İslam’da Salih Amel Kavramı
Bir Müslüman Allah’ın gazabına uğramamak ve cehennem azabından kurtulmak için yaratıcısına ibadet eder. Bu amaçla ibadet etmek câizdir. Genellikle halk, bu maksatla ibadet eder. Cennete girmek ve oradaki nimetlerden yararlanmak için Allah’a ibadet ise evvelkine göre bir derece daha üstündür. Fakat sırf Allah’ın emrine uymak ve rızâsını kazanmak için Allah’a ibadet etmek daha üstün bir mertebedir ki bu tür ibadetlere Salih amel denir.
Salih, barışsever, çevresine güven veren, temiz, uygun, iyi, faziletli, dini emirlere uyan, takva ehli, hayır işlerinde yarışan, huzur ve mutluluk getiren insan anlamlarına gelir. Amel ise: çalışma, insanın düşünce ve şuur ile yaptığı bütün iş ve faaliyetler demektir. Salih Amel: Allah sevgisinden kaynaklanan, Allah rızasını kazanmaya, insana hizmete ve barışa yönelik bütün hayırlı iş ve içine şirk ve gösteriş karışmamış, tevhid esasına uygun yapılan ibadettir.
Yüce kitabımız Kur’an’da ve hadisletrde Allah sevgisi üzerinde önemle durulur. Yüce Allah şöyle buyurur: “…vellezine âmenû eşeddü hubben lillâhi…””İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise çok daha fazladır” (el-Bakara 2/165). Ayette geçen şiddetli ve çok sevgi aşk demektir. Bu âyet başta olmak üzere Kur’an’da birçok âyette “muhabbetullah” denilen Allah sevgisine ve ilâhî aşka işaret edilir. Bir müslüman Allah’ı ve O’nun sevgili resulü hz. Muhammed’i ve Allah yolunda mücadele etmeyi anasından,babasından ,oğullarından, kardeşlerinden, eşinden, malından mülkünden daha çok sevmekle yükümlüdür. Eğer Allah’ı daha çok sevmezse Kur’an’ın ifadesiyle “Allah’ın hükmü tecelli edene kadar bekleyin, Allah günahkâr bir toplumu hidayete erdirmez” (et-Tevbe 9/24) ayetinde geçen tehdidin muhatabı olur. Hz. Peygamber “Allah ve Resulü’nü diğer şeylerden daha fazla sevmeyen kimse imanın hazzına eremez” deyince Hz. Ömer, “Ey Allah Resulü, Kendim hariç seni herkesten ve her şeyden çok seviyorum” demiş, Hz. Peygamber de “Olmadı yâ Ömer!” demişti. Hz. Ömer, “O halde seni kendimden de çok seviyorum” deyince Resûlullah “şimdi oldu yâ Ömer!” buyurdu (Buhârî, “Îmân”, 9; Müslim, “Îmân”, 15). İslâm’da Allah’la kulları arasındaki sevgi karşılıklıdır. Allah kullarını sever, kulları da onu severler. Aynı zamanda Allah bir kulunu severse onu diğer kullarına da sevdirir. Kur’an şöyle der: “Ey iman edenler! İçinizden her kim dininden dönerse, Allah onların yerine öyle bir kavim getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler” (el-Mâide 5/54). İslâm inancına göre Allah Teâlâ vedûd ve velîdir. Yani mümin kullarını çok sever ve onları dost edinir. Kur’an’da Allah’ın hangi kullarını sevdiği şöyle açıklanır: “Allah muhsinleri sever” (el-Bakara 2/148); “Allah sabredenleri sever” (el-Bakara 2/146); “Allah âdil olanları sever” (el-Mümtehine 60/8; el-Hucurât 49/9). “Allah temiz insanları sever” (et-Tevbe 9/108; el-Bakara 2/222). “Allah takvâ sahibi kullarını sever” (Âl-i İmrân 3/76, et-Tevbe 9/4, 7). “Allah ihsan sahibi dürüst kişileri sever” (Âl-i İmrân 3/148, el-Mâide 5/13, 93). “Allah tevekkül ehlini sever” (Âl-i İmrân 3/159). “Allah tövbe