Muharrem Günay

HZ. MUHAMMED VE KADINLAR – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

2 Şubat 2013 Cumartesi 02:00:00
  Cenab-ı Hakk, yarattığı bütün mahlukatı erkek ve dişi olmak üzere çift yaratmıştır. Yaratılmışların en üstünü ve şereflisi olan insan da erkek ve kadın çiftinden meydana gelmiştir. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifade edilir:
“Kaynaşmanız için size kendi ( cinsi ) nizden eşler yaratıp, aranızda sevgi ve merhamet peydah etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğurusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” ( Rum:21)
“ Gerçekten erkeği ve dişiyi iki eş yaratan O (Allah) dur”.(Necm Suresi: 45)
Kadını hor görüp aşağılayan görüşlerin kökleri tarihin derinliklerindedir. Bir çok din yorumcuları, kadını, pek haksız şekilde, “acıların kaynağı “, “günahların sembolü “, “şeytanın aracı“ gibi göstermeye çalışmışlardır. Budizim’le ve Hıristiyanlıkla ilgili eski kaynaklarda, bugün bu dinlere bağlananlarında ciddiye almadıkları böyle yersiz suçlamaların sayısız örneğine rastlanır.
Cahiliye Döneminde Kadın
Arapların Cahiliye devrini en güzel şekilde anlatan bir konuşma Cafer b. Ebu Talip isimli bir sahabe tarafından Habeş kıralı Necaşi ve Necaşiye gönderilen iki Kureyşli elçi huzurunda yapılmıştır. Bu konuşmada Peygamberimizin ashabından Hz. Cafer b. Ebu Talip Cahiliye devrini şöyle anlatıyor:
“Ey Kral biz cahiliyye mensuplarıydık. Putlara kulluk eder murdar eti yerdik. Fuhuş yapar, akrabalık bağlarını keser komşulara kötülük yapardık. Bizden güçlü olanlar zayıfları ezerdi. Yüce Allah bizden soyunu, doğruluğunu, güvenirliğini ve iffetliliğini bildiğimiz bir Peygamber gönderene kadar böyle devam ettik. Allah’ı birlememiz ve sadece O’na kullukta bulunmamız için bizi bir olan Allah’a çağırdı. Bizim ve atalarımızın kullukta bulunduğu O’ndan başka taştan putları bırakmamızı istedi. Doğru sözlü olmayı, emanete riayet etmeyi, sıla-i rahime bağlı kalmayı, iyi komşuluk yapmayı ve haram şeylerden ve kan dökmekten el çekmemizi emretti. Fuhuş yapmamızı, yalan söylememizi, yetim malını yemememizi ve namuslu kadınlara iftira atmamızı yasakladı. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan, kullukta bulunmamızı namaz kılmamızı, zekât verip oruç tutmamızı emretti…”
Arap toplumundaki kadınların acıklı halini Ebu’l-Hasan En-Nedvî “Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti” adlı değerli eserinde şöyle anlatır:
“Cahiliyye toplumunda kadın, hakları yenilen, malları elinden alınan, mirastan yoksun bırakılan, boşandıktan ya da kocası öldükten sonra hoşlandığı biriyle evlenmekten (Bakara suresi; 232) alıkonulan zayıf ve zulme uğrayan bir mal konumundaydı. Eşya ve hayvan gibi miras kalırdı. (Nisa suresi; 19) İbn-i Abbas (Allah O’ndan razı olsun) şöyle rivayet eder. “Bir kişinin babası veya kayınpederi öldüğünde ölenin karısı üzerinde o kişi hak sahibi olurdu. İstese tutabilir ya da mihrini alıp serbest bırakabilirdi. Ölünce de malına el koyardı.”
CAHİLİYYEDE KADIN DEĞERSİZ BİR YARATIKTI.
Cahiliyyede kadın değersiz bir yaratıktı. Erkek onun bütün haklarından yararlandığı halde o, hiçbir hakkını kullanamazdı. Mihri elinden alınır ve sırf zarar vermek ve zulmetmek için bekletilirdi. (Bakara suresi; 231) Kocasından haksızlık görür onun tarafından terk edilirdi. Bazan da askıda bırakılırdı. (Nisa suresi; 129) Sırf erkeklerin yiyebildiği, kadınların tamamen yoksun bırakıldığı bazı yiyecekler de mevcuttu.•(En’am suresi; 140) Bir erkek rahatlıkla dilediği kadınla herhangi bir sınırlamaya maruz kalmadan evlenebilirdi. (Nisa suresi; 3)
Kız çocuklarından duyulan nefret onları diri diri toprağa gömecek noktaya gelmişti. Meydanî’nin anlattığına göre Heysem b. Adiy şöyle der: “Arap kabileleri arasında (ilk doğan ) kız çocuklarını diri diri toprağa gömme olayı geçerli bir hadiseydi. Bu işi onda biri yapardı. İslâm geldiği zaman Araplar arasında kız çocuklarının gömülmesi çerçevesinde farklı görüşler yaygındı. Kimisi kıskançlıktan ve namuslarını korumaktan, onlardan dolayı gelecek bir utançtan korunmak için kız çocuklarını gömerdi. Kimisi de mavi gözlü, siyahî, cüzamlı ve topalları uğursuz saydığından toprağa gömerdi. Bazısı da geçim korkusundan ve fakirlik endişesinden öldürürdü çocuklarını.”
İşte böyle, bir zamanlar, görülmemiş bir acımasızlıkla kızlarını öldürüp gömerlerdi. Kureyş ve Kinde gibi Arap kabilelerinde kızları diri diri toprağa gömmeyi güzel işlerden sayanlar vardı. Nitekim “Kızları gömmek güzel işlerdendir” gibi sözler bu kabileler arasında deyim olarak kullanılırdı. (Mustafa Aydın, Günümüz İnsanına Sesleniş cilt 2 sayfa:196)
Babanın yolculuğu ya da bir işi nedeniyle gömme işi bazen gecikirdi. Bu durumda çocuk, büyümüş, aklı ermişken gömülürdü. Böyle yapanlar insanı ağlatacak kadar acıklı şeyler anlatmışlardır. Kızlarını bir uçurumdan aşağı atanlar da olmuştur. (Bulüğel-İreb fi Ahval-il-Arap)
İslam öncesi devirlerde kadınlara gereken değer verilmeyip; kadın alınıp satılan bir mal durumundaydı. Arabın çadırı içindeki kadını ile, çadırın direğine bağladığı devesi arasında hiç bir fark yoktu. Her ikisi de alınıp satılan, hediye edilen, miras olarak mirasçılara bırakılan değersiz şeylerdi. Bu hüzünlü durumu Hz. Ömer şöyle anlatır:
“ Vallahi cahiliyet devrinde biz kadınları insan yerine koymazdık. İslam gelip Allah’ın onlardan bahsettiğini görünce onların üzerimizde bazı hakları olduğunu gördük.”
İslamiyet’ten önce Araplar kız çocuklarını diri diri toprağa gömer ve bu işi yapmaktan asla utanmazlardı. Hatta Kureyş ve Kinde gibi Arap kabilelerinde kızları diri diri toprağa gömmeyi güzel işlerden sayanlar vardı. Nitekim, “ Kızları gömmek güzel işlerdendir” gibi sözler bu kabileler arasında deyim olarak kullanılırdı.( Mustafa Aydın, Günümüz İnsanına Sesleniş cilt 2 sayfa:196 )
Arapların bu acıklı halleri Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:
“Onlardan birinin kızı (olduğu) müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağamı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür.!” (Nahl 58-59)

Yazarın Diğer Yazıları