Muharrem Günay

HASTA VE ÖZÜRLÜLERİN NAMAZI -2

Muharrem Günay

B-Hamile Bir Bayan Namaz Kılarken Zorlanmakta İse Namazlarını Oturarak veya İma İle Kılabilir mi?
Hastalığından dolayı namazda rüku ve secde yapamayan kişi oturduğu yerden kolayına geldiği şekilde, mesela bağdaş kurarak veya ayaklarını yana veya öne doğru uzatarak oturup namazını kılar. Ayaklarını yana veya kıbleye uzatarak da olsa yere oturamayan kişi, ayakta veya tabure, sandalye, sedir vb. yerlere oturarak namazını ima ile kılabilir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) basur hastalığı olan birinin nasıl namaz kılacağının sorulması üzerine; “Durabilirsen ayakta, gücün yetmezse oturarak ona da gücün yetmezse yan üstü uzanarak kıl” buyurdu (Ebu Davud, Salat, 181). Bu durumda olan bir kimse usulüne göre, namazını ima ile kılar. İma ile namaz kılan kişi rükuda başını biraz, secdede ise rükudan biraz daha fazla eğer. Bununla birlikte, vücudun baş ile birlikte eğilmesiyle de ima yapılmış olur. Bir kişi ayakta durmaya gücü yettiği halde, rüku ve secdeye gücü yetmiyorsa, ayakta veya oturarak ima edebilir; ancak oturarak ima etmesi daha uygundur. Başı ile ima etmeye gücü yetmeyen kimse namazını kazaya bırakır; gözleri, kaşları veya kalbiyle ima ederek namaz kılamaz (Mevsıli, el-İhtiyar, İstanbul, ts. , I, 76-78). Hamile olan bayan, namazda rüku ve secde yapması kendisine veya karnında çocuğuna zarar verecekse, yukarıda anlatılanlardan kendisine uygun gelen şekilde namazını kılar.
C- Bitkisel Hayatta Olanın Namazı
Dinimizde sorumluluğun en önemli şartı akıldır. Aklı tam olmayan bir kimse dinimizin emir ve yasakları ile sorumlu değildir (Zerkeşi, el-Bahru’l-Muhid fi Usuli’l-Fıkh, Beyrut, 1421/2000, I, 65). Buna göre bilinci bir günden fazla yerinde olmayan kişinin namazları düşer. Bu itibarla bitkisel hayata girerek bilinci yerinde olmayan ve bir daha iyileşmeyen bir kişi tutamadığı oruçlardan ve kılamadığı namazlardan dolayı sorumlu olmaz. Dolayısıyla bu durumda iken vefat eden kişinin tutamadığı oruçları için fidye vermek gerekmez. Bilincini bir günden daha az süreyle kaybedenler ise ayıldıkları zaman namazlarını kaza etmeleri gerekir (Alauddin es-Semerkandi, Tuhfetü’l-fukaha, Beyrut, 1405/1984, I, 192).
Oruç sorumluluğunun düşmesi için ise, bilinç kaybının ve akıl hastalığının bir ay devam etmesi gerekir. Bir aydan daha az olan bilinç kaybında, tutulamayan oruçların kaza edilmesi gerekir (Alauddin es-Semerkandî, Tuhfetü’l- fukahâ, Beyrut, 1405/1984, I, 350).
İmâm-ı Âzam’a göre, 24 saatten az ve İmâm-ı Muhammed’e göre beş vakit namazdan daha az bir süre baygın veya komada kalanlar, iyileşince bu namazlarını kazâ ederler. Ancak, İmâm-ı Âzam’a göre, 24 saatten fazla ve İmâm-ı Muhammed’e göre beş vakitten fazla komada kalanlardan namazın farziyyeti düşer ve bunlara, bu namazların kazâsı gerekmez.
Ç- Kolostomi Hastasının Namazı
Kolostomi hastalığında direkt olarak karın duvarına yapıştırılan bir torbaya gelen dışkının kontrolsüz bir şekilde boşaltılması söz konusudur. Bu durumda olan hastalar özürlü olarak kabul edilip ibadetlerinde özürlülere tanınan kolaylıklardan yararlanırlar. Buna göre sadece abdest durumu özür sahibi olmayan insanlardan farklıdır. Abdest dışındaki diğer dini görevlerde özür sahibi olmayan insanlar gibi davranır. Özürlü kimsenin çamaşırına özür yerinden çıkarak bulaşan kan, irin, idrar, dışkı, cerahat gibi şeyler özrü devam ettiği müddetçe namaza engel değildir. Necasetin az veya çok olması hükmü değiştirmez. Özür devam ettiğinden bundan kaçınılması mümkün değildir. Ancak bu necis/pis şeyler çamaşırına veya elbisesine tekrar bulaşmayacaksa, yıkanması gerekir. (İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, l, 139, 281, 283)
