Aradan biraz zaman geçer ve Sinan Paşa içeri girer. Yavuz Selim ona, “Hemdem’in vücudu ortadan kalktı mı?” diye sorar. Sinan Paşa’nın “Evet ortadan kalktı Padişahım. İrade-i şahaneniz yerini buldu.” demesi üzerine Yavuz şöyle der:
“Şu biçare millet ne kadar talihsizdir ki, vüzerası içinde hain insanlar var. Millete sadakatten emin olarak tâ vezirliğe kadar yükseliyorlar. İşte Hemdem’in yaptıklarını gördünüz. Bazı isyankâr yeniçerilerle bir olmuş beni tehdit ediyordu.”
Sinan Paşa: “Maalesef padişahım bu milletin nimeti ile beslenenler içerisinde hainler çıkıyor. Fakat bu millet necip bir millettir. Onların içinde vatanperver ve milletine sadık nice kahraman vezirler az değildir.”
Yine bir gün başka bir vezirin; “askerin açlık, susuzluk ve yorgunluğundan şikâyetçi olup geri dönmek istediğini” söylemesi üzerine Yavuz Sultan Selim şöyle der:
“Bu seferden geri dönmek isteyenler vatan ve milletin düşmanı olan hain ve alçaklardır. Sizin köylerinizde bıraktığınız ana, baba ve kadınlarınızın namusu düşman karşısında parıldayacak kılıçların sayesinde yaşayacaktır. İnsaf ediniz! Ben de sizin gibi evlat ü ayalimi bırakarak buraya geldim. Siz topraktan yapılmış evlerinizi bırakıp geldiniz, ben ise sarayımı bırakıp geldim. Ben de babam gibi ömrümü sarayda geçirmesini bilirdim. Ancak ben milletin selametini temin ve bu vatanın bekası için hayatım pahasına rahatımı feda ettim. Görüyorsunuz sizinle beraber dağlarda ve çadırlarda yaşıyorum. Düşmanımız Şah İsmail karşımıza çıkmıyor ve gönderdiğimiz mektuplara da cevap vermiyor. Açıktan açığa milletimize ve inancımıza hakaret ediyor. Başta devletimizin kurucusu fedakâr ve âlicenap dedemiz olan Osman Bey olmak üzere bütün ecdadımızın ruhlarından şöyle bir sedanın yükseldiğini duyar gibiyim:”
“Osmanlının haysiyetine, namusuna ve vatanına leke sürmek isteyenlerle cihat ediniz. Ve o cihat yolunda seve seve ölünüz!”
“Eğer o aziz ecdadımızın bize miras bıraktığı o pak vatanımızın şeref ve haysiyetine leke sürecek olursak, istikbalde gelecek olan torunlarımız bize lanet etmezler mi? Osmanlıların Rumeli’de bir karış toprağı ve bir tane dostu yok iken, o şanlı ecdadımız kısa bir zamanda balkanlara hâkim olmadı mı? Biz de o ecdadımız gibi hiçbir şeyden yılmaz ve ölümden asla korkmayız. Bu vatanın selameti için gerekirse dünyanın öbür ucuna kadar yürürüz. Bu uğurda aç ve susuz kalır, gerekirse ölürüz. O şanlı ecdadın torunları olarak hiçbir zaman onların gittiği yoldan ayrılmayız.”
Yavuz daha sonra askerlere şöyle hitap eder:
“Haydi evlatlarım! Âlicenap ve vatanperver askerlerim! Gidiniz çadırlarınızda rahat ediniz. Elbette ben sizi sizden daha ziyade düşünürüm. Bir padişah kendi milletinin babası hükmündedir. Bir baba kendi evlatlarını düşünmez mi? Haydi kahraman yavrularım haydi gidiniz. Maiyetinizdeki askerlere söyleyiniz onlar da rahat olsunlar. Ben onları kendi evlatlarımdan daha ziyade düşünüyorum.”
Sonra Sinan Paşa’ya dönerek şöyle der:
“Hemdem Paşa’nın vücudunu ortadan kaldırdığımız hâlde, anlaşılan o ki, yine de askerleri isyana sürükleyen bazı vezirler var. Askerlerin fikrine geri dönmeyi sokmuşlar. İhtimaldir ki, birkaç gün sonra yine bir karışıklık çıkar. Onun için biran evvel buradan (Erzincan’dan) yola çıkalım. Sizin gibi sadakatinden emin olduğum vezir ve paşaların varlığı Hemdem gibi hamiyetsizlerin yokluğunu bana hissettirmiyor” (Kenan Y. tarihsiz)