Muharrem Günay

HOCA AHMED YESEVİNİN MÜRİDLERİ

Muharrem Günay

Rivayete göre. Pîri Türkistan olarak bilinen Hoca Ahmed Yesevi’nin on iki bini kendi yaşadığı muhitte, doksan dokuz bini de uzak ülkelerde bulunan müridleri ve geleneğe uygun olarak hayatta iken tayin ettiği pek çok halifesi bulunmaktaydı (TDV. Ansiklopedisi: 161 ve Köprülü,1993, s. 34).
Yesevî’nin İlk halifesi Aslan Babanın oğlu Mansur Ata’dır. Mansur Ata 1197 yılında vefat edince yerine oğlu Abdu’l-melik Ata geçer. Abdu’l-melik Ata’nın vefatından sonra sırasıyla oğlu Tac Hace, ondan sonra da oğlu Zengi Ata irşat mevkiine geçti. İkinci halifesi 1218 yılında vefat eden Harzemli Sait Ata’dır. Yesevî’nin üçüncü halifesi, Yesevî tarzındaki hikmetleri ve menkıbeleri ile Türkler arasında yaygın şöhreti bulunan Süleyman Hâkim Ata’dır Harzemde yerleşip irşada başlayan Hâkim Ata, 1186 yılında vefat edince Akkurgan’a defnedildi. Hâkim Ata’nın en meşhur müridi Zengi Ata’dır. Zengi Ata’nın başlıca müritleri Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata, Sadr Ata ve Bedr Ata’dır. Yesevî’yye silsilesi Seyyid Ata ile Sadr Ata’dan devam etmiştir.
Ahmed Yesevî, hocası Yusuf Hemedâni gibi Hanefî mezhebine bağlıydı. Şeriatle tarikatı kaynaştırmış, dinin emirlerine karşı olan kayıtsızlığın tarikat âdabıyla uyuşmayacağını telkine çalışmıştır… Beş vakit namaz kılmayanın domuzdan farkı olmayacağını söyleyecek derecede şer’î hükümlere fazla bağlılık gösteren Hoca Ahmed, her manzûmesinde günahlardan bahsederek, tevbe ve istiğfar eyler. Yâhut cennet ve cehennem hallerinden, sûfiyâne mekıbelerden bahsederek, neticede tevâzü (Alçakgönüllülük) ile Tanrı’dan mağfiret dilerdi (Köprülü, 1993, s.76 ve Eraydın, 1997, s.327).
Pîri Türkistan olarak biline Hoca Ahmed Yesevi çok iyi derecede Arapça ve Farsça bilmesine ve Arap ve Fars edebiyatına hâkim olmasına rağmen Türkçeyi tercih etmiş müritlerine Türkçe hitap etmiş ve Divâni Hikmetini Türkçe yazmıştır.
Etrafında bu kadar çok müridin toplanmış olmasını ve Pîri Türkistan olarak nam salması şeriat hükümlerine sıkı sıkıya bağlı olması, şer-î ilimlerdeki derinliği, halkın seviyesine inmesi ve halkın anlayabileceği bir dil ile konuşması, Türkçe yazması ve yakarması sebebiyledir.
Yesevi tarikatı, önce Seyhun çevresinde, Taşkent ve civarında tutulduktan sonra, Harezm dolaylarına yayılmış ve Mâverâünnehir (Seyhun ve Ceyhun Nehirleri arasında, Aşağı Türkistan)de kuvvetlenmeye başlamıştır. Daha sonraları Yeseviye dervişleri aracılığıyla Horasan, Azerbaycan, Anadolu’ya yayılmıştır (Eraydın, 1997, s. 333).

Yazarın Diğer Yazıları