Muharrem Günay

HZ. HAMZA VE HAZRETİ ÖMER'İN MÜSLÜMAN OLUŞLARI-2

Muharrem Günay

29 Eylül 2015 Salı 03:00:00
  (Dünden Devamı)
Hamza kararlıydı ve doğruca yeğeni Muhammed’in yanına geldi. Sevgili Peygamberimize İçinde bulunduğu ruh haletini anlattı; Düşüncelerini paylaştı uzun uzun kelime-i şahâdet getirdi ve bundan böyle hep yanında olacağının müjdesini verdi.
Ancak bu iradeyi ortaya koymak, öyle sanıldığı gibi kolay değildi; akşam olup evine döndüğünde nefsi ve şeytan onu kıskaca almak için zihnine soru üstüne soru atmaya çalışıyordu. Hamza gibi birisi iman safındaki yerini alıyordu ya, şeytan hiç boş durur muydu! Hemen yanında belirmiş ve:
– Hani sen, Kureyş’in efendisi değil miydin? Atalarının dinini bırakıp da gidiyor ve bir sâbiye tâbi oluyorsun? Senin yaptığını yapmaktansa ölüp gitmek daha hayırlıdır, diyerek içine kor atmaya çalışıyordu.
Ancak, aslan avcısı Hamza, artık Hz. Hamza olmuştu ve onun gibi bir irade, öyle kolay teslim olmazdı. Ancak, vesvese hâlâ devam ediyordu. Gözüne uyku girmeyen Hz. Hamza, halini Rabbine arz etmek için doğruca Kâbe’nin yolunu tutacak ve orada dua ederek kalbine düşen şüphe ve vesveselerden kurtarması için Allah’a yalvaracaktı. Artık bir yola girmişti ve o yolun gereğini de yerine getirmeliydi. Gerçekten de Allah (c.c.), bu samimi yönelişin ardından Hz. Hamza’ya musallat olan hali ondan kaldırmış ve Hz. Hamza huzur içinde yeniden evine dönmüştü.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Hz. Hamza, doğruca yeğeni Muhammed’in yanına geldi ve dünden bu yana başından geçenleri anlattı. Allah Resûlü (s.a.v.), şefkatle amcasına yöneldi ve Onunla uzun uzun konuştu; polat gibi bir imanın, üstesinden gelemeyeceği hiçbir mesele olamazdı ve Hz. Hamza da, bu imanı ortaya koyacak, şeytana pabuç bırakmayacaktı. O gün yeğeninin yanından ayrılırken son sözü şunlar olmuştu:
– İçten gelen en sâdık duygularla söylüyorum ki Sen, iyi ve doğruyu temsil ediyorsun, ey kardeşimin oğlu! Hiç endişe duymadan Sen, dinini tebliğe devam et! Allah’a yemin olsun ki, artık benim için güneşin bile aydınlığının hiç önemi yok! Çünkü ben artık ilk dinime kavuştum! (İbn Hişâm, Sîre, 2/129)
Hz. Hamza’nın gelişi, Müslümanlar için ayrı bir önem arz ediyordu. Gülmeye hasret yüzler, bir nebze de olsa tebessümle tanışmış; örselenmiş duygular sürûrla barışmaya başlamıştı. Ne büyük bir rahmetti bu; başlangıcı kötü gibi görünen bir günün sonunda Hamza gibi bir aslan avcısı gelmiş, Efendimiz’le birlikte saf tutuyordu. Ve, artık hep O’nunla birlikte hareket edecek ve yükünü kaldırmasına yardımcı olacaktı. Bundan sonra da Kureyş, aleyhte komplo kurarken Hz. Hamza’nın varlığını mutlaka hesap edecek; en azından yapageldiği bazı alışkanlıklarından vazgeçecek ve adımlarını da ona göre ayarlayacaktı.
Böylelikle Muttalib ailesi bir arınma yaşıyor; Ali ve Hamza gibi yiğitler İslâmla hayat bulurken, Ebû Leheb ve oğulları Utbe ile Uteybe gibi katı kalpliler, Allah’ın zikrinden gafil ve mühürlenmiş kalpleriyle imana sırt çeviriyorlardı. Gelecek bir ayet, konuyu şöyle özetleyecekti:
“Allah’ın, göğsünü İslâm’a açması sebebiyle, Rabbi tarafından nûra kavuşan kimse, kötü tercihi sebebiyle fıtratını değiştiren, kalbi katılaşan ve göğsü daralan kimse gibi olur mu hiç? Kalpleri, Allah’ı anma hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar, besbelli bir sapıklık içindedirler!” (Bkz. Zümer, 39/22; Vâhidî, Esbâbü Nüzûli’l-Kur’ân, s. 383)
Hz. Hamza son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakınmaz bir kişiydi. Kendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu. Bu ikisinin Müslüman olmalarıyla, Müslümanlar büyük destek buldular. (Son)

Yazarın Diğer Yazıları