Muharrem Günay

İSLAM DÜNYASININ İMDADIDA YETİŞEN TÜRKLER

Muharrem Günay

Emeviler ve Abbasiler döneminde sekizinci asrın başlarından itibaren Anadolu’ya yapmış oldukları kışlık ve yazlık gazâlar, akın özelliğinden öteye gidememiş, İstanbul kuşatmaları da bir netice vermemiş ve Anadolu çoğunluğu bakımından Bizans’ta kalmıştır.
Suriye ve Filistin Herakliyus zamanında Müslümanların eline geçmişti. Doğu Roma İmparatorları Suriye ve Filistin’i almak için fırsat kolluyorlardı. Babek (Papak) isyanını fırsat bilen Doğu Roma hükümdarı Teofilüs, 837’de yüz bin kişilik bir orduyla hücum etti. Mu’tasım’ın doğduğu Zipetra (Zapetra) şehrini yakıp yıktı. Burada yaşayan Müslüman halka akla hayale gelmez işkenceler yaptı. 25 bin Müslüman’ı da esir alarak İstanbul’a döndü. Halife Mu’tasım bunun üzerine Afşin, İtah (Aytek) Eşnas gibi Türk komutanlarının emrindeki Türklerden kurulu bir orduyu Roma üzerine gönderdi. Türk ordusu Teofilüs’ü Ankara önlerinde bozguna uğrattı. Böylece Müslüman Türkler 837 yılında ilk defa Anadolu içlerine girmiş oldu (Turan, 1969, 1. cilt, s:203).
Teofilüs, Sakarya nehri üzerindeki Haymana ovasının batısında, Afyonkarahisar İlinin Emirdağ ilçesi yakınlarında Amuriye (Amaryon) şehrine çekildi. Türk ordusu burayı da aldı ve Teofilüs İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.
Fakat bu durum çok uzun sürmedi onuncu asrın başlarında Abbasi İslâm devletinde baş gösteren fitne, fesat ve isyanları fırsat bilen Bizanslılar 928’de Erzurum ve çevresini, 934’te Malatya’yı Müslümanlardan geri aldılar. Müslümanların Erzurum, Toroslar ve Çukurova hattında kurmuş oldukları hudut savunma teşkilatları çökmüş; Bizans orduları Azerbaycan’a, Suriye ve Irak’a kadar ilerlemişlerdi. İşte böyle bir zamanda Karahanlılar Türk devleti doğuda Allah yolunda cihat etmekte ve İslâm dünyasını doğudan gelen istila ve tehlikelere karşı korumakta idi. İran ve Horasan dolaylarında kurulan Gazneliler Türk devleti ise Hindistan’ın fethi ve İslâmlaşması ile meşguldü. Bu sayede Hindistan’da milyonlarca insan Müslüman olacaktı. Hindistan’daki milyonlarca Müslüman ile Pakistan Müslümanları Gaznelilerin eseridir. Türk devletlerinin İ’lâ-yı kelimetullah yolunda cihat ettikleri bir dönemde, hilafet merkezine sahip olan Büveyhiler zayıf Abbasi hilafetini ve devletini tesirleri altına almışlardı. Diğer küçük İslâm devletleri de bir birleri ile mücadele içinde idiler. İslâm hilafeti, Abbasi, Fatımi ve İspanya Endülüs Emevi hilafeti olmak üzere üç başlı bir duruma gelmiş idi.
Türklerin Müslüman olması işte böyle buhranlı bir zamana rastlar. Kitleler halinde Müslüman olan Türkler ve Büyük Selçuklu devletinin kuruluşu ile Abbasi hilafeti ve top yekûn İslâm dünyası bu sarsıntıdan ve kargaşadan kurtulur. Bununla birlikte Anadolu’ya çekirge sürüleri yoğun bir Türk akını başlar.
“Selçuklu politikasının birinci ilkesi dünya egemenliğini kurmaktı. İkinci ana ilke ise Türk göçlerini yönlendirmekti.”(Çeçen,1986, s:169)
Selçuklu devleti de diğer Türk devletleri gibi kurulur kurulmaz Türk Cihan Hâkimiyeti düşüncesini gerçekleştirmeyi ülkü edinmişti. Selçuklu devletinin ikinci olarak önem verdiği şey ise Oğuz göçlerini yönlendirmek, yani halka yerleşeceği yurtlar bulmak ve halkı bu yurtlara kondurmaktı. Gerek Yüce Tanrı tarafından Dünya nizamını sağlamakla görevlendirilmiş olma düşüncesi, gerekse nüfus kalabalığı gibi bir zorunluluktan doğan bu durum Selçuklu sultanlarını Batı’ya doğru hareket etmeğe zorlamıştır. Dünyanın her tarafını kendi vatanları olarak gören ve “Gökyüzü çadırımız, güneş bayrağımız” düşüncesinde olan Türklerin bu bakımdan Anadolu’ya göçleri ve burayı yurt olarak benimsemeleri hiçte zor olmamıştır.
Türkler, Malazgirt zaferine kadar, yaklaşık yarım asırlık bir zaman içerisinde Anadolu hudutlarına karıncalar gibi yığılıyor, kendilerine yurt arıyorlardı. Türkler, daha önce Anadolu’ya gelen Türk boyları ve özellikle Arap ordularını oluşturan Türk askerleri ve Türkistan’dan gelen ve Allah yolunda cihat eden Alperenler, Derviş gâziler sayesinde Anadolu’yu tanımışlar ve Anadolu hakkında bilgi sahibi olmuşlardı. Oğuzlar Anadolu’ya geldiklerinde kendileriyle aynı dili konuşan çok sayıda insanlarla karşılaştılar.
“Türkmen adı Müslümanlığı benimseyen Oğuzlar, Karluklar ve diğer Türk boylarına Araplarca verilmiştir. Selçuklular döneminde yirmi dört boya ulaşan Oğuzlar, kendilerini kısaca Oğuzlar diye adlandırmakta ve Orta Asya Türk geleneklerini sürdüren bir biçimde yaşamakta idiler. Çağrı Bey’in 1018 yılındaki öncü seferinden sonra Oğuzların Anadolu’ya akınları hızlanmıştır.”(Çeçen,1986, s:172)
Araplar tarafından Oğuzlara takılan “Türkmen adı Türkî Emin-Kendisine her konuda güvenilen Türk” ve “Türkî iman-Müslüman Türk” anlamlarına gelmektedir. Yine Türkmen sözcüğünü “Türk’e benzer” ve Türkmen sözünün sonundaki ekin “büyüklük eki” olduğu şeklinde açıklayanlar da vardır.

Yazarın Diğer Yazıları