Türkler Hunlar zamanından beri bugünkü anlamda millet olma şuuruna ulaşmış bir millettir. Eski Türklerde millet, “Budun” sözcüğü ile ifade edilirdi. Arapça olan millet kelimesi ise “din topluluğu, şeriat, tarikat, sünnet“ manalarına gelmektedir, Kur’an’da bazı ayetlerde‚ belirli prensipler etrafında toplanmış insan kitlesi anlamında da kullanılmıştır. Ayrıca Kur’an’da millet kelimesine benzer anlamda ümmet kelimesi de geçmektedir. Genelde Hz. Muhammed’a iman etmiş Müslümanları ifade etmek üzere kullanılan ümmet kelimesi aynı zaman her hangi bir topluluğu göstermek amacıyla da kullanılmıştır.
Dilimizde millet, Latince “nation”, Arapça’daki “Şuub-Şube) kelimesine karşılık olarak kullanılmaktadır. Lâtince bir fiil olan “nasci” den gelen “nation” aynı yerde doğmuş bir insan topluluğu manasını ifade etmektedir. İngilizcede milliyet anlamına gelen “nationality” kelimesinin varlığı 1691’den itibaren tespit edilmişse de, bunun bugünkü anlamda ilk kullanılışı 19. yüzyılın başlarındadır. Fransızcada da aynı anlama gelen “nationalite” kelimesi ilk defa 1885’te Akademi Sözlüğü’ne girmiştir. (İ.H.Danişmend, Türklük Meseleleri, s:13)
Celal Yıldırım ise Hucurat Suresi 13. ayetin tefsirini yaparken Millet Kavramını:” Türkçe’de, ulus ve benzer özellikleri olan topluluk demektir.” Şeklinde açıklamaktadır. (C.Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri cilt 11, sayfa 5760) Yine aynı sayfada “ŞUUB-ŞA’B“ sözcüğünü açıklarken “yeryüzüne yayılıp üzerinde gruplar halinde yaşayan insan topluluklarının her birine Şa’b denir” demektedir. Bizim Türkçe’mizde kullandığımız Millet sözcüğü işte bu “ŞUUB“ sözcüğünün yerine ve onun taşıdığı anlamı karşılamak üzere kullanılmaktadır. (Şu’but-Türk= Türk Milleti, Şu’bul- Arap= Arap Milleti gibi…)
İstiklal Marşımızın yazarı M. Akif Ersoy’un “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal” derken kastettiği anlam da bizim bu gün kullandığımız anlamdır.
Türkler Hunlar zamanından beri bugünkü anlamda millet olma şuuruna ulaşmış iken batı hem de Araplar bu şuurdan yoksundu. Araplar ancak Hz. Muhammed’den sonra millet ve ümmet şuurunda birleşebilmişlerdir.
Göktürk yazıtlarındaki millet anlayışı Batılı araştırmacıların çok dikkatini çekmiştir. 8.yüzyılın başlarında (716-730 lu yıllar) yazılan Göktürk kitabelerinde “Budun”,”Türk Budunu” sözleriyle ifade edilen bu anlayış, ırk unsuruna dayanmayıp, kültürel ve siyasi bir birlik olarak nitelendirilmiştir. O zamana göre gerçekten bu anlayış çok ileri derecede bir millet anlayışıdır.
Kur’an-ı Kerim’de millet gerçeği şöyle anlatılır:
“Ey insanlar, biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık ve bir birinizle tanışasınız (bilişesiniz, iyi ilişkiler kurasınız, iyi işlerde bir birinizle yarışasınız) diye şubelere (milletlere) ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki Allah katında en şerifli olanınız takvada (Allah’tan sakınma, gönülden bağlanma, dine ve insanlara hizmette) en ileri olanınızdır. (Hucurat Suresi, 13),
“O gökleri, o yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirine uymaması da O’nun (Yani Allah’ın) ayetlerindendir.(varlığını, gücünü, kudretini gösteren delillerindendir.) Hakikat bunlarda düşünen insanlar için elbette ibretler vardır.” (Rum Suresi, 22)
“Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. (Maide 48. ayet); “Eğer Allah dileseydi, onları mutlaka tek bir ümmet (Millet) kılardı. “ (Şura, 8)
Kur’an’ı kerimdeki bu ayetlerde de görüldüğü gibi Allah insanları çeşitli ümmetler/milletler halinde yaratmış, her birine ayrı dil, kültür ve özellikler vermiştir. İnsanların bu şekilde farklı milletler ve özellikleri halinde yaratılmış olması Hucurat suresi 13. Rum suresi 22. ve Maide suresi 48. ayette de belirtildiği gibi hayırlı işlerde, medeniyetin oluşmasında, bilimde, teknikte ve Allah’ın dinine hizmette yarışmak ve imtihan olmak içindir. İşte milliyetçilik duygu ve düşüncesi bu yarışta önde olmak ve millet olma düşüncesinden doğmuştur.
Gerek Kur’an’da gerekse hadisi şeriflerde Allah tarafından milletlere verilen özelliklere sahip çıkılması üzerinde önemle durulmuştur.
İslâm âlimleri bir milletin milli kültürünü ve istiklalini kaybetmesi Orta Kıyamet şeklinde anlatılırlar. Orta Kıyamet, Bir milletin, önce kültürünü ve milli kimliğini ardından da hürriyet ve istiklalini kaybederek, dünya haritasından silinmesidir.
Yüce kitabımız Kur’an’da bu kıyametten “Her ümmetin bir eceli vardır” (A’raf 34) şeklinde söz edilmektedir. (Devamı Yarın)