Tefsirlerde dinin paramparça edilişi ile ilgili olarak şu görüşlere yer verilir:
“Dinlerini parça parça edip”; yani dinleri hakkında anlaşmazlığa düşerek onun bir bölümünü alıp bir bölümünü terk edenler bir kıraatte, “parça parça edenler” anlamına gelen (ferrekû) kelimesi “ayrılanlar” anlamında fârekû şeklinde de okunmuştur. Yani emr olundukları dini terk edenler anlamındadır. Bunlar ise Yahudi ve Hıristiyanlardır. “Bölük pörçük olanlarla” bu hususta kısımlara, fırkalara ayrılanlarla “senin hiç bir alâkan yoktur” yani sen onlara herhangi bir şekilde ilişme. “Onların işi ancak Allah’a kalmıştır.” O bunu üzerine almıştır. “Sonra O, ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” Ahirette, yaptıklarını haber verecek ve buna karşılık onları cezalandıracaktır.
Yüce Allah kâfirleri tehdit edip azapla ve ahir zamanda beklenen korkunç hadiselerle uyardıktan sonra, bidat ve şüphe sahibi kimselerin yaptıkları şekilde dinde fırkalara ayrılmaktan müminleri sakındırmış, Müslümanları söz birliği (tevhidül-kelime) etmeye teşvik etmiştir. (Vehbe Zuhayli, Enam 159. Ayetin tefsiri; et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 4/413.)
Ebu Hureyre Resûlullah (s.a.v.)’tan şu, “Dinlerini parça parça edip kendileri bölük bölük olanlar…” ayeti hakkında, “Bunlar bu ümmetten olan bidat, şüpheler ve dalâlet ehli kimselerdir” dediğini rivayet etmektedir. Mücahid’in açıklaması da bu şekildedir. Ebu Ümame de Yüce Allah’ın, “Bölük bölük olanlar” buyruğu hakkında, “Bunlar Haricîlerdir” diye açıklamıştır.
Bir grubun (Katâde, Dahhâk ve Süddî) ise şöyle dedikleri nakledilmiştir: Bu ayet-i kerime, Yahudilerle Hıristiyanlar hakkında nazil olmuştur. Çünkü onlar Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın dinlerini parça parça ederek farklı dinler ve değişik mezhepler haline dönüştürmüşlerdir.
Ayet-i kerimenin bütün kâfirler hakkında genel olduğu da söylenmiştir. İbni Kesir der ki: “Zahir olan o ki, ayet-i kerime dinden ayrılan, ona muhalefet eden herkes hakkında umumidir.” (İbni Kesir; Enam 159. Ayetin tefsiri) Yeni ilim adamlarının doğru gördükleri görüş de budur. Menâr” da der ki: Doğrusu, bu konudaki iki görüşü de bir arada kabul etmektir. Şanı yüce Allah bu surede İslâm’ın delillerini ortaya koyup şirkin şüphelerini çürüterek Kitap Ehli’ni ve onların şeriatlarını söz konusu etti. İslâm çağrısını kabul edenleri birliğe ve kendilerinden öncekilerin ayrılıp dağıldıkları gibi ayrılığa düşmemeye davet etti. Nitekim Al-i İmran suresinde de şöyle buyrulmaktadır: “Kendilerine apaçık delillerin gelmesinden sonra ayrılığa ve anlaşmazlığa düşen kimseler gibi olmayınız. İşte böyleleri için çok büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/ 105)
Ayet-i kerimenin manası şudur: Dinlerini parça parça edip onun bir bölümüne iman ederek kabul eden, diğer bir bölümünü de terk ederek naslarını kendi arzularına göre tevil edip değişik fırkalara ayrılan ve her bir fırkaya, herhangi bir görüşü kabul edip herhangi bir mezhebe taassupla bağlanan kimseler gibi olmayınız. Ey Muhammed! Sen böylelerine ilişme. Onları kendi halleriyle baş başa bırak; onlarla savaşmana gerek yok. Sana düşen risaleti tebliğ etmek ve hak dinin esaslarını zafere kavuşturmaya çalışmaktır. Sen onlardan da, onların yaptıklarından da uzaksın. Onların mezheplerinden, söylediklerinden uzaksın; onların işlerini, onları hesaba çekmeyi Allah üzerine alır. Sonra ahirette onlara durumlarını bildirecek, onları cezalandıracaktır.-Razî der ki: Ayet-i kerimeden kasıt, Müslümanların söz birliği etmelerini, dinde tefrikaya düşmemelerini, bir takım bidatler ortaya koymamalarını bir teşviktir. (Râzi, XIV/8.)
