Muharrem Günay

EUZÜ BESMELE KULUN KENDİSİNİ ALLAH'A TESLİM ETMESİDİR

Muharrem Günay

26 Mart 2011 Cumartesi 02:00:00
  Kul, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm demekle, kendisini Allah’a teslim etmiş, başta şeytanların, cinlerin, insanların kötülülerinden, hastalıktan, fakirlikten, yanmaktan, boğulmaktan ve akla gelecek her türlü dert ve belâlardan, kalpte doğacak olan kibir, gurur, riya, nifak, şirk gibi kötü huylardan, nefsin kötü ve şiddetli arzularından, bid’at ve sapıklıklardan Allah’a sığınmış olur… EÛZÜ BİLLÂHİ…bütün bunları içine almaktadır.
Şeytan, kalbimizi her türlü vesveseyle bozmaya, bize her türlü kötülüğü yaptırmaya çalışır. İşte bu fena hareketinden dolayı Cenâbı Hakk şeytana “Hannâs” ismini vermiştir. Hannâs,”geri çekilerek veya büzülerek, sinerek fırsat bulunca vesvese vermek için dönüp gelen. Sinsi şeytan, Eûzü besmeleyi çekince kaçan, gaflete dalınca musallat olan şeytan demektir.” Eğer Mü’min Allah’ı çokça anan-zikir eden bir insan ise, kalbi zikrin nuru ile dolu olduğundan, şeytanın vesvesesi oraya, o mü’minin kalbine giremez. Şeytanın Allah’ı çokça anan ve zikreden mü’mine bir zararı dokunamaz. Ancak bu, Allah’ın çok sevdiği alim, arif, abid, ve zahid kulları için mümkün olabilir. Bu konuda Muhammed Tirmizi hazretleri şöyle buyurur:
“Kalp, akıl ve marifet mahallidir. Şeytanın zafer bulmağa kasdettiği mecra esasen kalpdir. Şeytan önce insanın Sadr’ına (kalbi üzerine-göğsüne) gelir. Zira, insanın sadrı-göğsü kalbinin hisarıdır. Şeytan sadra yol bulup girer-se gam, keder, hırs, tamah, şeytani hatıralar ve türlü kötü fikirlerle kalbi doldurur. Kalb, bu fenalıklarla doldukça da-ralır. Artık o kalbin sahibi maneviyattan uzak olur ve gözü dünyayı görür, başka bir şey görmez. İbadet ve taatten bir lezzet bulmaz. Fakat başlangıçta mü’min kalbe hücum eden bu şeytani fikirleri, kötü vesveseleri şeytanın düşmanlığını bilerek kalbin hisarı olan göğüsten uzaklaştırırsa, bu akibete girifdar olmamış olur. (Bu kötü şeyden kurtulmuş olur) İnsanın kalbini şeytanın vesvesesinden muhafaza etmesi; üzerine düşen en birinci vazifedir. Bunun için en tesirli silahı “Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” kudsi kelimelerini okumaktır. Bunu Allahüteâla; Cenab-ı Peygamber Aleyhisselatü vesselam efendimiz hazretlerine Kur’an’ı Kerim’de:
“Habibim sen Kur’an-ı okuduğun zaman, Allah’ın rahmetinden kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığın” (Nahl suresi 98. âyet) buyuruyor.
Bu yüce ve kudsi kelimelerin toplu olarak anlamlarında bir çok esrar gizlidir.
Birincisi: Mü’min Eûzübillah yani ben Allah’a sığınırım demekle kendinin acizliğini, sığındığı Cenab-ı rabbûlalemin hazretlerinin ise; büyüklüğünü, yüceliğini itiraf etmiş oluyor. Bu ise Allahü Teâla hazretlerine yaklaşmanın en sağlam ve müessir yoludur. Ebu Bekir Sıdık hazretleri:
“Acizlikten başka vusul (Vasıl olma-kavuşma) çaresi olmayan Allah’a hamdolsun” demiştir.
Evliyaullahın büyüklerinden Bayezıd-ı Bestami, Allahü teâla’ya geceli gündüzlü otuz yıl ibadet ibadet etmişti. Allahü teâla, Bayezıd’a :
“_ Ey kulum Bayazıd! Benim hazinelerim ibadet ve ta-atle doludur. Bana kurbiyet etmek dilersen (yaklaşmak istersen) bana acizlikle gel” buyurdu. İşte bu da bunun, kulun Allahü teâla’ya karşı acizlik göstermesi gerektiğinin en birinci delilidir. Cenabı Hakk’ın da kullarından istediği budur. İbadetin ruhu ve gerçekleşmesi, insanın kudret, kuvvet, azamet sahibi Cenab-ı Allah’a aczini kavlen (söz ile) ve fiilen itiraf etmesi demektir.

Yazarın Diğer Yazıları