Günlük beş vakit namazda Fatiha suresini okurken Yüce Rabbimize şöyle sesleniriz:
“Allah’ım bizi doğru yola, nimetine erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir” (Fatiha,7)
Fatiha suresi aynı zamanda kulun Rabbine olan bir taahhüdüdür. Kul günlük kıldığı kırk rekât namazda Allah’a; Ancak Allah’a ibadet edeceğine ve her türlü yardımı Allah’tan isteyeceğine, Allah’ın gazap ettiği Yahudiler ve dalalettedirler dediği Hıristiyanları dost ve veli edinmeyeceğine onlardan emir ve icazet almayacağına dair söz verip; Kendisini “Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebîler, sıddıklar, şehitler ve sâlihlerle beraber kılması” için dua eder.
Müfessirlerin açıklamalarına göre kendilerine Allah tarafından nimet verilen kimseler, peygamberler ve onların yolunda giden sıddıklar, şehitler ve salihlerdir.” (Bak. 4/Nisa suresi 69,70 ve 80. ayetler.)
Fatiha suresinde geçen gazaba uğramışların Yahudiler, sapmışların ise Hıristiyanlar olduğu çeşitli ayetlerde ve hadislerde belirtilmiştir. (Bak:16 Nahl/106; 4Nisâ/167; 2 Bakara/61,90; 5 Mâide/60,77,78,80. âyetler)
Geçmiş milletlerden Allah yolunu tanıyanlar, hak yolu bulanlar olduğu gibi, hakkı ve hakikati göremeyenler de olmuştur. Bunlardan birisi Yahudiler, ikincisi ise Hıristiyanlardır.
(Ayette “gazaba uğrayanlar” dan kastın “Yahudiler”, “Dalalette olanlardan” kastın ise “Hıristiyanlar” olduğu ifade edilmektedir. Hazreti Peygamber (s.a.v.) Efendimizin “Yahudiler, kendilerine gazab edilmişler, Hıristiyanlar da sapıklardır.” buyurduğunu Tirmizî “Sahih” adlı eserinde Adi b. Hatim’in senedi ile hasen hadis olarak rivayet etmiştir.) (Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, Fatiha Suresi’nin Tefsiri, İbni Kesir Fatiha suresi tefsiri vb.)
Bununla beraber, doğru yoldan sapma ve Allah’ın gazabına uğrama, yalnızca Hıristiyan ve Yahudilere mahsus değildir. Müslümanlar arasından da doğru yoldan sapmış, Yahudi ve Hıristiyanlarla bir ve beraber olmuş bir sürü sapık fırka ve guruplar çıkmış ve bundan sonra da çıkacaktır.
Zalimlere Yağcılık Etmeyin Yoksa Yanarsınız
Yüce kitabımız Kur’an’da:“İnne hezel gurâne yehdî lilletî hiye egvemu.”(İsra/9) “Şüphesiz ki bu Kur’ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir.” Buyrulduktan sonra, Müslümanları bu doğruluktan saptıracak tehlikeye dikkat çekilerek:
“Vela terkenu ilellezine zalemû fetemessekümünnâru “ “ Zalimlere yanaşmayın, (onlara yandaşlık etmeyin) yanarsınız” (Hud/113) buyrulmaktadır. Kur’anın bu tesbitne göre Kur’andan ayrılmak ve sapmak, zalimlere yönelmek, onlara meyletmektir. Bu meylin miktarı önemli değildir. Onların yaptıkları haksızlıkları, zulümleri onaylar anlamına gelecek şekilde yüzlerine güleç bir yüzle bakmak bile yasaktır. Ayetteki “Terkenû” sözü, yağcılık ve yardakçılık, haksızlıklara rıza göstermek, en ufak bir şekilde bile olsa onlara meyletmek, onlardan yardım istemek olarak tefsir edilmiştir. (Bak. Tefsiru’l Kur’ani’l Azim İbni Kesir Hud/113. ayetin tefsiri)
Bu ayetin tefsirini yapan Müfessir Kurtubi “Küfürle dostluk küfür, Allah’a isyan edenle dost olmak isyandır. Çünkü dostluk ancak sevgiden dolayı olur. Ancak bu hükmün bir tek ayrıcalığı, zalimle dostluk, onun kötülüğünden korunmak için (öyle görünmek şeklinde) çaresiz durumlarda olursa başkadır” demektedir.
Allah Teâlâ : «Zulmedenlere meyletmeyin.» buyurur. İbn Ab-bâs’tan naklen Ali İbn Ebu Talha burayı: Onlara yağcılık yapmayın, şeklinde açıklar. Avfî ise İbn Abbâs’ın buradaki meyli, küfre meyletmekle tefsir ettiğini söylemiştir. Ebu’l-Âliye: Onların amellerini hoşgörüyle karşılamayın, derken; îbn Abbâs’tan rivayetle İbn Cüreyc; Haksızlık edenlere meyletmeyin, açıklamasını getirmiştir. Bu söz güzeldir.
(Devamı Yarın)