Önceleri Türkistan ve Uygur hanları adıyla bilinen bu hanedanın mensupları kara han, kara hakan, arslan kara hakan, buğra kara hakan gibi unvanlarında “yükseklik ve yücelik” anlamına gelen kara kelimesini kullandıkları için kurmuş oldukları devlete de ilk defa Rus şarkiyatçısı Vasilij Vasilevic Grigorev, 1874 yılında yazdığı bir makalede, Karahanlılar adını vermiş, hanedan daha sonra bu adla tanınmıştır. Karahanlılar İslam tarihi kaynaklarında Hâkâniyye (Hâkânlılar), Hâniyye, Âl-i Hâkan, Hâkâniyân, Mülûkü’l-Hâkâniyye, Mülûkü’l-Hâniyye, Evlâdü’l Hâniyye, Mülûkü’lHâniyye el-Etrâk, Âl-i Efrâsyâb et-Türkî, Beytü’l-Hâniyye, Nebîre-i Efrâsyâb, Mülûk ve Selâtîn-i Efrâsyâbî, Ümerâ-yi Efrâsyâb, Mülûk-i Türkistan ve Efrâsyâbân şeklinde anılmaktadır. (Erim N. 2011)
Karahanlı hakanlarının köken olarak hangi Türk boyuna dayandıkları eskiden günümüze değin tartışıla gelen bir konu olup, araştırmacıları belirli tezler etrafında toplamaktadır. Karahanlıların kökeni konusunda Uygur, Türkmen, Yağma, Karluk, Karluk Yağma, Çiğil ve T’uchüe-A-shi-na (Tukyu Göktürk) olmak üzere yedi varsayım ileri sürülmektedir (Özaydın, A. 2009).
En çok üzerinde durulan tezler Karluk ve Yağma tezleridir. Yağmaları esas alan araştırmacılara göre, Karahanlı hakanları Yağmalar üzerinden Dokuz Oğuzlara yani Uygurlara dayanmaktadır (Ercilasun, A.B. 2010, s. 287). Vassiliy Viladimiroviç Barthold bu görüşü ileri sürenler arasında öne çıkan araştırmacılardan biri olup, çeşitli kayıtlarla Yağma tezini desteklemiştir (Erim N. 2011). Yağma tezini destekleyen bir diğer tarihçi Zeki Velidî Togan’a göre, Karahanlılar Yağma kökenli olup, Yağmalardan Tokuzoğuz nesline dayanmaktadır. Dolayısıyla, Zeki Velidî Togan Karahanlıların Tokuzoğuz ve Göktürk hanlarının da kökeni olan Aşina neslinden geldiğini ileri sürmektedir (Togan, Z.V. 1970, c.I, s. 430).
Karahanlı tarihçisi Reşat Genç de Karahanlıların Yağma kökenli olduğunu kabul edenler arasındadır. Ona göre Hudûdu’l Âlem’de yer alan, Kaşgar’ın Yağmaların elinde bulunması ve Yağma hükümdarlarının, Tokuzoguz hükümdar ailesinden gelmesi şeklindeki kayıt, bu konuda hiçbir şüpheye yer bırakmaz. Hele Mücmelü’t Tevârîh’teki, Yağma hükümdarlarına Buğra Han denildiği kaydı bu konudaki en kuvvetli delildir. Çünkü tarih boyunca Karahanlılardan başka hiçbir Türk devletinde hükümdarların Buğra Han unvanını kullandıkları görülmemektedir (Ercilasun, A.B. 2010, s. 287).
Karahanlıların başlangıç dönemlerinde tespit edilebilen ilk kağan Bilge Kül Kadir Han’dır. Onun iki oğlundan Arslan Han Bazır büyük kağan sıfatı ile Balasagun’da, Kadir Han Oğulçak ise yardımcı kağan olarak Taraz’da devleti idare etmişti (Erim, N. (2011). IX. yüzyılın sonlarında doğan Satuk Buğra Han, Karahanlı Hükümdan Bezir Arslan Han’ın oğludur. Adı kaynaklarda Satuk, Satık, Şebk ve Çanak olarak geçmekte, bugünkü Uygur Türkçesi’nde Sutuk veya Satuk şeklinde kullanılmaktadır. “Deve aygırı” anlamına gelen Buğra unvanının Vlll. yüzyılın ilk yarısından itibaren Kaşgar’ın batısında Fergana ve çevresindeki Göktürklerin varisleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir.