-Kur’an-I Kerimin Bir Bölümüne İnanıp Bir Bölümüne İnanmamak-
Yüce Allah dinlerini parça parça eden Kitap Ehli hakkında şöyle buyurmaktadır: “Yoksa sizler Kitabın bir bölümüne iman ediyor bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara 2/ 85)
Peygamber (s.a.v.) de Müslümanları tefrikaya düşmekten sakındırmıştır. Ebu Davud, Muaviye b. Ebi Süfyân (r.a.)’dan şöyle dediğini nakleder: Resulullah (s.a.v.) aramızda kalkıp şöyle bir konuşma yaptı:
“Şunu bilin ki sizden önceki Kitap Ehli olan kimseler yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Şüphesiz bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunun yetmiş ikisi cehennemde birisi ise cennette olacaktır; bu ise cemaatin tuttuğu yoldur.” (İbnül-Esîr, Câmiu’l-Usûl, X/407) Yine Ebu Davud ve-lafız kendisinin olmak üzere- Tirmizî, Ebu Hureyre (r.a.)’den Rasulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: “Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Hıristiyanlar da o şekilde bölündü; benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır.”(İbnül-Esîr, Câmiu’l-Usûl, X/408.)
Buna göre Yüce Allah’ın, “Dinlerini parça parça edip” buyruğundan kasıt, Yahudi ve Hıristiyanların ihtilâfa düştükleri gibi dinleri hakkında anlaşmazlığa düşenlerdir. Dinlerini parça parça ayırmalarının, bir bölümüne iman edip bir bölümünü inkâr demek olduğu da söylenmiştir.
Ayrılığa düşmenin sebepleri pek çoktur. Hükmedip saltanat kurma (iktidar) sevgisi, kavmine, ırkına taassup (ırkçılık, bölücülük yapması) göstermesi, görüş ve hevasına şiddetli bir şekilde bağlı kalması, din düşmanlarının hile, desise ve tuzaklarına kulak verilmesi, bilgisizlik, geri kalmışlık, gelenek ve göreneklerde başkalarına tabi olmak, bazı devletlerin veya çoğunluğunun düşünce ve inanışta, siyaset ve yönetimde, düzen ve yasalarda dinden ayrılmaları, dini büsbütün terk etmeleri bunların en önemlileri arasında sayılabilir. (Vehbe Zuhayli, Enam 159.ayetin tefsiri; et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 4/413-415.)
Şüphe yok ki Allah’ın şeriatı birdir ve parçalanmayı kabul etmeyen bir bü-tündür. Onun bir bölümünü almak, bir bölümünü terk etmek, herhangi bir hükmü işlemez hale getirmek yahut da çağa uygun olmadığı iddiasında bulunmak doğru değildir. Her kim bunlardan herhangi birisine inanacak olursa kâfir olur.
Dinde ayrılığa düşmek, bidatler ortaya koymak, şüphelere, arzu ve heveslere tabi olmak büyük bir tehlike, büyük bir günah, apaçık bir sapıklıktır. Ümmete düşen söz birliği etmek, görüş birliğine varmak, Allah’ın ve Resulünün ibadet ve yasalarda izin vermediği bidat ve yeni çığırların uçurumlarına yuvarlanıp düşmekten sakınmaktır.
Allah’ın yasalarından uzaklaşmak, tedricî olarak bazı hükümlerden uzaklaşmakla başladı; nihayet Allah’ın şeriatı bütünüyle hayatın dışında bırakılmış oldu.
Hatta maalesef parçalanma ve donuklaştırma Kur’an-ı Kerim’in bir takım naslarına kadar uzayıp gitti. Onun bir kısım buyrukları özellikle radyolarda (ve televizyonlarda) okunmaz oldu.
Ayet-i kerime dinden ayrılan ve ona muhalif olan her kimse hakkında umumidir. Bu ister Kitap Ehli’nden (Yahudi ve Hıristiyanlardan) olsun, ister Müslümanlardan (bidat ve şüphe ehli) olsun fark etmez. Bakiyye b. el-Velid senedini kaydederek Ömer b. el-Hattâb’dan Resulullah (s.a.v.)’ın Hz. Aişe’ye şöyle dediğini nakletmektedir: “Muhakkak dinlerini parça parça edip kendileri bölük bölük olanlar, işte onlar bu ümmet arasından bidat sahibi, çeşitli heva ve heves sahipleri ile sapık olan kimselerdir. Ey Aişe! Bid’at ve heva sahipleri dışında her bir günahkârın bir tevbesi vardır. Bunların ise tevbesi yoktur, ben onlardan uzağım, onlarda benden uzaktırlar.” (Vehbe Zuhayli, Enam/159; et-Tefsirü’l-Münir, Risale: 4/415.)