Muharrem Günay

ERTUĞRUL GÂZİ YÖNETİMİNDE KAYILAR

Muharrem Günay

Ertuğrul Gâzi ve aşireti Erzincan-Sivas arasındaki Yassı-çimen dağı eteklerinde Selçuklu ve Harzemşah ordularının karşılaştıkları Yassı-çimen Savaşı’na tanık oldular (Demir, 2000: 139). 10 Ağustos 1230’da Erzincan yakınlarındaki Yassı-çimen mevkiînde yapılan savaşta, Ertuğrul Gazi’nin başında bulunduğu Kayı Türkleri, Doğu Türk Hakanı Celâleddin Harzemşah’a karşı, Anadolu Selçuklu Sultan’ı I. Alâeddin Keykubat’ın yanında yer alarak, Selçukluların savaşı kazanmasını sağladılar (Özkan, 2005, s. 20). Bu olay, Kayı’ların geleceği konusunda önemli bir dönüm noktası teşkil ederken, kazanılan zaferden sonra, Sultan Alâeddin Keykubat, Ertuğrul Gazi’ye, yardımlarından dolayı iltifatlarda bulunarak hilat giydirdi. Ardından Ankara yakınlarındaki Karacadağ ve çevresini ona verdi (Neşrî, 1995: 63; Danişmend, 1971: 1-2). Belirli bir süre Karacadağ’da kalan Ertuğrul Gazi, oğlu Sarı Yatu’yı Alâeddin Keykubad’a göndererek yeni bir yerleşim alanı istedi. Alâeddin Keykubat, bu isteği geri çevirmedi ve Ankara çevresindeki Karacadağ’ı yurt olarak Ertuğrul’a verdi (Aşıkoğlu, s.4). Ertuğrul Gazi, Sultandan aldığı izin ile daha verimli topraklar elde etmek amacıyla Bizans sınırında Aşağı Sakarya havzasındaki Söğüt dolaylarına yerleşti.
Anadolu’daki bu başarılarının ardından önce Karacahisar ve sonrasında Söğüt üzerine yürüyen Ertuğrul Gazi ve ordusu her iki bölgeye de hâkim oldu (Neşrî, 1995: 67; İbn-i Kemal, 1970: 56). Ertuğrul Gazi’nin bu başarıları üzerine Selçuklu sultanı Osmanlı Beyliği’nin ilk başkenti olan Söğüt ve çevresini ona yurt olarak verdi. Bu şekilde Anadolu’da, Selçukluların Batı sınırındaki Söğüt ve Domaniç’e yerleşen Ertuğrul Bey’e, “uçbeyliği” sınır muhafızlığı verildi (Köprülü, 1984: 98).
Bundan sonra Söğüt ve çevresine yerleşen Ertuğrul Gazi, bir taraftan Bizans’a karşı diğer uç beyleriyle birlikte mücadele ederken, diğer yandan da komşu Rum tekfurlarıyla dostluk ve yakınlık kurdu. Bu dostluk ve iyi ilişkileri sayesinde kışları Söğüt’te yazları da Domaniç’te geçiren Ertuğrul Bey ve Kayı aşireti her geçen gün biraz daha büyüyerek kuvvetlendi.
“Ertuğrul Gâzi 1281 yılında ölünce Osmanlıların elinde beş bin kilometre karelik bir alan vardı. Bu toprakların bir kısmını da Bizanslılar ile savaşarak ele geçirmişlerdi. Osmanlılar dünya tarihinde ilk kez görüldüğü üzere, 300 yıl içinde bu toprakları yirmi bin kez büyüterek geniş bir imparatorluk sahibi oldular.” (Çeçen, 1986, s. 253)
Ertuğrul Gâzi 90 yaşında iken Hakkın rahmetine kavuşunca, beyliğin başına Cihan devletine adını verecek olan Osman Gâzi geçti. Osman Gâzi Türk Töresi gereğince bir ak keçeye oturtuldu. Dokuz defa havaya kaldırıldı. Beyler birer birer Osman Gâzi’nin önüne gelip, diz çökerek O’na itaat edeceklerini bildirdiler. Osman Gâzi’nin bir keçe üzerinde dokuz defa yukarı kaldırılıp, döndürülerek bey olarak ilan edilmesi, Türk Töresi’ne göre Osman Bey’in beyliğinin, dokuz kat göğün üstünde olan Yüce Allah tarafından onaylanması, kutlanması, Allah’tan kut alması, hakan olarak görevlendirilmesi anlamına gelir. “Yüce Tanrı kut verirse kişi hakan olur” ifadelerinden de anlaşılacağı gibi, eski Türk hâkimiyet anlayışına göre hakanlar idare etme-hakan olma hakkını Yüce Tanrı’dan alırlardı. “Orada bulunan Ahi Evren, Osman Gâzi’ye kılıç kuşattı. Dursun Fakih dua okudu.” (Doğan, 1978, s. 136)
Rivayetlere göre, Ertuğrul Gâzi, Osman Gâzi doğmadan, bir gece rüyasında, ocağından bir suyun kaynayıp, gittikçe çoğaldığını, büyük bir deniz haline gelerek bütün yeryüzünü doldurduğunu gördü. Uyanınca gördüğü rüyayı arif bir kimseye anlattı, tâbir etmesini istedi. O da Ertuğrul Gâzi’nin rüyasını:”Senin bir çocuğun olacak. O ve soyu bütün yeryüzüne yahut da büyük bir kısmına hükmedecekler” şeklinde tâbir eyledi. Bir veya birkaç gün sonra Osman Gâzi doğdu. Yine Ertuğrul Gâzi, bir gece ulemâdan bir kimseye misafir olup, bulunduğu odada bir kitap gördü. Sorunca ev sahibi, “Bu kitap, Allah sübhanehü ve teâlâ hazretlerinin, Resul-i Ekrem’ine inzal buyurdukları (indirdikleri) Kur’an-ı Kerim’dir” dedi. Sonra ev sahibi uyumak için gidip de Ertuğrul Gâzi mushafın bulunduğu odada yalnız kalınca, kalkıp, sabaha kadar Mushaf-ı şerifin huzurunda, hürmet ve tazim için ayakta durdu. Fakat bir ara uykuya varınca, rüyada kendisine, ”Sen kelamıma hürmet ve saygı gösterdin, ben de senin evladına kıyamet gününe kadar daim olacak ulu bir devlet ihsan eyledim” diye hitap edildi. (Müneccimbaşı, Tarihsiz, c. 1 s. 44–45)

Yazarın Diğer Yazıları