Muharrem Günay

DOĞUNUN, BATININ VE İSLÂM DÜNYASININ SULTANI TUĞRUL BEY

Muharrem Günay

İslâm dünyasının sınırlarda sürekli gerilediği, içeride manevi buhranların yaşandığı, birlik ve beraberliğin sona erdiği bir dönemde Büyük Selçuklu Devleti tarih sahnesine çıkar. Artık İslâm dünyasını iyi bir gelecek beklemektedir.
Türk milletinin Allah’ın emriyle ortaya çıktığına inanan Patrik Süryani Mihail vakayinamesinin üçüncü cildinin 154. sayfasında:
“Araplar zayıf düşmekte ve Rumlar da birçok memleketleri zapt etmekte oldukları için Araplar Türkleri yardıma çağırmak ihtiyacında kaldılar” (Danişmend, 1978, . s:231)
Türklerin kitleler halinde Müslüman olduğu bir dönemde aynı düşünceler ve beklentiler Araplarda da mevcuttur. Onlar da doğudan gelecek Türkleri beklemekte idiler. O dönemde Peygamberimizin : “Türkler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyin, ümmetimin idaresi Türklerin eline geçecek” türündeki hadisler dilden dile dolaşmaktadır.
Selçukluların ve Tuğrul Bey’in ortaya çıkmasından yaklaşık olarak bir asır önce, Makaddesi’nin Ahsenüttakâsim adlı eserinde naklettiği hadis bu beklentileri göstermek açısından çok önemlidir. Hz. Peygamberimiz:
“Horasan’da Arap olmayan güzel yüzlü, hâkim bir insan çıkacak, onun adı da benim ki gibi Muhammed olacak ve Büveyhilerin tahakkümüne son verecektir. Horasan’dan büyük Dervazat’a kadar fetihler yapacak, karşısında tek bir silahlı kalıncaya kadar kılıcı bırakmayacak, İran, Irak ve Mekke hutbelerinde adı okunacaktır” müjdesinde bulunmuşlardır.(Turan, 1969, c.1, s:174)
Arap kaynaklarında Tuğrul Bey’in adı ‘Mikail Oğlu Muhammed Tuğrul Bey (Kitapçı, 1996, c.2, s:58) olarak geçmektedir. Bu ifadenin ilk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e uygun olduğu şüphesizdir. Zira onun devletini Horasan’da kurması, bahis mevzuu ülkelere hâkim olması, Müslüman olduktan sonra Muhammed adını alması ve nihayet Büveyhileri ortadan kaldırması hep ona ait icraat ve vasıflara işarettir. Bu hadisin İslâm kaynaklarında (İbn-i Haldun Mukaddime 2, s:226) bir kehanetle teyit edilmesi de çok önemlidir.
Gerçekten Halife Me’mun (813-833) Abbasilerin en parlak devrinde Zebulistan emirine mensup (bir) müneccime hanedanının akıbeti hakkında bir soru sormuştur. Müneccimin kehanetine göre, kuzey doğu taraflarından zuhur edecek Türkler, Büveyhilerin hâkimiyetine son verdikten sonra, Irak, Suriye ve Rum’a (Anadolu’ya) sahip olacaklardır. Bu kehanet kaynaklarda zikredilmiş ve İbn-i Haldun bunu mezkûr hadisle birleştirmiştir (Turan, 1969, c. 1, s.174)
Gerçekten İslâm dünyasının ümitleri ve beklentileri gerçekleşmiş tıpkı hadislerde belirtildiği gibi Türkler ortaya çıkmış, sapık mezhep ve yıkıcı faaliyetlere son vererek Sultan Tuğrul’un öncülüğünde Büveyhileri ortadan kaldırmışlardı. Artık bundan sonra İslâm halifeleri birer oyuncak ve kukla olmaktan kurtulmuş ve manevi birer lider olarak yücelmişlerdir. İsmail Hami Danişmend yukarıdaki bilgilerle ilgili olarak, Rene Grousset’in “Ehli Salip” adlı eserinde şu bilgileri nakletmektedir:
“Kat’i bir tereddiye (gerilemeye) mahkûm gibi görünecek kadar köhneleşmiş olan onuncu asır Arap-Acem İslâmiyet’i, Türk ırkının ortaya çıkması üzerine Hulafayı Raşidin devrindeki dâhili birliği ile tevessü (genişleme) ve intişar (yayılma) kudretini yeniden kazanmıştır ”(Danişmend, 1978, s:235).
Yine Vily Durant’ın “Medeniyet Tarihi” adlı eserinin 1. cildinin 263. sayfasında şu görüşlere yer verilmektedir: “…Hükümete yeni bir kuvvet ve kudretle tesir ve nüfuz ve İslâmiyet’e de yeni bir Sünnilik şevk ve gayreti getirdiler. İki asır sonra Mongollar’ın yapacakları gibi zapt ettiklerini yıkmadılar. Üstün bir medeniyeti çarçabuk benimsediler; can çekişen bir devletin evvelce muhtelif uzuvları olan dağınık parçalarını birleştirip yeni bir imparatorluk haline getirdiler ve ona Hıristiyanlık Müslümanlık arasında bizim şimdi Ehl-i Salip (Haçlı Seferleri) dediğimiz uzun mücadeleye mukavemet imkânıyla ondan sonra hayatını idame (devam) kudretini de verdiler” (Danişmend,1978, s, 236).

Yazarın Diğer Yazıları