Prof. Dr. Stoyan Dinkov, Türkiye’deki konferanslarında ‘’Bulgarlar, Osmanlı Devleti sınırlarında yaşadığı için teşekkür etmelidirler. Kendi sınırları içinde yaşadıkları için Osmanlı’dan mutlu olmalıdırlar. Üç kıtaya yerleşmiş olan Osmanlı sınırları içinde 100 kadar farklı etnik grup yaşamaktaydı. Osmanlı devleti içinde bütün etnik ve dini gruplar muhafaza edilmiş, hiçbir dil yok edilmemiştir. Osmanlı’nın sınırları içinde yaşamış bugün dünyada 60 devlet var. Bu da bu günkü dünya devletlerinin dörtte birini oluşturmaktadır. Dünya tarihinde henüz böyle bir devlet yok demektedir (Dinkov: 13. Januar 2020,https://www.yenivatan.at/bulgar-tarihci-dinkov-bulgarlar-tuerkkoekenlidir/).
Aynı tarihçi BAL-GÖÇ (Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Dernegi) ün davetlisi olarak geldiği Bursa’da 26.04. 2016 Salı günü vermiş olduğu bir konferansta da dile getirmiştir.
Yine çok uzun yıllar boyunca Elenler ve Slavlarla sürekli bir mücadele içerisinde olan Arnavutlar da Türkler sayesinde varlıklarını muhafaza edebilmişlerdir. Osmanlı’nın Balkanlar’daki adil idaresini ve halka hizmet anlayışını gören Arnavutlar Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Arnavutların İslamlaşması, milli kimliklerini korumalarında ayrıca önemli bir etken olmuştur.
Bogomil mezhebine mensup olan, Katolik ve Ortodoks Hıristiyanların zulmü ve baskısı altında kalan Boşnaklar da Osmanlı’yı kurtarıcı olarak gördüler. Boşnaklar Osmanlı’nın adil idaresi altında Katolik ve Ortodoks Hıristiyanların sahip olduğu haklara sahip oldular ve onlara eşit bir statü elde ettiler.
Zamanla Türklerin adil idaresinden hoşnut olan Boşnaklar topluca İslamiyet’i kabul ederek, Müslüman oldular. Müslüman olan Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlarla aynı etnik kökene sahip olmalarına ve aynı dili konuşmalarına rağmen kendilerini Türk olarak kabul ederler. Bu durum Pomak, Makedon Müslümanlar ve Çingeneler için de geçerlidir. Onlar da kendilerini Türk olarak kabul ederler. Bu durum sayıları 10 milyonun üzerinde olan bütün Balkan Müslümanları için geçerlidir.
Bu durum Balkan tarihçisi Maria Todorova tarafından şöyle açıklanır:
“Balkan milliyetçiliği Ortodoks Hıristiyanların birliğini parçalarken, öte yandan tek vücut ve değişmez bir Müslüman cemaati imajı üretmiştir ve bunu da “millet” kavramı bazında görmektedir. Bir başka deyişle, Balkanlar’daki Hıristiyan halklar kendi aralarında milliyetçilik kıstasına göre ayrımlar geliştirirken, öte yandan Müslümanlara, sanki bu insanlar tek bir milletmiş gibi davranmışlar ve bu yönde bir söylem geliştirmişlerdir. Bu Hıristiyan uygulamasının en açık örneği, Balkanlar’daki tüm Müslümanlara, etnik kökenlerine göre bir ayrım yapmadan, “TÜRK” denmesidir. Bu bölgede halen çok yaygın olan bir kullanımdır ” (Yalçın, 2002, s. 65).
Bu görüş, bizim için de geçerlidir. Çünkü Yeni Türk devleti olarak, Balkanlardaki bütün Müslümanları etnik kökenlerine bakmadan Türk olarak kabul ettik ve cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarından beri onlara kucak açtık ve Türkiye’ye göç etmek isteyenlere kapılarımızı açtık. Bu durum ayrıca yeni Türk devletinin kuruluşundaki “Din” faktörünü, millet ve milliyetçilik anlayışımızdaki “İslam” unsurunun etkisini göstermesi açısından da çok önemlidir. Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk milleti denir” derken de Türkiye’de yaşayan ve etnik köken itibariyle Türk soyundan gelmeyen Müslümanları da Türk olarak saymıştır. Yine “Ne mutlu Türk’üm diyene!” vecizesi ile de “Türklüğün bir hissetme, kabullenme ve şuur işi, kafa ve gönül meselesi olduğu açıklanmak istenmiştir.
Balkanları anlayabilmek için bölgedeki Türk -İslam tarihinin yanı sıra, bölgenin stratejik ve coğrafi önemi üzerinde de durmak gerekir. Büyük bölümü dağlık ve kayalık olan, derin vadilerle parçalanmış ve sık bitki örtüleriyle kaplı Balkanlar’da coğrafi yapının bir sonucu olarak iletişim ve ulaşım her zaman zorlukla sağlanmıştır. Balkan kelimesi de” Dağlık Bölge” anlamına gelir. Ulaşım ve iletişim zayıflığı ise, birbirlerine komşu olarak yaşamalarına rağmen, kültürel yönden birbirinden çok uzak, hatta birbirine düşman halklar meydana gelmiştir. Etnik farklılıklara, kültürel farklılıklar da eklenince düşmanlıklar daha da artmış, Balkanlar istikrarsızlığa açık bir bölge haline gelmiştir. Balkanlarda asırlar boyunca yüzlerce devletin kurulmasının ve yüzlercesinin yok olmasının en önemli nedenlerinden biri farklılıkları düşmanlığa çeviren bu tutucu ve içine kapalı Balkan kültürüdür. Çatışmaların alevlenmesinin altında yatan neden ise, bağımsızlıklarını ilan eden ülkelerde birbirine düşman ve bir arada yaşamak istemeyen azınlıkların yer almaları olmuştur. Balkanlardaki hiçbir devlet etnik ve dini yönden homojen değildir. Hemen hiçbir etnik grup- Karadağlılar ve Slovenler hariç- tek bir devletin çatısı altında yaşamamaktadır. Örneğin Arnavutların yaşadıkları bölgenin “çakışma” oranı yaklaşık %50’dir Arnavutların neredeyse yarıdan fazlası Arnavutluk dışında, Kosova ve Makedonya’da yaşarlar (Yalçın, 2002, s. 63)