Muharrem Günay

ESKİ TÜRKLER KIZ ÇOCUĞUNA ÇOK DEĞER VERİRLERDİ -2

Muharrem Günay

16. yüzyılda Türkiye’ye gelen Fransız elçisi (B.dela Broquere) Türkmen kadınlarının erkeklerden kaçmadığını, çok güzel ve iffetli olduklarını anlatırken Dulkadiroğulları’na bağlı 30 bin kadın süvari bulunduğunu, erkek gibi silah tutup savaştığını söyler ki Dede Korkut destanının tasvirlerine tamamıyla uygundur. Âşık Paşazade’nin Anadolu’da bulunan “Bâcıyan-ı Rum Taifesi “ (Bacılar Ordusu Teşkilatı) adı ile bu Türkmen kadınları kastettiği sanılmaktadır.(Turan,1969. cilt 1,130) Bilhassa şehzadelerin yaşlarının küçük olduğu dönemlerde şehzadeler belirli bir yaşa gelinceye kadar devlet şehzadelerin anaları tarafından yönetilirdi.
Karahanlılar ve Selçuklularda Terken unvanını taşıyan sultanların eşleri sadece hükümdarlara ve siyasi meselelere tesir etmekle kalmıyor; bizzat idare ve siyaset içinde de mühim roller oynuyorlardı. Nitekim Terkenlerin kendilerine ait yurtluk (ikta) vilayetleri, bunları idareye memur divan teşkilatları, askerleri ve kendi hazinelerine akan mühim gelirleri vardı. Bu durumları ile hatunlar feodal devlet bünyesinde, ikta ve asker sahibi beyler gibi; mühim bir mevki işgal ediyorlardı. (Turan. 1969. c.1. s.127)
Selçuklu Sultanları nasıl ki “Cihan Padişahı“ adıyla anılıyorsa, sultanların eşleri de “Dünya Melikesi“ unvanını taşıyorlardı. Dede Korkut Hikâyeleri’nde de Türk Kadını kutsaldır; güzeldir, kocasının yardımcısıdır; ailede fikirleri esas alınır. Kadın aynı zamanda milli bir kahramandır, yenilmez bir savaşçıdır. O erkeklerle değil; erkekler onunla yarışır. Türk kültüründe kadının en belirgin iki özelliği vardır. Bunların birincisi “Kahramanlık“, ikincisi “Analık“tır. Dede Korkut hikâyelerinde “Evin direği“ diye nitelendirilen Türk kadınları öve öve bitirilemez:
“Beri gel başımın bahtı, evimin tahtı,
Evden çıkıp yürüyünce selvi boylum,
Topuğundan büklüm büklüm kara saçlım.
Kurulu yaya benzer çatma kaşlım.
Çift badem sığmayan dar ağızlım
Kavunum, yemişim, düvleğim…”
Türk kadının bu parlak ve üstün durumu ne yazık ki çok uzun sürmedi İstanbul’un fethinden sonra Bizans’ın, Arabistan ve Mısır’ın fethinden sonra Bizans ve Arap toplumunun kural ve gelenekleri yavaş yavaş Osmanlı toplumu üzerindeki etkisini göstermeye başladı. “O kadar ki, 19.yüzyılda bile, İstanbul’da beyaz kadınların köle olarak eşya gibi alınıp satıldığı, çalışmaları resmi şekilde düzenlenmiş pazarlar vardı. Bu pazarlar ancak 1848’de köleliği yasaklayan milletlerarası anlaşmaların kabulü üzerine kapatıldı. 19.yüzyılda İstanbul’da, yalnız padişah sarayı değil, devlet ricalinin, Şeyhülislamların, kadıaskerlerin konakları, satın alınmış veya eşya gibi hediye edilmiş düzineler, hatta yüzlerce kadınla dolu idi.” (Mumcu, A. ve arkadaşları, 1983. 2: 212; Karal,1980. 121,122) Köle olmayan, “hür“ kadınların durumu da hiç parlak sayılmazdı. Çünkü onlar da ikinci sınıf insan muamelesi görüyorlardı. Erkeğin birden çok kadınla evlenmesi, dilediği zaman tek taraflı olarak kadınların boşanması çoğunlukla kız çocuklarının eğitim hakkından yoksun bırakılması, ancak bir avuç ayrıcalıklı kadının özel öğretmenlerle eğitim görebilmesi, kadınların iş hayatından uzak tutulması gibi eşitsizlikler 20. yüzyıla kadar devam edip geldi. Bir zamanlar Osmanlı ve İslam Dünyası karşısında her bakımdan geri olan Avrupa, İslam Dünyası karşısında hızla ilerliyor, kalkınıyor, birçok İslam ülkesi Batılıların sömürgesi altına giriyordu.
Osmanlı aydınları bu geri kalmışlığın üzerinde durmaya ve bu konuda fikir üretmeye başladılar. Buldukları sebeplerden birisi de “Kadınların eğitim haklarından yoksun oluşu ve kadınların iyi yetiştirilmeyişi” idi. Hiç şüphesiz tarihte Türkler tarafından kurulmuş büyük devletler ve medeniyetlerde Türk erkekleri kadar Türk kadınlarının da çok büyük bir yeri ve önemi vardır. Toplumun yükselmesi ve yücelmesi kadın ve ailenin yükselmesi ve yükselmesi ile doğru orantılıdır. Özellikle son zamanlarda yaşamakta olduğumuz ahlâki erozyon ve çöküntü Türk ailesini ve Türk kadınlarını da etkilemiştir. Türk ailesi Türk toplumunun temeli, Türk kadını da Türk ailesinin temel dayanağıdır. Bu bakımdan Türk ailesini ve Türk kadınını koruyucu tedbirler zaman geçirilmeden alınmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları