Emanet (devlet işleri ) ehline verilmeyince işler aksar, toplumda huzursuzluk başlar, şikâyet ve kavga artar. Toplum ferdlerinin birbirine olan güveni ortadan kalkar. İşte bu, Peygamberimizin ifadeleri ile o toplumun kıyâmetinin kopması demektir.
Kamu İşleri İçin Yetki Vermek Durumunda Olan Kimseler ,Ehil Olmayanlara Yetki Vermekle emanete hıyanette bulunmuş olurlar ve bunun zararını da yine kendileri çekerler. Sonra da ne yapalım, Allah böyle takdir etmiş diyerek teselli bulmak isterler. Evet, Allah öyle takdir etmiş ama Allah’ın bu takdirine biz sebep olmuş oluyoruz. Çünkü bizim ne yapacağımızı Allah biliyor ve ona göre takdir ediyor.
Emanet vermek durumunda olan kimseler dikkatli olacakları gibi emanet isteyen, görev talebinde bulunan kimseler de yapamayacakları bir görevi istemeyecekler, verilse bile kabul etmeyeceklerdir. Emanetlerin ehline verilmeyişi zulümdür, haksızlıktır.
Emanet İsteyene Değil Layık Olana Verilir
Ashab-ı Kirâm’dan Ebû Zer (r.a.) diyor ki: Peygamberimize:
– Ey Allah’ın Resûlü, beni bir yere idareci olarak tayin etmezmisin? Dedim. Bunun üzewrine Peygamberimiz (a.s.v.) eliyle omzuna vurdu ve :
Ebû Zer, sen zayıf bir adamsın, idarecilik bir emanettir, Şüphesiz hakkı verilmediğinde bu emanet kıyâmet gününde hüsran ve perişanlık getirir. Ancak onu hakkıyla alan o hususta üzerine düşeni yapan müstesnâdır,” buyurmuştur. Ve Ebû Zer gibi bir sahabeyi böyle bir yükün altına sokmak istememiştir. (Müslim; İmare;16)
Emanet vermekle yetkili olan kimseler onu ehline verecekleri gibi, emanet kendilerine verilen kimseler de bunun sorumluluğundan kurtulmak için görevin gereğini yapmaya çalışacaklar ve görevde kusurlu davranmayacaklardır.
Bakınız Peygamberimiz ne buyuruyor:
“Eğer bir yönetici müslümanların işini üzerine alır, sonra onlar için çalışıp işinin gereğini yapmazsa onlarla birlikte cennete giremez.”
Peygamberimiz prensip olarak görev isteyenlere görev vermez, bu sorumluluktan kaçanları tercih ederdi.
Ashâb-ı Kirâm’dan Ebû Mûsâ (r.a.) diyor ki:
“Ben ve amcam oğullarından iki zât Peygam-berimizin yanına gittik. O iki arkadaşımdan biri:
– Ey Allah’ın Resulü, bizi, Allah’ın sizi hâkim kıldığı yerlerden bazısına hâkim tayin et, dedi, öbürü de buna benzer bir istekte bulundu. Bunun üzerine Peygamberimiz;
Vallahi, biz bu işe ne onu isteyen birini tayin ederiz, ne de ona aşırı istekli olan birini, buyurdu ve görev isteyene görev vermek âdeti olmadığını bildirdi.
Buhari’nin naklettiği bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
“Müslüman bir kimse, hoşuna gitsin gitmesin, bütün işlerde günah olmadıkça, idarecinin emirlerini dinlemek ve itaat etmek mecburiyetindedir. Eğer idareci günah olan bir hususu emrederse, o zaman onu dinlemek ve itaat etmek gerekmez. (Buhârî, Ahkâm; 4)
Müslimin naklettiği bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
“Kıyamet gününde verdiği sözde durmayan herkes için bir bayrak bulunur. Vefazıslığı ve dönekliği ölçüsünde yükseltilir, Haberiniz olsun.!
Milletin başına geçen kimselerin döneklik ve vefasızlığından daha büyük döneklik ve vefasızlık yoktur.” (Müslim, Cihad; 16)
Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
“Başınızda Habeşli bir köle bulunsa bile Allah’ın kitabına göre idare ettiği müddetçe, onu dinleyip itaat ediniz.” (Müslim, İmâre; 37)
Müslümanların işini layıkıyla görmeyen idareciler konusunda Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
“Müslümanların idareciliğini üzerine alıp da onlar için çalışmayan ve onların iyiliğini istemeyen bir idareci, onlarla birlikte asla Cennete giremez.” (Müslim, İman; 229)
“Ey Allah’ım! Her ümmetime ait bir işin başına geçer ve onlara güçlük çıkarırsa, Sen de ona güçlük çıkar.” (Müslim, İmare: 19)
“Hangi idareci yoksul ve düşkünlere kapısını kaparsa, Allah da onun fakirlik, ihtiyaç ve düşkünlüğüne karşı rahmet kapılarını kapar.” (Tirmizî, Ahkâm; 6)
Resulullah (a.s.v.), hüküm esnasında, rüşvet verene de, alana da lânet etmiştir. (Ebû Dâvud, Akdiye;4)
Bir başka hadisi şerifte ise şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Sizden her kimi bir vazifeye tayin ederim de bir iğne veya ondan daha kıymetli bir şeyi bizden saklarsa, bu, Kıyamet günü bir hıyanet ve haksızlık malı olarak (onunla) birlikte gelir.” (Ebu Dâvud, Akdiye;5)
Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz, Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.