HUN- BULGAR VE GÖKTÜRK HAKANLARI ALLAH'IN KUT VERMESİ İLE HAKAN OLDUKLARINA İNANIRLARDI
Muharrem Günay
Tuna Bulgarlarına da hakanlarına hâkimiyetin Tanrı tarafından verildiğine inanırlardı. Kurum Kitabesi’nde Tervel Han’ın hakanlık makamına Tanrı tarafından getirildiği, Melemir Kitabesi’nde “Tanrı tarafından tahta çıkarılmış Melemir”, Omurtaş Han’a ait Çatalar Kitabesi’nde ise “Yeryüzünde Tanrı Tarafından tahta çıkarılmış Omurtaş Han” ibareleri yazılıdır. (Günay, 2004: 289
II. Gök-Türk Devleti’ni 682 yılında Çin egemenliğinden kurtaran ve devleti yeniden kuran İlteriş Kağan’ın adı da tam olarak İlteriş Kutluğ Kağan idi. İlteriş, ili, devleti derleyen toparlayan yeniden kuran demektir.
Avrupa Hunlarında da aynı inancı görmekteyiz. Kudretli Hun hükümdarı Attila’nın ilahi bir menşeyden (kaynaktan) geldiği kabul edilirdi. Avrupalılar Allah’ın kendilerini cezalandırmak için Türkleri gönderdiğine inanır ve Attila’ya “Tanrı’nın Kırbacı ” derlerdi. (ölümü: 452)
Bizans elçisi Priskos, “Hunların Attila’nın ilahi bir menşeden geldiğine inandıklarını, buna itiraz edenlere çok sinirlendiklerini, dünyanın kendilerine ait olduğu inancı ile fetih ve savaşlar yaptıklarını ve sarayında bu inancın hüküm sürdüğünü söyler. Daha sonra giden diğer Bizans elçisi Jordones de Attila’nın ilahi kudret tarafından dünyanın hükümdarı tayin edildiğine, kılıcını da bu kudretin idare ettiğine inandığını belirtir” (Turan, O, (1966a) s. 84).
Hakanlar Gök Tanrı’nın kut vermesiyle hakanlık makamına geliyorlar ve çeşitli sebepler yüzünden de kutunu geri çekmesi ve geri almasıyla hakanlık makamından düşüyorlardı.
Bilge Kağan, Tanrının verdiği kut sayesinde hakanlık makamına oturduğunu ve halkı derleyip, toparlayıp, diriltip doyurduğunu Kültigin anıtında şöyle anlatır:
“Tanrı lütufkâr olduğu için, benim de kutum olduğu (devletli olduğum) için hakan olarak tahta oturdum.” (Bilge Kagan anıtı: Kuzey cepesi, Ergin, 1973, 49). “İlahi lütfum -kutum-olduğu için, kısmetim (ülügüm) olduğu için, ölecek halkı diriltip doyurdum” (Kültigin anıtı, Güney cephesi. Ergin, 1973, 19 ).
Çingiz Han da, eski Türk hükümdarları gibi Tanrının kendisini himaye ettiğine ve kendi şamanı Gökçe’nin tebşiratına (müjdesine) göre de dünya hâkimiyetini kendisine verdiğine inanıyordu. O da, Türk hanları gibi, seferlerinde Tanrıya dua ediyor; zafer kazanması için yardımcı olmasını diliyordu. Moğol fatihi, Türkistan padişahı Sultan Alâeddin Muhammed Harezmşah’a karşı harekete girişirken ilk önce, Otrar şehri (Farab civarında) önünde, yalnız olarak, bir tepeye çıkıp üç gün yaptığı duayı da burada tekrar hatırlatmalıyız. Bundan sonradır ki Çingiz Han Türk-İslam dünyasının en büyük ve kudretli devletini yıkmış ve çok yüksek medeniyet merkezlerini tahrip etmişti. İslam müellifleri Harezmşah’ın mağlubiyetinde gururunu, dini zaaflarını, Bağdad halifesine karşı Şiileri tutmasını ve Çingiz’in zaferinde de onun Tanrıya bağlılığını ve duasını sebep olarak göstermişlerdi.
Gürcü ve Ermeni kaynakları da Moğolların Tanrı adını dillerinden düşürmediklerini, üç defa diz çökerek ona taptıklarını ve mektuplarının başına da “Mengü Tengri küçündür” (Ebedi Tanrının gücü ile) ibaresini kullandıklarını yazarlar. Onlara göre gökler Tanrıya ve dünya da Çingiz Han’a ait bulunuyordu. Bu münasebetle de onun Türk destanlarında görülen kahramanlar gibi semavi bir nurdan doğduğuna inandıklarını belirtirler. Moğollar Müslüman hükümdarlarına gönderdikleri mektupların başına da, bunu bazen Arapçaya tercüme ederek, “Gök Tanrı’nın nâibi”, “Şark-garp bütün dünyanın en büyük kağanı, bütün hükümdarların itaatini emreder” şeklinde koyuyorlardı. Oktay Kaan’ın 638 (1240) tarihli bu mektubu yanında Hülagü’nün mektubu sadece yer ve göklerin hâlikinin adı ile ve Arapça olarak başlıyordu. Altun-Ordu hanları bu formülü İslamiyet’e uydurarak “Mengü Tanrı gücünde, Muhammed Resulullah, Hacı Giray sözüm” şeklinde yazıyorlardı. Timur’un paraları üzerinde bu formül Moğolca yazıldığı halde torunu “Uluğ beg Gürgan sözüm” tarzında Türkçe ibareyi kullanıyordu.
Fatih Sultan Mehmed’in, Uzun Hasan’a karşı kazandığı zaferini, Türkistan hükümdarlarına bildiren Uygurca yarlığı “AllahTeâlâ’nın inayeti ile Sultan Muhammed Han sözüm” ifadesi ile aynı divan an’anesine (geleneğine) uygun olarak başlıyordu. İslami şekli ile bu başlangıç ifadelerine Osmanlı sultanlarının Uygurca olmayan mektuplarında da rastlanır. Filhakika Yavuz Sultan Selim’in “el-Müeyyed min indillah Ebu’I-Muzaffer” ve oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın Avusturya ve İspanya hükümdarlarına, tuğrası ile birlikte ve “Hak Telala’nın inayeti ve ulu Peygamberimizin mucizatı berakatı ile ben ki yer-yüzü hakanlarına taç giydiren, sultanlar sultanı …” ibaresi ile başlayan mektupları eski Türk cihangirlik ve ilahi hâkimiyet an’anesinin (geleneğinin) İslami bir şekil alarak Osmanlı devrine kadar yaşadığını göstermektedir. (Turan, 1969: 98, 99)