Muharrem Günay

İRAN OSMANLIYI ARKADAN VURMAMIŞ OLSAYDI

Muharrem Günay

Şah İsmâil, Çaldıran yenilgisinden sonra hem bürokraside hem askeriyede yeni tayinler yaptı. Savaşta hatalı davrandığına inandığı kumandanlarını öldürttü. Osmanlılarla barış yapmak için Yavuz Sultan Selim’e elçiler gönderdiyse de bundan bir netice çıkmadı. Osmanlılara karşı Avrupa devletleriyle ittifak kurma çabaları ise kendi sağlığında sonuca ulaşmadı. Macar Kralı II. Lajos’un elçisi 1516’da Tebriz’e geldi, İspanya Kralı Carlos da (V. Karl) bir heyet yolladı. Şah İsmâil ancak 1523’te V. Karl’a bir mektup gönderdi; burada Osmanlılara karşı birlikte savaşma teklifinde bulundu. 1524’te bir Portekiz elçilik heyeti Şah İsmail’in ölümünden hemen önce Tebriz’e geldi. Şah İsmâil bu teşebbüslerine rağmen vefatına kadar sakin bir hayat sürdü. Devlet işlerini daha çok emîrlerine havale edip kendisi av ve eğlence ile meşgul oldu. 19 Receb 930’da (23 Mayıs 1524) Tebriz’de vefat etti. (Tufan Gündüz, TDV. Ansiklopedisi, Şah İsmail Maddesi)
Osmanlı’nın Avrupa’ya yöneldiği her seferde eğer İran Osmanlı’yı arkadan vurmamış ve Batı ile ittifak etmemiş olsaydı belki de Osmanlı Avrupa’nın tamamını devletin sınırlarına katmış olacaktı. Bu gerçeğe dikkat çeken Batılı tarihçi Fernard Grenerd Asya’nın Yükselişi ve Düşüşü adlı eserinde aynen şöyle diyor:
“Eğer İran’daki bu mezhep ayrılığı olmasaydı ve buna müvazi olarak Türkiye ile sulh içinde münasebetler kurmayı bilseydi kimbilir Avrupa’nın yuvarlanacağı tehlike uçurumunun derinliği ne olurdu. Venedik ve Charles-Quint de dâhil olmak üzere tehdit edilen devletler, zaten kendilerine dönen tekerleğe kuvvet vermek için Kavîm yahut İsfehân (İran) şâhına bol bol elçi göndermek fırsatını kaçırmadılar (Grenerd, 1992, s. 110).
Bu Savaşlar Ne İki Ayrı Milletin Nede İki Ayrı Dinin Savaşı İdi
Safavilerle Osmanlı arasında geçen bu mücadeleler ve savaşlar ne iki ayrı milletin ne de iki ayrı dinin savaşıydı. İki devlet de Türk ve Müslüman’dı. Bu nedenle mücadelenin siyasi bir hâkimiyet mücadelesi olduğunu kabul etmek ve öldürülen Sünnilerden Şiileri, Şiilerden de Sünnileri sorumlu tutamayız. Karşılıklı olarak yapılan suçlamalar hem tarihimize hem de geleceğimize ihanet etmek olur. Çünkü Sünni Türkmenler de Alevi Türkmenler de özbeöz kardeşlerdir.
Kardeşlerin ona karşı taht kavgasına girişmesi ve Anadolu ve Rumeli’deki karışıklıkların giderek artması onu haşin tabiatlı ve sert olmaya mecbur ediyordu. O’nun devletin bütünlüğü ve devamı için kardeşleri Korkut ve Ahmet’i öldürtmesi normal karşılanmıştır. Bütün ömrü boyunca devletin bütünlüğünün korunması ve adil bir şekilde yönetilmesini düşünen padişahın görevlendirdiği şahısların kusurlarına tahammül göstermemesini gayet normal karşılamak gerekir. Hele bu kusur devletin bütünlüğü ve bekası ile ilgili ise ölüm muhakkaktı. Yavuz anlaşmalara ve verdiği sözlere bağlı, adil ve çeşitli güzel vasıfları üzerinde toplayan bir şahsiyetti. O harp sanatında ve milletleri idare etme de eşine az rastlanan bir sultandı. Yavuz, Dünyayı bir padişah için küçük görecek kadar büyük düşünce ve ideallerin adamıydı. İbn Kemal’in Yavuz hakkında söylediği “az zaman içre çok iş etmişti” sözü O’nu anlatmaya yeter (Turan, 1993, s. 169).

Yazarın Diğer Yazıları