• Özür sahibi insanlar; bir vakit için aldığı abdestle o vakit çıkıncaya kadar diledikleri kadar namaz kılabilirler. Ancak yeni bir vakit girdiğinde tekrar abdest almaları gerekir. Şafii mezhebine mensup olan kişi namaz vakti girdikten sonra abdest alır ve hiç ara vermeden hemen namazını kılar. Fakat cemaati beklemesinde bir sakınca yoktur (Selame el-Izami, Tenviru’l-kulub, 118).
D- İşitme Engellilerin Namazı
Bir kimsenin dini emir ve yasaklarla sorumlu olması; akıllı olması ve ergen yaşa ulaşmasına bağlı olduğundan bu niteliklere sahip duyma ve konuşma özürlüler, ibadetlerle mükellef olma açısından diğer Müslümanlar gibidirler. Dolayısıyla namaz kılmak, oruç tutmak ve diğer ibadetleri yapmakla yükümlüdürler. Duyma ve konuşma engellilerin, tekbir ve kıraati kalplerinden geçirmeleri yeterlidir, dillerini hareket ettirmeleri gerekmez. Çünkü kişi, ancak gücünün yettiğini yapmakla mükelleftir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, II, 181).
Cemaat halinde namaz kılarken işitme engellilerin imamın sesini duyma imkânları olmadığından imamın hâline vakıf olabilmeleri için ya imamı görmeleri ya da imamı göreni görmeleri gerekir.
E-Îma İle Namaz Nasıl Kılınır?
Dinimizde sorumluluklar kulun gücüne göre belirlenmiş, gücü aşan durumlar için kolaylaştırma esası getirilmiştir. Hastalık ta bu kolaylaştırma sebepleri arasında yer almaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Namazı ayakta kıl, güç yetiremezsen oturarak kıl, buna da güç yetiremezsen yan üzere yaslanarak kıl” buyurmuştur. (Buhari, Taksiru’s-Salât, 19) Rükû ve secde etmeye gücü yetmeyen kimse îma ile namaz kılar. İma, rükû ve secde yerine başla işaret etmek demektir. İma ile namaz kılan kişi rükû için başını biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer. Secdede başını yere koyamayan kimsenin, bir şeyi başına kaldırarak ona secde etmesi caiz değildir. Bir kişi ayakta durmaya gücü yettiği halde, rükû ve secdeye gücü yetmiyorsa, ayakta veya oturarak ima edebilir; ancak oturarak ima etmesi daha uygundur (Merğinani, el-Hidaye, I, 83). Oturmaya da gücü yetmeyen kişi, sırt üstü yatarak veya yana yaslanarak ima eder. Hanefilere göre ima mutlaka baş ile yapılmalıdır. Kaş veya göz ile ima ederek namaz kılınmaz. Başı ile ima etmeye gücü yetmeyen kimse, namazını kazaya bırakır (Merğinani, el-Hidaye, I, 83).
F-Namaz Kılacak Cami Bulamayan Kimse, Kilise Veya Sinagogda Namaz Kılabilir mi?
Yeryüzünün tamamı Müslümanlar için ibadet mekânıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Yeryüzü bana temiz ve ibadet edebilmem için mescit kılındı” buyurmuştur (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II. 222). Temiz olmak kaydıyla her yerde namaz kılınabilir. Başka yerde namaz kılma imkânı varsa, kilisede namaz kılmak mekruhtur (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, Daru’l-Fikr, Beyrut, 1421/200, I, 380-381). Ancak, kilise ve sinagogda namaz kılmak zorunda kalındığında imkân varsa resim ve heykellerin üzerinin örtülmesi gerekir.

Yazarın Diğer Yazıları