Türkçe sözlüklerde cihan ve âlem sözcükleri dünya, evren, kâinat anlamlarında, i’lâ yüceltmek, nizam ise, düzen anlamında kullanılmıştır. Kur’an’da 73 defa “âlemîn” seklinde çoğul olarak geçen kelimenin tekili “âlem”dir. Âlem kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de Allah dışındaki varlıklar için kullanılmıştır. İnsanlar bir âlem, hayvanlar bir başka âlemdir… Âlemlerin rabbi “Rabbülâlemîn” ise Allah’tır. Âlem sözcüğü kültür ve medeniyet bakımından bir birine yakın olan insan toplulukları için de kullanılmıştır. İslâm âlemi, Hıristiyan âlemi, Türk âlemi gibi..
İ‘lâ ifadesi sözlükte, yüceltmek ve yükseltmek gibi anlamlara gelir. “Kelimetullâh” terkibi ise “Allâh’ın kelimesi” demektir. Bir dâvâ olarak bu ifade, Allah Te‘âlâ’nın adını, tevhid akîdesini ve ilâhî ahkâmı yüceltip hâkim kılmak şeklinde tanımlanır. Allah (C.C.) yolunda bu niyetle gerçekleştirilen gayret ve faaliyetlerin tamamı bu dâvânın kapsamına girer.
Türk Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi’nde İ’lâ-yıkelimetullah şöyle açıklanmıştır:
“Sözlükte “yükseltmek, yüceltmek” anlamındaki i‘lâ masdarıyla “Allah’ın sözü” mânasındaki kelimetullāhtan oluşan bu terkipte yer alan kelimetullahın, tevhid inancının esasını teşkil eden “lâ ilâhe illallah” (Allah’tan başka tanrı yoktur) sözünü ve daha genel olarak Allah’ın insanlığa gönderdiği son dini ifade ettiği kabul edilmektedir. Bu durumda i‘lâ-yi kelimetullah tabiri, Allah’ın dininin ve tevhid inancının yüceltilip yaygınlaştırılması yolunda gösterilen gayret ve faaliyetleri kapsamakta, cihad ve savaş kelimeleriyle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça zikredilen “fî-sebîlillâh” (Allah yolunda) kavramıyla yakından ilgili bulunmaktadır. Müslümanları düşmanlara karşı Allah yolunda savaşa teşvik eden bir âyette Allah’ın, Peygamber’ine yardım ederek kâfirlerin kelimesini (küfür, şirk) alçalttığı, Allah’ın kelimesini de (tevhid) yücelttiği ifade edilir (et-Tevbe 9/40). Bazı insanların ganimet, bazılarının şöhret, bazılarının gösteriş için savaştığı, hangisinin Allah yolunda olduğu Resûl-i Ekrem’e sorulunca yalnız Allah’ın kelimesinin yüceltilmesi için savaşanın Allah yolunda olduğunu belirtmiştir… (Buhârî, “Cihâd”, 15; “Tevḥîd”, 28; Müslim, “İmâre”, 149-151) (Türk Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi, İ‘lâ-yi Kelimetullah Maddesi.)”
Ayrıca yüce kitabımızda evlerinde oturanlarla Allah yolunda cihada çıkan ve Allah’ın adı Yücelsin diye yani “İ’lâ-yıkelimetullah” için mucadele edenlerin bir olmadığına dikkat çekilerek şöye buyrulur:
“Mü’minlerden özürsüz olarak (izin alarak cihada çıkmayıp evlerinde) oturanlarla, malları ve canlarıyla Allah yolunda (İlâyi kelimetullah için Allah adı yücelsin diye) savaşanlar bir değildir. Allah mallarıyla ve canlarıyla savaşanları, derece bakımından oturan (savaştan geri kalan)lardan (kat kat) üstün kıldı. Bununla birlikte Allah, her birine de (sâlih kullar olmaları dolayısıyla) en güzel (şey olan cennet)i vaad etmiştir. Allah savaşanları, oturan (savaşmayan)lardan büyük bir mükâfat ile üstün kıldı. (Onlara) kendi katından hem dereceler, hem de bağışlanma ve rahmet vardır. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir” (Nisa 4/ 95-96).
