Muharrem Günay

Cibali Baba: – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

2 Haziran 2012 Cumartesi 03:00:00
  Ancak kuşatma iki aya yaklaşmasına rağmen, bir türlü neticelenemiyordu. Köhne Bizans’ın bu kadar dayanabilmesinin sırrı ne olabilirdi? Kuşatmadan yıllarca önce İstanbul’daki küçük bir İslam azınlığı içinde “Cibali Baba” adında bir veli yaşamakta idi. Bu zatın vazifesi, Türk-İslam sevgisini Bizans’a aşılamaktı. Cibali Baba bu işte olağanüstü bir başarıya ulaşmış ve çevresinde İslam hayranı Rumlar’dan meydana gelen büyük bir cemaat toplanmıştı. İşte bu büyük Veli’nin “Gavurcuklarım” diye bağrına bastığı o cemaate gönül vermesi, Türk Ordusu’nun taarruzlarını kırıyor ve top güllelerini tesirsiz kılıyordu.
İslam veliliği’nin cihanşumul sevgisini gösteren bu gerçek, İstanbul’daki bir semte adını veren “Cibali Baba’nın” bir sırrıdır. Kuşatmanın uzamasından çok sıkılan Sultan Mehmet, bu hakikati “Velayet Sırrı” ile görmüş ve; “Ya Rabbi! Ya ruhumu kabzeyle, ya da Fethi müyesser kıl” diye dua etmişti.
Peygamberi’n methine nail olan Sultan Mehmet’in bu duası sonucunda, “Cibali Baba” 28 Mayıs günü hakkın rahmetine kavuştu. Böylece fethin manevi engelleri de ortadan kalmış oluyordu.
Henüz şehzadelikte iken hocası Akşemseddin’den “Elem çekme begüm, İstanbul fethi size nasip olacak” diye müjde alan Sultan Fatih, 28 Mayısı 29 Mayısa bağlayan gece bir müjde daha alır. Akşemseddin:
“-Yarın sabah şu kapıdan (Topkapı) hisara yürüyüş ola. İzni Hüda ile bâb-ı zafer feth olup ezan sadâsı ile surun içi dola. Gün doğmadan Gâziler sabah namazını hisar içinde kılalar” diyerek kat’i müjdeyi ve günü bildirdi. (O.Turan, T.C.H.M. 2. cilt, s.55)
Padişah II. Mehmet ve hocası Akşemseddin, bu son hücumun başlayacağı gece sabahlara kadar Allah’a yalvarmışlar ve dua da bulunmuşlardır. Şafakla birlikte, top sesleri, tekbirler ve mehterin vurduğu coşturucu marş sesleri altında Türk ordusu hücuma geçti. Artık bu iman ordusu karşısında Bizans’ın yapacağı bir şey yoktur.
Gerçekten 29 Mayıs 1453 gecesi ilahi müjde gerçekleşiyor, Allah, Allah sesleri ve tekbirlerle, tıpkı Hz. Peygamberin hadislerinde belirttiği gibi gâziler sabah vaktinde surları aşmış bulunuyorlardı.
Hücum kollarının birisinin başında bulunan Ulubatlı Hasan, üç hilalli Türk sancağını surların tepesine dikmiş ve kendisi de bu sırada atılan oklarla şehadet şerbetini içmiştir. Onu bir sel gibi akan gaziler takip etmiş, böylece İstanbul’un fethi gerçekleşmiştir.
Hz. Muhammed Fetihe Katılıyor
Bin bir türlü sırlarla dolu olan bu fetihte, surların dibinde bir başka güzellik daha tecelli ediyor ve vücudu delik deşik olarak kızgın yağlarla kavrulmuş Ulubatlı Hasan’ın simasında tatlı bir tebessüm yayılıyordu. Çünkü bu mübarek asker, şehit olmadan biraz önce, surların tepesinde Fahri Kainat Efendimizi görmüştü… Çünkü o kadar yara bere içerisinde onun surların tepesine çıkacak mecali kalmamıştı. Hz. Muhammed ona, surların tepesinde görünerek; “gel gel” deyince, o bütün ağrılarını unutmuş ve sancağı tepeye ulaştırmış, Resul-ü Ekrem’e gülümseyerek şehit olmuştu. Çünkü iki cihanın serveri Hz. Muhammed, hadisinde fethi müjdeler de orada olmaz mı? Allah’ın Ordusunu yalnız bırakır mı? Fatih Ulubatlı’nın yerde gül gibi açılan çehresini ve yanan vücudunu görünce, üzerine kapandı, onu kokladı, ağladı ve; “mâna kardeşim benim, İstanbul sana değermiydi…” dedi. İşte dava arkadaşlığı böyle olmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları