İman ve amel, bir bütünü oluşturan parçalar değil, ayrı ayrı şeylerdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (Bakara 2/ 277.) buyrulmuş, amel, iman üzerine atfedilmiştir. Arapça gramer kuralına göre ancak ayrı ayrı manada olan şeyler birbirine atfedilebilirler. Daha açık bir ifade ile eğer amel imanın bir parçası olsaydı “İman edenler” ifadesinden sonra “iyi iş yapanlar” denmesine gerek kalmazdı.
İman ettiği halde amel etmeyen, iyi ameli az fakat kötü ameli çok olan Müslüman Kâfir olmaz, sadece günah işlemiş olur.
Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber Ehl-i Sünnetin görüşü, farz olan ibadetleri yapmamak ve büyük günah işlemek insanı dinden çıkarmaz, günahkâr yapar. Dinden çıkmak başka, günahkâr olmak başkadır. Nitekim Ashab-ı Kiram’dan Ebû zer (r.a.) şöyle demiştir:
“Peygamberimize geldim. Üzerinde beyaz bir elbise olduğu halde uyuyordu. Döndüm, sonra yine geldim, uyanmıştı şöyle buyurdu:
— Lâilâhe illallah-Allah’tan başka ilâh yoktur- diyen (Allah’a eş ve ortak koşmadan) ve bu ikrar üzerine ölen hiç bir kul yoktur ki, cennete girmesin, buyurdu. Ben:
-Zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim. Peygamberimiz: Evet, zina etse de hırsızlık etsede girer, buyurdu. Ben: Zina etsede hırsızlık etsede mi? dedim. Peygamberimiz:- Evet, hırsızlık etsede zina etsede girer, buyurdu. Ben takrar: Ey Allah’ın Resûlü, zina etsede hırsızlık etsede mi? dedim. Peygamberimiz: Evet, Ebû Zerr’in burnu toprağa sürülse ve böylece zelil ve hakir olsa da muhakkak cennete girer, buyurdu. (Buhari, Tevhid, 33, Rikak, 16; Müslim, İman, 40.)
Bu hadisin kapsamına ancak Allah’a şirk ve ortak koşmayanlar girer, teslis-üçleme inancına sahip olup Allah’ şirk ve ortak koşan Hıristiyanların ve Yahudilerin bu hadis-i şerifin kapsamına girmeleri söz konusu değildir. Allah’a şirk koşmak günahların en büyüğüdür. Şirk dışındaki günahları, Allah’ın dilediği kimse için bağışlayacağı bir âyette şöyle ifade edilir:
“Allah kendine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır” (en-Nisâ 4/116).
Allah Ve Rasulüne Savaş Açmak
Maide suresinde Allah’ın emirlerni ve hükümlerini yok saymak Allah’a karşı savaş açmak olarak nitelendiriliyor:
“Allah ve Resûlü’(nün hükümleri)ne karşı savaş açan ve (bu hükümlerin yapılmasını istemeyerek ve aksini yaparak) yeryüzünde anarşi/fesat çıkartmaya çalışanların cezası ancak (verilecek hükme göre ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çapraz kesilmesi, ya da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır.” (Maide suresi 6/ 33)
Allah Ve Resûlü’ne Karşı Savaş Açma İki Türlü Olur.
• Biri, Allah’ın emirlerini/hükümlerini hiçe sayarak onları toplumun yaşamından kaldırmak, emirlerini yasaklamak, haram kıldıklarını da (zinayı, içkiyi ve kumarı, fâizi, rüşveti) serbest bırakmak, rüşvetin ve faizin adını değiştirmekle (hediye, bağış ve alış veriş gibidir demekle.) ve onlara imkânlar tanımakla,(Bakara: 275, 279, 188, Nisa: 29)
• Diğeri de fertlerin toplum düzenini bozucu/anarşist hareketleriyle olur. İslâm, bir insanın aşkasını kasten öldürmesini bir insanlık suçu sayar ve bütün insanları öldürmüş gibi kabul eder. Yol kesme, soygun ve öldürme (terör) olayları toplumun huzurunu bozduğu için devlete karşı işlenmiş bir suç kabul edilmiş ve cezalar konulmuştur. Aşağıda görüleceği şekilde bu cezaları İslâm, suç işleyecek olanın kendi âkıbetini düşünmesi ve ondan ibret alıp vazgeçmesi için koymuştur. Şöyle ki:
• Silahlanıp dağa çıkan ve orada yol kesip adam öldürenin cezası ölümdür.
• Hem öldürmüş hem de soygun yapmışsa hem öldürülür, hem de ibret için asılır.
• Yol kesmiş, kimseyi öldürmemiş de sadece malları alıp kaçmışsa, normal hırsıza göre (Maide 5/38) cezası, iki misli olarak sağ el ve sol ayağı çaprazlama kesilir.
• Yol kesip öldürmeden ve malları da almadan yalnız terör havası yaratıp insanları korkutmuşsa, sürgüne gönderilir. (Cumhûrun kavli budur.) [Abdülkadir Udeh, MukayeseIi İslâm Hukuku ve Beşeri Hukuk 2/ 233-234 235-236; İbni Kesir (Sâbunî), I, 510-511) (bk. Bakara 2 /178-179)
“Ancak siz, onları (yakalayıp) ele geçirmezden önce (zarar vermeden kendiliğinden teslim olup) tevbe edenler bunun dışındadır. Bilin ki Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.” (Maide 6/34) Feyzü’l Furkan, H.T Feyizli)
Yalnız şahsî haklar (kul hakları) devlet tarafından bağışlanmaz, onun affı ancak hak sahiplerine aittir.