu.tr/