Muharrem Günay

HALİFENİN SULTAN TUĞRUL'U BAĞDAT'A DAVET ETMESİ

Muharrem Günay

Tuğrul Bey’in ve Selçukluların kudreti arttıkça Bağdat’a hâkim Şiî Büveyhilerin de huzursuzluğu artıyordu. Fatımiler ile Büveyhiler Tuğrul Bey ve Abbasi Halifesi Ka’im bi’Emrillah’a karşı birleşmiş Sünnî İslâm nizamını ortadan kaldırmak istiyorlardı. “Büveyhi hükümdarı Husrev Fîrûz (Melik ür-Rahim) da Şiraz bölgesini istilâ etmek cesaretini göstermiş ve Tuğrul Bey adına okunan hutbeyi keserek kendi adına çevirmiştir. Tuğrul Bey İslâmiyet’in iç ve dış düşmanlarına karşı cihâd yapıyor, hilâfet makamına daima tâzimlerini bildiriyordu. Nihayet Arslan Basasiri ve Büveyhi zulmü artınca Halife Ka’im bi’emrillah Hibetullah b. Muhammed el-Me’mûni’yi bir mektup ile Rey’e Tuğrul Bey’e gönderdi ve onu ısrarla Bağdat’a dâvet ederek kurtarılmasını istedi”(Turan,1993, s:132). Sultan Tuğrul Halifenin ısrarı, Şiilerin ve Büveyhilerin harekete geçmeleri üzerine, 1055 tarihinde Bağdat seferine mecbur oldu. Sultan Tuğrul bu seferi ile Şiîlerin yıkıcı faaliyetlerini ve Mısır Fâtımî halifeliğini ortadan kaldırarak Sünni Halifelik ile Selçuklu Sultanlığını birleştirmek ve İslâm Dünyasına hâkim olmak istiyordu. Sultan Tuğrul bu maksatla Halifeye bir mektup gönderiyor ve mektubunda şu görüşlere yer veriyordu:
“Hazreti Muhammed’e hizmetle şeref kazanmak, takdis edilmek ve bizzat hacca giderek yolları açmak, âsileri tenkil eylemek (uzaklaştırmak, cezalandırmak) ve Mısır Suriye şaşkınlarını (Şiî Fâtimîler) ile savaşmak arzusundayım”(Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, 1993 s:132).
1055 yılında Tuğrul Bey halifenin ısrarlı daveti üzerine Bağdat’a hareket etti. Tuğrul Bey cazip va’dlerde bulunmasına rağmen Bağdat’taki Türk askerleri onun gelişini huş karşılamadılar ve bunu açıkça gösterdiler. Bunun sebebi, varlıklarının sona ereceği korkusu idi. Bu Türk askerlerinin başında Arslan-ül Besâsiri (Arslan Basasiri) vardı. Arslan sahip olduğu bazı meziyetler ile başında bulunduğu Türkler ve Bağdat’ın avam halkı tarafından seviliyordu. Bu avam arasında esnaflık yapan Türkler de vardı. Bir müddetten beri Arslan-ül Besasiri’nin hâlife ile araları açıktı. Hattâ Arslan’ın halifeyi yakalayıp, Bağdat ve Irak’ın diğer yerlerinde hutbeyi Mısır Fâtımi halifesi adına okutacağı söyleniyordu. Halifenin Tuğrul Bey’i davet etmesi de bu hâdise ile ilgili idi. Tuğrul Bey kalabalık bir ordunun başında Bağdat’a geldi. Ordusunda 8 fil vardı. Arslan-ül Basâsiri, Türklerin çoğu ile evvelce Bağdat’tan çıkarak Rahbe’ye gitmiş ve Mısır’daki Fâtımi halifesinin taraftarlığını gütmeğe başlamıştı. Bağdat’ta kalan Türkler ile Deylemliler ve ayak takımı, Oğuzların (Selçukluların) gelmesi üzerine büyük bir gürültü kopardılar ve Oğuzlara silah çektiler. Bunun üzerine Oğuzlar atlanarak bunların üzerine yürüyüp çoğunu telef ettiler. Tuğrul Bey Büveyhi hükümdarı el-Melik-urrahim’i yakalatıp ülkesindeki bir kaleye gönderdi. (Sümer,1992, s:89) Böylece iki asırdan beri devam eden ve İslâm halifelerine her türlü eziyeti eden Büveyhiler devleti tarihe karıştı.
Selçukluların Bağdat’a hâkim olması ve Sünniliğin zaferi Mısır’da hüküm süren Fâtimileri ve aşırı Şiîleri tekrar harekete geçirdi. Bağdat’tan kuzeye kaçan Şiî komutan Arslan Basasiri Rahba’de alevi halifesi Mustansir’in de yardımıyla büyük bir ordu vücuda getirdi. Kurulan bu Şiî cephesine karşı Sultan Tuğrul, Kutalmış ile Musul Arap emiri Kurayş’i sefere memur etti Sincar civarında yapılan savaşta Kutalmış komutasındaki Selçuklu ordusu bozguna uğradı (Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, 1993, s. 134).
Bu bozgun haberi üzerine Tuğrul Bey 1057’de büyük bir ordu ile tekrar Bağdat’a hareket edip, Bağdat’ı Şiîlerden temizledi.

Yazarın Diğer Yazıları