Moğollar Türklerin felaketine hem de saadetlerine neden olmuşlardır. Moğol baskısı yüzünden Türkistan’dan Anadolu’ya gelmek zorunda kalan Türkler, Anadolu’yu Türkleştirip, burada âleme nizam verecek bir devlet kurmuşlardır.
Bir Bizans kaynağı Moğol baskısı sonucu Anadolu’ya ve özellikler uç bölgelere akın akın gelen Türk göçleri hakkında şu bilgileri verir:
“Moğolların püskürttüğü Türkmenler Anadolu’ya akın akın gelip, vilayetleri işgal ediyor ve Rumları sıkıştırıyordu. Bu sebeple Moğol istilası onlar için felaket değil saadet getiriyor ve Roma (Bizans) topraklarını işgal ediyorlardı”(Turan, O, 1969, c.II, s.4).
İşte bu Türk akınları içerisinde Kayıların da bulunduğu 50 bin kişilik Göçebe Oğuz-Türkmen kitlesi batıya doğru hareket etmişti. Bu göçebe Türkmenlerin başında Süleyman Şah adlı bir bey vardı.
Âşık paşazade başta olmak üzere bazı tarihçilere göre Gündüz Alp olarak da bilinen Süleyman Şah Oğuz Han’ın 44. göbekten torunu olup bugün Suriye toprakları içerisinde yer alan Caber Kalesi yakınlarındaki Fırat Nehri’ni geçmeye çalışırken, boğularak şehit olmuş ve günümüzde “Türk Mezarı” diye bilinen yere gömülmüştür (Neşrî, 1995, s.61; 59; Aşıkoğlu, 1332, s 3; Jorga, 2005, s.158).
Müneccimbaşı kendi adını taşıyan tarihinde Ertuğrul Gazi’nin soyunu Yafes bin Nuh aleyhiselam’a a bağlar. Yâfes aleyhisselam, Hz. Nuh’un üç oğlundan birisi olup Türklerin atasıdır. Yâfes aleyhisselâmın peygamber olduğunu iddia edenler de vardır.
Bir başka görüşe göre ise, Ertuğrul Gazi’nin babasının Süleyman Şah olmayıp Gündüz Alp’tir. Bu görüşü ileri sürenlere göre Ertuğrul Bey, büyük oğlu Gündüz’e Gündüz Alp’ın adını koymuştur. Ayrıca Osman Gazi’nin kestirdiği sikkede/parada Osman bin Ertuğrul bin Gündüz Alp kaydının bulunması da bunu gösterir. Gündüz Alp’in mezarı Beypazarı yakınlarında Kırgı isimli bir köydedir. Ertuğrul Gazi’nin soyu, kuruluştan 100-150 sene sonra yazılan bir kısım kaynaklardaki bilgilere göre, Oğuz Han’a, ondan da Nuh (a.s.)’a kadar ulaştırıldığı görülmektedir.
İlk Osmanlı tarihçilerinden Ahmedî, Enverî ve Karamanî Mehmet Pasa, Ertuğrul Gazi’nin babasını Gündüz Alp olarak kaydetmişlerdir. Oruç bin Abdil, Asık Paşazade ve Neşrî gibi tarihçiler ise, Süleyman Şah olarak bildirmişlerdir. Ancak bu ikinci kaynak grubunda verilen bilgilerin doğru olmadığı, bugün kesinleşmiş gibidir. Nitekim Osman Bey’e ait bir sikke (para) ve “Osman bin Ertuğrul bin Gündüz Alp” ibaresinin bulunması, birinci kaynak grubunu güçlendirmektedir. (Hoca Sededdin Efendi, 1974, s. 1/26 ve Ahmet Cevdet Paşa, 1977, s.1/487)
Gündüz Alp’in veya Süleyman Şah’ın ölümü üzerine aşiret başsız kaldı. Gündüz Alp’in dört oğlu vardı. Bunlar; Sungur, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar’dı. Günlerce süren münakaşalar ve görüşmelerden sonra Kayıların başına Ertuğrul Gazi ‘Bey’ olarak seçildi. Bu yeni durum karşısında Ertuğrul Gazi’nin iki kardeşi Sungur Tekin ve Gündoğdu geriye döndüler.
