“ Sübhânellezî esrâ bi abdihî leylem minel mescidil harâmi ilel mescidil agsallezî bâreknâ havlehû li nüriyehû min âyetinâ. İnnehû hüvessemiul basîr*”(İsra 1)
“Kulu (Muhammed’i) gecenin bir bölümünde – kendisine bir kısım ayetlerimizi (kudretimizi yansıtan belgelerimizi ) göstermek için – Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah (bütün noksanlıklardan ) yücedir, münezzehtir. İşiten ve gören O’dur.” (İsra-1. âyet)
Halk arasında üç aylar olarak bilinen, Recep, Şaban ve Ramazan ayları, Rahman, Rahim ve keremi bol olan Rabbimizin biz Müslümanlara ikram ettiği pek bereketli ve feyizli bir zaman di-limidir. Bu mana mevsiminin dinimizde bilhassa biz Türkler arasında apayrı bir yeri vardır.
Sevgili kardeşlerim nasıl ki mekanlar içerisinde farklı mekanlar varsa zamanlar içerisinde de farklı zamanlar vardır. Cuma günü Müminlerin haftalık bayramıdır. Geceler içinde Kadir gecesi 364 günden, Aylar içinde Üç Aylar diğer aylardan, Üç Aylar içerisinde de Ramazan ayı diğer iki aydan daha hayırlıdır. Sevgili kardeşlerim farklı mekanlar ve farklı zamanlar farklı insan, farklı Müslüman olmak içindir. Bunun şuurunda ve dikkatinde olalım ve bu farklı zamanları farklı şekilde değerlendirelim, feyiz ve bereketinden istifade edelim.
“Recep“ kelime olarak “Tercip“ mastarından türemiştir ki tazim ve hürmet manasına gelir. Bu ayada tövbe edenlere rahmet yağdığı ve ibadet işleyenlere nûr indiği için “ASAP“ adı da verilir.
Rivayetlere göre, Recep, suyu sütten ak, baldan tatlı ve buzdan soğuk bir cennet nehrinin adıdır. Bu sudan sadece Recep ayında oruç tutanlar içebilir. ( İ.Gazali, mükâşefetü’l Kulûb/551 )
Nitekim Sevgili Peygamberimiz: “ Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır.” Buyurmuşlardır. Ayrıca Peygamber Efendimiz Recep ayına girince. “Ey Allah’ım, Recep ve Şabanı bize mübarek kıl; bizi Ramazan’a eriştir.” Diye dua ederlerdi. Recep ayının 27. gecesi Miraç kandilidir.
Sevgili Peygamberimizin uyanıkken Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya oradan da gökyüzüne yükselip Cenâb-ı Hak’la buluşup, görüşmesine Miraç diyoruz.
Bu olay Kur’an-ı Kerim’le ve Hz. Peygamberimizin ifadeleriyle sabittir. İnkarı insanı küfre götürür. Bu olaya, İsra ve Miraç olayı denir. İsra; gece yürüyüşü demektir. Miraç ise, yükselmek demektir. İnsanoğlu’nun yaşarken ulaştığı en yüce yükseliş ve en büyük derece Mirac’dır. Mirac, Allah elçisinin Allah’a eriştiği andır. Allah, elçisi ile “ses ve harf aracılığı” ve başka bir aracı da olmadan doğrudan görüşmüştür. İslam alimleri Hz. Peygamberimizin Allah’ı gözleri ile değil kalp gözü ile gördüğünü nakletmektedirler. Bir istisna olarak gözleri ile gördüğünü söyleyenler de vardır. Kesin olan şey bir görüşmenin gerçekleşmiş olduğudur.
Kur’an ayetlerini getirmekte aracılık yapan Cebrail adlı ulu melek bile Yüce Muhammed’in vardığı noktaya varamamış, “yanarım” demiştir.
Kur’an’da İsra ve Miraç
Bu olayın Mescid-i Aksa’ya kadar olan ve İsra denen bölümü Kur’an’da şöyle anlatılır:
“Sübhânellezî esrâ bi abdihî leylem minel mescidil harâmi ilel mescidil agsallezî bâreknâ havlehû li nüriyehû min âyetinâ. İnnehû hüvessemiul basîr*”(İsra 1)
“Kulu (Muhammedi) gecenin bir bölümünde – kendisine bir kısım ayetlerimizi ( kudretimizi yansıtan belgelerimizi ) göstermek için – Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah (bütün noksanlıklardan ) yücedir, münezzehtir. İşiten ve gören O’dur.” (İsra-1. âyet)
İsra ve Miraç olayının ikinci merhalesi olan Miraç ise Sevgili Peygamberimizin Mescid-i Aksa’dan başlayarak semânın bütün tabakalarını geçerek ilâhi huzura kabul edilmesidir ki bu kısım Necm suresinde şöyle anlatılır:
“ And olsun ki O’nu (Cebrail’i) bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ’da gördü ki, onun yanında Me’vâ cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm,53/11-18)
İsra suresi 1. ayette değinilen olay, “Mi’rac” ve “İsra” olarak bilinmektedir. Sahih hadislere göre bu olay Hicret’ten bir yıl önce meydana gelmiştir. Hadis ve diğer siyer kitaplarında çok sayıda Sahabeden bu konunun ayrıntılarını anlatan rivayetler nakledilmektedir. Enes bin Malik, Malik bin Se’se’e, Ebu Zer Gıfari ve Ebu Hureyre (Allah hepsinden razı olsun) olayın ayrıntılarını rivayet etmişlerdir. (Devamı yarın)