edenleri sever” (el-Bakara 2/222). Allah zâlimleri, kafirleri, günahkârları, kibirlileri, hâinleri, bozguncuları, müsrifleri, saldırganları sevmez (eş-Şûrâ 42/40, el-Bakara 2/176, en-Nisâ 4/107, el-Hadîd 57/23, el-Hac 22/38, el-Mâide 5/64, el-A`râf 7/31, el-Mâide 5/87). Yüce Allah, Peygamberimiz’i herkesten çok sevdiği için ona “habîbullah” (Allah’ın sevgilisi) denilmiştir (Tirmizî, “Menâkıb”, 1). Nitekim Hz. İbrâhim için de “halîlullah” (Allah’ın dostu) ifadesi kullanılmıştır. Sevgi temeline dayanan bu ibadet anlayışı seve-nin sevgilisine itaat etmesi türünden bir boyun eğme ve emredileni gönül hoşluğu ile yerine getirme halidir. Peygamberlerin, sağ iken cennetle müjdelenen on sahâbenin, velîlerin ve âriflerin ibadetleri böyledir. Râbia el-Adeviyye’nin dediği gibi onlar cehennem ve cennet olmasa da Allah’a ibadet eder, ona itaati canlarına minnet bilirler. Nitekim bu konudaki hadislerden birinde, “Suhayb, Allah’ın ne hoş bir kuludur ki ondan korkusu olmasa bile günah işlemez”, diğerinde, “Ebû Huzeyfe’nin âzatlası Sâlim, Allah’a âşık olduğundan O’ndan korkmasa bile günah işlemez” (Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, II, 323) buyrulmuştur:
“Hayır, öyle değil; kim Muhsin olarak (iyilik ederek, işinin güzel yaparak) özünü Allah’a teslim edip (şirk karıştırmadan O’na iman ve atat eder)se onun mükâfatı Rabbi katındadır, onlara korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.” (el-Bakara 2/112)
Ayet-i kerimede Allah’a kul olarak teslim olma “Muhsin olma” şartına bağlanmıştır ki bu da, yaptığını Allah rızası için tam yapmak ve Resulullaha tâbi olmaktır. (Feyz’ül-Fürkân, H.T.Feyizli )
Müslümanların iman ve ibadet itibariyle çeşitli dereceleri vardır. Cibril hadisisnde imanın altı, İslâm’ın beş temeli sayıldıktan sonra en büyük mertebe olan ihsan şöyle tarif edilmiştir: “İhsan, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi ibadet etmektir, her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir” (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 57). Kur’ân-ı Kerîm’de, “vallâhu yuhıbbul muhsinîn( e ) Allah Muhsinleri sever” (el-Mâide 5/93, el-Bakara 2/148) buyrulmuştur.
Mutasavvıflar bu hadisten İslâm’ın üç mertebesi olduğu sonucunu çıkarmışlardır. Bunlar sırasıyla İslâm, iman ve ihsan mertebeleridir. İslâm zâhir, iman zâhir ve bâtındır. İhsan ise zâhir ve bâtının hakikatidir. İslâm’da bilgi amelle, amel ihlâsla, ihlâs da Allah’ın rızâsını taleple kemale erer. Bilgi, ihlâs ve rızâ bu üç mertebenin başka bir ifadesidir. Müminler ilim, amel ve mertebe itibariyle birbirinden farklıdırlar. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Kendilerine ilim verilenler derece derecedir”. “Amel edenlerin de mertebeleri vardır”. “Bakın nasıl bazısını diğer bazılarına üstün kıldık” (el-Mücâdele 58/11; el-Ahkâf 46/19; el-İsrâ 17/21). (Diyanet İlmihali, I )
Bir Amelin Kabul Olması İçin İki Şart Vardır
Bir ibadetin kabul olması için kurallarına/şartlarına göre yapılması bir de Allah rızası için yapılması gerekir. Kuralına uygun yapılmış olsa da Allah rızasını amaç edinmeyen, gösteriş ve riya içeren ibadetler kabul olunmaz.