Satuk’un doğduğu yıllarda babası Bezir Arslan Han, Uygurlar’ın yıkılmasının (840) ardından bazı boyların Karahanlı topraklarına göç etmesinin süregelen etkileriyle ve ülkede boylar arasında yurt tutmak için girişilen iç kavgalarla uğraşmaktaydı. Taraz’da (Talas) bulunan kardeşi Kadir Han Oğulçak ise ülkenin batısından sorumlu hanedan mensubu olarak Samanllerle ilişkileri düzenliyordu. Samani Emiri İsmail b. Ahmed karşısında yenilgiye uğrayıp (280/893) Kaşgar tarafına çekilen Kadır Han Oğulçak, Samanilerle mücadeleyi buradan yönetmeye başladı. 904 yılında Samanilerin denetimindeki Maveraünnehir’e bir intikam seferi düzenlendi. Bu dönemde, Samaniler’in iç meselelerinden yararlanma düşüncesiyle Samani ailesine mensup Ebu Nasr b. Mansur’un iltica talebini kabul ederek kendisine Kaşgar yakınlarındaki Artuç beldesini tahsis etti. Bezir Arslan Han’ın 303 (915-16) yılı civarında ölümü ve Balasagun’da Karahanlı tahtına ll. Arslan Han’ın çıkması üzerine Satuk annesiyle birlikte Kaşgar’a gidip amcası Kadır Han Oğulçak’a sığınmak zorunda kaldı. Amcası adına vergi tahsil etmek üzere Kaşgar yakınlarındaki Artuç’a giden Satuk, burada Tezkire-i Satuk Buğra Han’da kuvvetli bir âlim ve Üveysl bir kutub olarak tanıtılan Ebu Nasr b. Mansur ile tanıştı. Ebu Nas’ ın inşa ettirdiği caminin etrafında oluşan bu küçük ticaret şehrinde namaz kılanları görünce İslam hakkında ilk bilgileri Ebu Nasr’dan aldı. Onun ve N’işaburlu Ebü’l-Hasan Muhammed b. Süfyan el-Kelemati gibi âlim ve sufilerin telkinleri sonucunda Müslüman oldu.
İbnü’I-Es’ir, bir gece rüyasında gökten inen bir kişinin ona Türkçe olarak, “Müslüman ol ki dünyada ve ahirette esenlik bulasın” dediğini ve sabah olunca Müslümanlığı kabul ettiğini herkese açıkladığını kaydeder (el-Kamil, XI, 82). Târihu Kaşgar ve Tezkire-i Satuk Buğra Han’da yer alan menkıbevi kayıtlara göre Satuk on iki yaşında Müslüman olmuş, İslam’ı öğrenip hanedan mensuplarını gizlice İslam’a davet etmiş, yirmi beş yaşına geldiğinde amcası Kadır Han Oğulçak’a (tezkireye göre üvey babası Harun Buğra Han) karşı mücadeleye girişip Kaşgar’ı ele geçirmiştir. Mücahid ve gazi unvanlarıyla anılan Satuk’un Müslümanlığı kabulü Türk İslam tarihinde bir dönüm noktası oluşturur. 308 (920) yılında (932, 940 veya 945 yılları da rivayet edilir) gerçekleşen bu olayın ardından Abdülkerim adını alan Satuk, amcası Kadır Han ile mücadeleye girişerek İslamiyet’in Karahanlıların batıdaki topraklarında yayılması için çalıştı. Bu amaçla Müslüman olmayan Türklerle uzun süre mücadele etti. Satuk, Fergana gazilerinin ve kendisi gibi Müslüman olan bazı hanedan mensuplarının desteğiyle Tabgaç Balık ve Atbaşı’nın ardından Kaşgar’ı ele geçirdi ve amcasını bertaraf ederek Buğra Han unvanı aldı (Hunkan, Ö.S. 2009, c.36, s.63-75).