Muharrem Günay

İYİ BİR MÜ'MİN OLMAK İÇİN SADECE NAMAZ KILMAK ORUC TUTMAK YETERLİ DEĞİLDİR

Muharrem Günay

Yüce Allah, namaz kılan ve zekâtını veren kulları için ebedi mutluluk yurdu olan cennetler hazırladığını beyan ederek, şöyle buyurmaktadır:
“İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz ikâme edip, zekât verenlerin Rabb’ leri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”(Bakara: 277)
Âyet ve hadislerde iyi ve erdemli olmak için sadece namaz kılmanın yeterli olmadığına dikkat çekilerek, iyi ve erdemli olmak istiyorsanız, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda ve sokakta kalmış kimsesizlere yardım edin, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin buyrulmaktadır:
“(Ey ibadet edenler!) İyi ve erdemli olmak (yalnızca) yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. (Önceki Hıristiyanlar doğuya, Medine ve civarındakiler ise kuzeybatıya düşen Beyt-i Makids’e yüzlerini dönerek, Müslümanlarda önce Beyt-i Makdis’e dönerek ibadet ediyorlardı. Burada gerek böyle gerekse namazda selam verirken yüzü doğu ve batıya dönerek selam vermek ve namaz kılmak kastedilmektedir.) Fakat iyi ve erdemli (muttaki) kişi; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitab’a (Kur’an’a) ve peygamberlere inanıp malı(nı), sevgisine rağmen (Allah rızası için) akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda/sokakta kalmışlara, dilenenlere ve boyunduruk altında bulunanlara (kurtulmaları için) veren, namazı ikâme eden, zekâtı veren, ahitleştiği zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın şiddetlendiği anda sabredendir. İşte (imanlarında, yaptığı iyilik ve tatta) doğru olanlar onlardır. Ve takvaya erenler de onlardır.” (Bakara: 177)
Nitekim Sevgili Peygamberimiz de şöyle buyuruyor:
“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8435)
“Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz.” (a.g.e. h. No: 8436)
“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren müminlerdir.” (Maide:55) buyrulmaktadır.
Müslümanın dostu ancak müslümandır. Müslümanların Maide suresi 45. ayette dostlarının kimler olduğu açıklanmaktadır. Bunlar:
• 1. Allah
• 2. Allah’ın Resûlü
• 3. Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak namaz kılan, zekât veren müminlerdir.
Ayette Müslümanın dostu olacağı insanların tanımı yapılırken Müslümanlar denmeyip de sadece “Namaz kılan ve zekâtını veren Müslümanlar” denmesi dikkate değerdir.
MAZLUMUN AHINDAN KORKUNUZ
Adaletten ayrılan idareciler, idare ettiği milletin huzur ve saadetini temin edemez, bilakis onlara zulmetmiş olur. Malumdur ki, insanlara zulmedenin davacısı Allah’tır. Bir kimsenin de davacısı Allah olunca, gideceği yer ancak Cehennem’dir. Evet zulüm kadar Allah’ın kahr ve gadabını tacil edecek hiçbir şey olamaz. O’nun intikamına dayanacak kuvvet ve kudret ise hiçbir kimsede yoktur. Allah Teâla ile büyüklük/azamet yarışına kalkışan Firavun ve Nemrutların akıbetleri ortadadır. Allah Teâla her zalimi zelil; kendini büyük gören her mütekebbiri hakir eder.
Peygamber efendimiz buyuruyor ki: Mazlumun âhından çekininiz! Çünkü onun âhı ile Allah arasında perde yoktur.
Zulmün çeşitlerini Peygamberimiz (S.A.V.) bildirmiştir:
“Zulüm üç türlüdür:
1.Bir zulüm var ki: Allah onu affetmez.
2.Bir zulüm var ki: Allah onu dilerse affeder.
3.Bir zulüm var ki: Allah onun mutlaka hesabını sorar.
Allah’ın affetmediği zulüm: Şirktir. Çünkü Yüce Allah “Muhakkak ki şirk, en büyük zulümdür” buyurmuştur. (Lokman Sûresi: 13).
Allah’ın affedeceği zulüm: Kulların kendi nefislerine karşı işledikleri zulümdür. Allah ile kul arasındaki işlerde, emir ve yasaklarda yaptıkları hatalardır.
Allah’ın hiç bırakmayıp mutlaka hesabını soracağı zulüm ise, kulların birbirlerine karşı haksızlıklarıdır. Allah bunların hesabını sorar ve zalimleri cezalandırır” (Tefsir-i İbni Kesir: 1/508).
Zalim, Allah’ın hiç sevmediği insandır. Zalimler Kur’an-ı kerim’in ifadesiyle Allah tarafından lanetlenmiş insanlardır: “Biliniz ki, Allah’ın laneti, zalimlerin üzerinedir.” (Hûd Sûresi: 18).
Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki “Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı vardır.” Hem mazlumun duası ile Allah arasında hiçbir perde olmadığını Allah’ın Resulü (S.A.V.) beyan buyurmuştur:
“Mazlumun yakarışından korununuz. Çünkü onun yakarışının Allah’a ulaşmasına engel olacak hiçbir perde yoktur.” (Muhtar-ül Ehadis: 5)

Yazarın Diğer Yazıları