Muharrem Günay

İSRA VE MİRAÇ YAZILARI PEYGAMBER NE SÖYLÜYORSA DOĞRUDUR (6)

Muharrem Günay

20 Haziran 2012 Çarşamba 03:00:00
  İsra ve Miraç olayı halk arasında yayılınca, Mekke’nin bazı ileri gelenleri soluğu Ebu Bekir’in (RA) yanında aldılar. Ve:
“- Ya Eba Bekr! Arkadaşın Muhamed hakkında ne dersin? O bir gece içinde Beytü’l Makdise’ (Beytü’l Mukaddes)’e gidip geldiğini iddia ediyormuş!” Ebu Bekir (R.A.) onlara:
“- Bunu Hz.Muhammed mi (A.S.) söyledi?“ diye sordu. Onlar da: “Evet, o dedi“ diye cevap verdiklerinde, Ebu Bekir (R.A.): “Eğer O söylemiş se, mutlaka doğrudur ve ben şahadet ederim..” diyerek Peygamber’e olan inancının şüphe götürmez olduğunu ortaya koydu. “Nasıl olur ?“ diyerek şaşkınlık gösterenlere: “O, bundan fazlasını da söylese yine de O’nu gök haberlerinden dolayı tasdik ederdim!“ diye cevap verdi.( Lübabu’t- te’vil: 3 / 151)
Ebu Bekir (R.A.)e “sıddık“ denmesi bu yüzdendir. Ebu Bekir’in
Hz. Peygamberimize gösterdiği sadakatten bizim alınacak çok dersimiz vardır. Özellikle, sünnet konusunda Sevgili Peygamberimizin dinde takip ettiği yolu iyi bilmeli ve O’na uymalıyız Çünkü Cenâb-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de 17 yerde Sevgili Peygamberimize uymamızı ve O’na itaat etmemizi emrediyor. Kur’an-ın ifadesiyle: “Her kim ki Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur“ Hz Aişe validemiz “O’nun ahlakı nasıldı ?” deyenlere. “O’nun ahlakı Kur’an’dı, O yaşayan Kur’an’dı” diye cevap vermiştir.
İSRA VE MİRAÇ
İsra: Gece yolculuğu yapmak demektir. Bu bölüm, İSRA VE MİRAÇ olarak bilinen mucizenin birinci ayağını oluşturur. Peygamber Efendimizin, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya kadar olan gece yolculuğunu belirtik ki, bu olay İsra Suresi 1. ayetle sabit olmuştur. İnkarı insanı küfre götürür.
Miraç: Sözlükte merdiven anlamına gelir. Terim olarak İsra gecesi Peygamber Efendimizin (A.S) Beytü’l Makdis’ten yani Mescid-i Aksa’dan Melek Cebrail eşliğinde madde aleminin son sınırı olan “SİDRETÜ’L MÜNTEHA”ya, oradan da mâna alemine yükselmesi ve esrar perdelerini kaldırarak en kutsal huzura-yani Allah’ın huzuruna kabul edilmesidir ki Necm suresi 11- 18 ayetlerle sabittir. “And olsun ki O’nu (Cebrail’i)bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre_i Müntehâ’da gördü ki, onun yanında Me’vâ cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm,53/11-18) Buraya Sidretü’l-Müntehâ’ denilmesinin sebebi, buraya hem büyük meleklerin, hem de büyük peygamberlerin geçememesi ve burası hakkında bilgilerin yeterli olmamasıdır. Bunun için bu tabir kullanılmış ve beşerî, yani insanlara ait ilmin son sınırı diye de açıklanmıştır. Gerek peygamberlerin, gerekse diğer yaratılmışlardan her âlimin ilmi burada son bulur, ondan ileri geçemez. Ayrıca büyük müfessirlerden Fahruddîn er-Râzî, Sidretü’l Müntehâ’yı, buraya kadar zikredilen mânâlarının yanı sıra, “hayret-i küsvâ” diye açıklamıştır ki, akılların hayretle kaldığı, bundan daha şiddetli bir hayretin tasavvur edilemeyeceği, insanın son derecede hayrete düştüğü bir makam olarak tavsif ettikten sonra; sadece, Hz. Peygamberin hayrette kalmadığını, şaşmadığını, gördüklerini açıkça gördüğünü kaydetmektedir.
Öyleyse biz âciz insanların Sidretü’l-Müntehâ’yı kesin olarak “şudur veya budur” diye açıklamamız mümkün görülmemektedir. Necm suresinin 9. âyetine ve hadisi şerifteki rivâyete göre, sadece Peygamberimize “Kâb-ı Kavseyne” kadar yaklaşmasına müsaade edilmiştir. Sidretü’l Müntehâ’dan ilerisi gayb âlemidir ki, Allah Teâlâ’-dan başka hiç kimsenin ilmine ve bilgisine giremez, yani insanî ilmin son sınırıdır. Buradan ötesi Allah Teâlâ’nın “Zât Âlemi” diye adlandırıldığı için, bu deyimi açık ve seçik bir tarzda ortaya koymamız mümkün değildir. İslam alimleri Sevgili Peygamberimizin Allah’ı gözleriyle değil kalbiyle-kalp gözü ile gördüğünü nakletmişlerdir. Bir istisna olarak gözleri ile gördüğünü söyleyenler de vardır. Gerçek olan ister gözle ister se kalp gözüyle olsun bir görmenin gerçekleşmiş olduğudur.

Yazarın Diğer Yazıları