Muharrem Günay

DİNİMİZDE VE TÜRK TÖRESİNDE İYİLİK

Muharrem Günay

29 Kasım 2012 Perşembe 02:00:00
  “Din gününü yalan sayanı görüyor musun? İşte yetimi itip kakan; yoksulu doyurmayı özendirmeyen odur… Yazıklar olsun o namaz kılanlara… Onlar namazlarından gafildirler… Onlar gösterişçilerin tâ kendileridir… Zekâtı da menedenler onlardır.” (Mâun suresi) Yüce Kuran’daki bu ayetlere göre münkir ve münafığın özellikleri şunlardır.
1- Yetimi İtip kakmak
2- Yoksulu doyurmayı özendirmemek
3- Namazdan gafil olmak
4- Gösterişçi olmak
5- Zekâtı menetmek.
Maun suresinde sayılan beş özellikten üçü garip, fakir, yetimlerle ilgili… Beled suresinin 10–17 ayetlerinde Yüce Allah şöyle diyor:
“Biz ona iki yol gösterdik, fakat o sarp yokuşa saldıramadı. Nedir sarp yokuş biliyor musun? Köleleri hürriyete kavuşturmaktır. Açlık günlerinde açları doyurmaktır.
Yakındaki yetime toprakta sürünen bir yoksula sonra da iman edenlerden birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.” el-İsra 26. Ayette:
“Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver” memiz emredilmekte; En-Nur 22. Ayette ise:
“Sizden erdem ve servet sahibi olanlar, akrabasına, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere vermekte kusur etmesin” buyrulmaktadır. Bakara suresi 83. Ayette:
“… Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, anaya, babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara iyilik yapın…” Nisa 36. Ayette:
“Allah’a ibadet edin, ona eş koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, gariplere, emriniz altındakilere iyilik edin” denilmektedir. Yüce kitabımız Kur’an’da yukarıdaki ayetlere benzer çok ayet vardır. Bu ayetlerden
Rum suresi 38. Ayette, yüce Allah’ın cemalini görmek isteyenlere akrabaya, yolcuya ve yoksula haklarını vermeleri tavsiye edilmekte ve şöyle buyrulmaktadır:
“Haydi, akrabaya, yoksula, yol oğluna hakkını ver. Bu Allah’ın cemali’ni dilemekte olanlar için hayırlıdır ve onlar korktuklarından emin, umduklarına nail olacaklardır.”
Bu ayette de açıkça görüldüğü gibi, Allahın cemali’ni görmeyi dileyenler, yani Allaha ulaşmak ve O’nu görmek isteyenler, yani kendileri için Mirac talebinde bulunanlar, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa haklarını verecekler. Yüce Kur’an “hak”larını ver diyor. Çünk verdiklerimiz onların hakkı olandır. Yüce Kur’an yoksulu yediren, doyuran, akrabaya, ihtiyaç sahibine haklarını verenlere güvence veriyor ve diyor ki:
“Onlar korktuklarından emin olacaklar; umduklarına erişeceklerdir. (Yâni cehennemden âzad olacaklar, cennete gireceklerdir.)” İnsan /ed-Dehr suresinde ise:
“Sevdiklerinden vererek yoksulu, yetimi, tutsağı doyururlar. Biz ancak Allah’ın cemali için yediriyoruz, sizden karşılık da beklemiyor, alkış da…” buyruluyor.
Ahmet Yesevi hazretleri ise hikmetli divanında:
“Kim Allah’a ulaşmak istiyorsa… Garip, yoksul, yetimlerin gönlünü alsın…” diyor.
Allah’ın cemalini görmenin ve Allah’ın rızasını kazanmanın, salih amel işlemenin ve salih bir kul ve insan-ı kâmil olmanın yolunu Ahmet Yesevi, Hikmet’inin hemen başında veriyor:
Sözü söyledim, kim isterse Allah’ı görmek
Canını canına bağlasın, damarlarını eklesin
Garip, yetim, fakirlerin gönlünü alsın.
Bütün gücünü toplayıp, çabalarını tek hedefe yöneltip, gariplerin, yolda kalmışların, yetimlerin, anasız babasızların, fakirlerin, yoksulların yardımına koşanlar, işte onlar, Alah’a ulaşmak yoluna girmiş olanlardır.
İşte hikmet:
Garip, fakir, yetimlerle elçi ilgilendi
O gecede mirac oldu Allah’ı gördü
Döndü geldi yine fakirlerin halini sordu.
Hak mustafa öğüdünü söylüyorum.
Resul önüne bir yetim gelmişti
Garip ve müptelâyım demişti
Acıdı resul onun haline
İstediğini verdi eline
Resul dedi ben de bir yetimim
Yetimlik ve gariplikle yetiştim
Muhammed dedi ki kim ki yetimdir
Biliniz o benim has ümmetimdir
Yetimi görseniz incitmeyiniz
Garibi görseniz küstürmeyiniz
Ahmet Yesevi’ye göre Yüce Muhammed’in yolunda, İslam dininde “En büyük, enyararlı ve en çabuk erdirici ibadet, insana hizmettir.”
Eski Türk töresinin değişmez temel esaslarından birisi de ” iyilik ” tir. Eski Türklerinsanlara ayırım yapmadan iyilikte bulunmayı Türk olmanın gereklerinden sayarlardı. Hunlarzamanından başlayarak Osmanlılara kadar kurulan Türk devletleri istisnasız birer hizmetdevleti idiler. Eski Türk devletinin ve devlet başkanlarının en başta gelen görevleri de halkahizmettir. Açları doyurmak, çıplakları giydirmek, az milleti çok, fakir milleti zengin kılmak Türkdevletinin ve Türk hakanlarının en temel görevleri idi. Bu düşünceler tarihi kaynaklarda açıkbir şekilde yer almaktadır.
Az milleti çok kılmak, açları beslemek, çıplakları giydirmek, fakir milleti zengin kılmakatalarımızın en güzel adetlerindendir. Dede korkut hikâyelerinde “Türk hakanlarının açgörsem doyurdum, yalıncak görsem giydirdim, depe gibi et yığdım…” sözleriyle halkahizmetleri ve cömertlikleri anlatılır. Yine yabancı kaynaklarda, Osmanlılar ve Selçuklulardöneminde Türkiye’den “Şefkat Diyarı” diye söz edilir. Yine Şeyh Edebali’nin damadı Osman
Gazi’ye vasiyetinde “İnsan yaşat ki devlet yaşasın” sözleri insana ve insanlara hizmeteverilen değeri göstermesi açısından çok önemlidir. Eski Türk kültüründe “Kişilikli insan” başkalarına faydalı olan insan demektir. Kutadgu Bilig’de insanın tanımı şöyle yapılır: ” Kişi (insan ) derler, insan kimdir? İnsan başkalarına faydalı olan ve onların işlerini gören kimsedir.” (Kutadgu Bilig, 3269. Beyit)

Yazarın Diğer Yazıları