Yine yüce kitabımızda Allah’ın adını i’lâ etmek yani yüceltmek ve üstün kılmak için mücadele ederken ölenlere “Ölüler” demeyiniz, aksine onlar ölmez, şehidler ölmez denilerek şöyle buyrulmaktadır:
“Allah yolunda öldürülen kimseler hakkında “ölüler” demeyin. Hayır, aksine onlar diridir, fakat siz (bunu) anlayamazsınız (Bakara 2/154).
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar. (Hem de) Allah’ın kendilerine lütfettiği (şehitlik rütbesi)ne kavuşmaları sebebiyle sevinç içerisindedirler. Arkalarından henüz kendilerine (şehit olarak) katılmamış olanlara da, hiçbir korku ve üzüntü olmayacağını müjdelemek isterler”(Ali İmran 3/169-170).
Yukarıdaki ayeti kerimeler ve hadisler Türklerin İ′la-yikelimetullah’ı bir hayat tarzı haline getirmelerine vesile olmuştur. Oğuz Han zamanından beri süregelen “Yüce Tanrı’nın rızasını kazanmak” ve Osmanlı dönemindeki “İ’lâyiKelimetullah-Allah’ın adını yüceltmek ve üstün kılmak” için savaşmak düşüncesi Türk insanının millî ve dîni ülküsü, devletin ise resmi ideolojisi olmuştur.
Nizâm-ı Âlem Türk Dünya Düzeninin Adıdır
Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi adlı eserin yazarı Osman Turan da nizam kelimesini düzen, âlem kelimesini de “evren, dünya ve dünya üzerinde yaşayan insanlar” manasında kullanmış ve kitabın kapağına eserinin adı olan “Türk Cihan Hâkimiyetimefkûresi” nin altına parentez içinde ”Türk Dünya Nizâmının Millî İslamî ve İnsânî Esasları” notunu düşmüştür. Demek ki “Nizâm-I Âlem” Türk Dünya Nizamı’nın adıdır.
Nizâm-ı âlem veİ’lây-ı kelimetyullah ülküsünü hiç şüphesiz Tarih sahnesine çıkan ilk Türk devleti ile başlatmak gerekir. İlk Türk devleti ile ortaya çıkan Cihan Hâkimiyeti ülküsünün hedefi Güneş’in doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı Türk idaresi altına almak dünyaya Türk Töresi ile nizam vermek, barış ve adalet getirmek yani Nizâm-ı âlem’di. Gökyüzü çadır, güneş bayrak diyen atamız Oğuz Han dünyanın tamamını fethetmiş bütün ulusları bayrağı altına toplamış, bir ve tek Tanrı yolunda uzun yıllar süren din savaşları yapmış “Oğullarım çok savaştım Tanrı’ya olan borcumu ödedim” demiş ve ruhunu Allah’a teslim etmişti. Demek ki hem Nizâm-ı âlem’in hem de İ’lay-ı kelimetullah ülküsünün temeli çok eski çağlara tâ Oğuz Han zamanına dayanıyordu.
Çok eski çağlardan beri milletimizde var olan Nizâm-ı âlem ve İ’lây-ı kelimetullah ülküleri Piri Türkistan Hoca Ahmed Yesevi’nin nefesiyle yeniden mayalanmış, Osmanlı’nın kuruluşunda Şeyh Edebali’nin nefesi ile filizlenmiş Hacı Bayram-ı Veli ve Akşemseddin hazretlerinin elinde Nizâm-ı âlem’e dönüşmüş; “Nizâm-ı âlem için karındaşların dahi katli vaciptir, ekser ulemâ böyle tecviz etmiştir” diyen Fatih Sultan Mehmed zamanında Kanunnâmelere girmiş ve devletin resmi ideolojisi olmuştur.
Oğuz Han cihadı nasıl ki Allah rızasını kazanmak ve O’na olan borcunu ödemek için yapıp “Oğullarım çok savaştım Tanrı’ya olan borcumu ödedim” demişse bu düşünce Oğuz neslinden gelen bütün hakanların ve Türk devletlerinin resmi ideolojisi olmuştur. (Devamı Var)