Eski Türk ailesi, bugün olduğu gibi, “küçük aile”, yani “çekirdek aile” tipindeydi. “Evlenmek” ve “evlendirmek” kelimeleri bu durumu açıkça göstermektedir. “Evlenmek”, yeni bir ev sahibi olmak, daha doğrusu yeni bir aile kurmak anlamına geliyordu. Her baba, yetişen oğullarını evlendirmek suretiyle onların da müstakil bir aile haline gelmelerini sağlamaktaydı. Bundan dolayı o, ailesindeki evlendirdiği her oğluna bir çadır ile bir miktar mal vermekteydi. Ancak küçük oğul, evlendikten sonra babasının çadırında kalmakta, yaşlılıklarında anne ve babasına bakmakta ve onların ölümlerinden sonra da çadırın ve babasının kalan malının sahibi olmaktaydı. Baba ocağını tüttürdüğü için küçük oğula “ot tigin” (ateş prensi) denmekteydi.
Türklerde genellikle dışarıdan evlilik (exogamie) tercih edilmekteydi. Daha doğrusu, oğlanlar dışarıdan evlendirilmekte, kızlar da dışarıya verilmekteydi. Bundan maksat, akraba sayısını artırmak, karşılıklı olarak birbirilerinin destek ve himayesini kazanmaktı. Dışarıdan evlilikten başka bir maksat da, akraba boylar edinerek, boylar arasındaki yağma ve çapulu önlemek ve böylece iç barışı sağlamaktı. Zira konar-göçer bir hayat yaşayan bozkır ailelerinin ve boylarının tabiî âfetlere ve düşman saldırılarına karşı koyabilmeleri, ancak kendi aralarında akrabalık bağları kurmaları ve iş birliğini kuvvetlendirmeleriyle mümkün olabilmekteydi. Öte yandan, eski Türk toplumunda tek eşle evlilik (monogamie) hâkimdi. Bazen erken ölen kardeşlerin dul kalan eşleri, diğer kardeşler ve akraba erkeklerden biri tarafından ikinci bir eş olarak alınmaktaydı. Bu davranışın temelinde, aile ve malın parçalanmaması fikri ile himaye ve destek anlayışı yatmaktaydı.
Eski Türkler akrabalık bağlarına da çok büyük bir önem verirlerdi. Türkçe akrabalık münasebetlerine dair altmış ayrı nüansa tekabül eden kelimeyi Zolotitski Çuvaşça sözlüğünde zikretmiştir (Rasony: 1996: 57).
Türk aile sisteminde büyüklere karşı sonsuz saygı ve hürmet vardır. Aile düzeninde büyüklere gösterilen saygı, devlet büyüğü olarak kabul edilen hükümdar ve beylere gösterilen mutlak itaat ve saygının temelidir. Göktürk Kitabeleri’nde yer alan “Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş… Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı’’ ifadeleri temeli aile içinde oluşturulan bu saygı ve itaatin devletin diğer kademelerinde bulunması gerektiğini, bulunmadığı takdirde devletin nasıl bir çöküş içine gireceğini anlatmaktadır. Eski Türk yazıtlarında gördüğümüz aça (akrabalık), adakı (babacığım), ana, apa (abla), bark (ev bark), beg (bey), bişük (aile), bod (boy), budun (kavim, millet), eb (ev, yurt), eble – (evlendir-), eçi/içi (ağabey; amca), eçü apa (ecdad), eğiç (kız çocuğuna sevgi göstergesi olarak kullanılan bir kelime), eke (abla), er (erkek adam), eş, ini (küçük kardeş), iniyigün (akrabalık ifade eden bir kelime), kelinün (gelin), kişi (insan, zevce), kün (cariye) (müçe (düğün hediyesi), oba (boy, kabile), oğlan, oğul, oğuş (kabile, boy), ög (anne), kadaş (hısım, akraba), kadin (kayın, hısım), kalın (başlık), kang (baba), katun (kadın, hatun), kız oğul (kız evlât), kudız (dul kadın), sağdıç, singil (kız kardeş), törün (düğün, merasim), tuh (dul), urı (erkek evlât), uri oğul (erkek evlât), uya (kardeş, hısım), yigün (yeğen), yorç (kadının küçük erkek kardeşi), yotuz (zevce, refika) gibi aile akrabalıkla ilgili kelimelerin çokluğu, Türklerin aile düzenine verdikleri önemin bir göstergesidir.
Ziya Gökalp’in : “Ailedir bu milletin, bu devletin esası
Kadın tamam olmadıkça eksik kalır bu hayat… ” (Ülken, H.Z. Ziya Gökalp, s.198)
mısraları, sosyal değerler üzerine kurulan; sosyal grup olarak büyük olan ailenin ne kadar önemli ve temel fonksiyonlara sahip olduğunu göstermektedir.
“Cemiyetin üç rüknü var:
Birincisi aile! Bu diyanet yuvasını kuran sensin, kadındır.
Medeniyet bayrağını sensin alan ilk ele,
Altın harfle yazılacak olan, senin adındır ”
Diyen Ziya Gökalp’in cemiyeti oluşturan üç temel unsurun (aile, devlet, millet) birincisi olarak gördüğü aile, (Tansel, F.A. 1952, s.121) Türklerin köklü ve sağlam bir toplum yapısına sahip olmalarında çok önemli rol oynamıştır.
Eski Türklerde, soyluluk yalnız baba yönünden gelmezdi. Ana yönünden de gelirdi. Bir adamın tam soylu olması için, hem baba yönünden hem de ana yönünden soylu olması gerekirdi. Bu gün bile Harzem’deki Türkmenlerde bir kız, hem babası, hem de anası Türkmen olmayan bir erkeğe varmaz. Çünkü bir adamın yalnız babasının Türkmen olması, soylu olması için yeterli değildir. Tümüyle soylu olması için, anası da Türkmen olmalıdır (Gökalp, 1996, s.162).