İslâm dini ilme, okumaya ve bilgiye büyük önem vermiştir Hz Peygamber (s a s)’e inen ilk vahiyde okumaktan, kalemden, eğitim ve öğretimden bahsedilir: “Oku, Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alakadan yarattı Oku! İnsana kalemle yazı yazmayı öğretip ona bilmediklerin öğrenen Rabbin sonsuz lütûf sahibidir” (el-Alak, 96/1–5)
Bu ayetler, Kur’an-ı Kerim’in ilk nazil olan ayetleridir. Okur-yazar olmayan bir Peygambere inen ilk âyetlerde okumaktan ve kalemle yazmaktan söz ediliyor, “Rabbin insanoğluna kalemle yazmayı öğretmiştir.” deniliyor, kalem o gün olduğu gibi bugün de insan hayatında en etkili öğretim aracıdır.
İslâm, insanın yaratılışına uygun bir din olduğu için bütün Müslümanlara ilmi farz kılmıştır Her Müslüman’ın dinî görevlerini yerine getirecek, helâl ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayırt edecek kadar bilgi sahibi olması farzdır Nitekim Hz Peygamber (s a s): “İlim tahsil etmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır” (İbn Mace, Mukaddime, 17) buyurmuştur
Allah, kendisinin bilinmesini arzu etmiş ve bu kâinatı yaratmıştır. O halde, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri bundan öğüt alır” (Zümer Süresi, 9) Ayet-i kertmesi ile murad edilen, insanoğlunun, yaradılışının sırrını, hikmetini bilmesidir. Yaradılışın sırrını bilmek için o yaradılışın ve yaratılmışların kanunlarını bilmek, ilim sahibi olmak, “müspet” denen ilimleri öğrenmek gerekir. Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle:İlim Çin’de de olsa gidip aramak gerekir..
Hiç Bilenlerle Bilmeyenler Bir Olur Mu?
Hemen her konuda insanları eşit gören yüce dinimiz ilim konusunda“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Süresi, 9) Ayet-i kertmesi ile bilenleri bilmeyenlere üstün tutmuştur.
İslâm kadar ilme önem veren başka bir din yoktur Kur’an-ı Kerim’de sadece ilim kelimesi yüz beş defa zikredilmiştir. Bu kökten gelen diğer kelimelerle birlikte bu sayı sekiz yüz elli dokuzu bulur
İslâm’a göre ilim ve hikmet müminin yitik malıdır; mümin, yerine ve söyleyene bakmaksızın onu nerede bulursa almalıdır. Her kötülüğün, hatta küfür ve şirkin de başı bilgisizlik ve cehalettir. Peygamber Efendimiz birçok hadislerinde İslam’ın ilme verdiği önemi dile getirmiştir. Ravza-i Mutahhara’yı ziyaret edenler görmüşlerdir. Peygamberimizin mübarek mezarlarının bulunduğu yerin arkasında dikdörtgen şeklinde bir saha, diğer mescit seviyesinden bir miktar yükseltilmiş, bir sofa şeklinde inşa edilmiştir. Hicret’ten hemen sonra, Mescidi-i Nebevi’nin bir tarafına yapılan bu ”sofa” , İslamiyet’in ilk üniversitesi olmuştur diyebiliriz. Buraya gelen talebeler bu “suffa” da toplanırlar ve ilim tahsil ederlermiş. Onun için onlara “ehl-i suffa-ashab-ı suffa” demek adet olmuştur.
Resulullah Efendimiz bir gün mescide girdiklerinde bir grup insanın Kur’an okuyup dua ettiklerini, başka bir grubun da ilim tahsil ettiğini görür ve der ki: “Hepsi de hayırlı iş üzerindeler.Ben muallim olarak gönderildim” der ve ilim tahsil edenlerin yanına oturur… En büyük “muallim” Peygamber Efendimizdir. Kendisi bu muallimlik vazifesini tam yaptığına da Veda Hutbesi’ni irad buyururken orada bulunan insanları şahit tutmuş, “Şahit ol Ya Rab” diyerek bu şahadetin Cenabı Hakka ulaşmasına dua etmiştir.