Ertuğrul ve Dündar Beyler ise, Erzurum civarındaki Pasin Ovası’nda Sürmeliçukur’a (Aras Vadisine) yerleştiler (İbn-i Kemal, 1970, s. 42-43; Aşıkoğlu, 1332, 3). Pasinler’e yerleşen Ertuğrul’un aşireti, buralarda yaklaşık 7 yıl (1219-1226) kaldıktan sonra, yazı çok kısa süren bu bölgede, hayvanlara yeterince otlak bulamadıklarından ve kışın çok soğuk geçmesinden dolayı iklimi daha müsait bir yer bulmak üzere, Erzincan’a doğru gittiler.
Ertuğrul Gâzi ve aşireti Erzincan-Sivas arasındaki Yassı-çimen dağı eteklerinde Selçuklu ve Harzemşah ordularının karşılaştıkları Yassı-çimen Savaşı’na tanık oldular (Demir, 2000: 139). 10 Ağustos 1230’da Erzincan yakınlarındaki Yassı-çimen mevkiinde yapılan savaşta, Ertuğrul Gazi’nin başında bulunduğu Kayı Türkleri, Doğu Türk Hakanı Celâleddin Harzemşah’a karşı, Anadolu Selçuklu Sultan’ı 1. Alâeddin Keykubat’ın yanında yer alarak, Selçukluların savaşı kazanmasını sağladılar (Özkan, 2005, s. 20). Bu olay, Kayıların geleceği konusunda önemli bir dönüm noktası teşkil ederken, kazanılan zaferden sonra, Sultan Alâeddin Keykubat, Ertuğrul Gazi’ye, yardımlarından dolayı iltifatlarda bulunarak hilat giydirdi. Ardından Ankara yakınlarındaki Karacadağ ve çevresini ona verdi (Neşrî, 1995: 63; Danişmend, 1971: 1- 2).
Belirli bir süre Karacadağ’da kalan Ertuğrul Gazi, oğlu Sarı Yatu’yı Alâeddin Keykubad’a göndererek yeni bir yerleşim alanı istedi. Alâeddin Keykubat, bu isteği geri çevirmedi ve Ankara çevresindeki Karacadağ’ı yurt olarak Ertuğrul’a verdi. Ertuğrul Gazi, Sultandan aldığı izin ile daha verimli topraklar elde etmek amacıyla Bizans sınırında Aşağı Sakarya havzasındaki Söğüt dolaylarına yerleşti.
Anadolu’daki bu başarılarının ardından önce Karaca Hisar ve sonrasında Söğüt üzerine yürüyen Ertuğrul Gazi ve ordusu her iki bölgeye de hâkim oldu (Neşrî, 1995: 67; İbn-i Kemal, 1970: 56). Ertuğrul Gazi’nin bu başarıları üzerine Selçuklu sultanı Osmanlı Beyliği’nin ilk başkenti olan Söğüt ve çevresini ona yurt olarak verdi. Bu şekilde Anadolu’da, Selçukluların Batı sınırındaki Söğüt ve Domaniç’e yerleşen Ertuğrul Bey’e, “uç beyliği” sınır muhafızlığı verildi (Köprülü, 1984: 98).
Bundan sonra Söğüt ve çevresine yerleşen Ertuğrul Gazi, bir taraftan Bizans’a karşı diğer uç beyleriyle birlikte mücadele ederken, diğer yandan da komşu Rum tekfurlarıyla dostluk ve yakınlık kurdu. Bu dostluk ve iyi ilişkileri sayesinde kışları Söğüt’te yazları da Domaniç’te geçiren Ertuğrul Bey ve Kayı aşireti her geçen gün biraz daha büyüyerek kuvvetlendi.
“Ertuğrul Gâzi 1281 yılında ölünce Osmanlıların elinde beş bin kilometre karelik bir alan vardı. Bu toprakların bir kısmını da Bizanslılar ile savaşarak ele geçirmişlerdi. Osmanlılar dünya tarihinde ilk kez görüldüğü üzere, 300 yıl içinde bu toprakları yirmi bin kez büyüterek geniş bir imparatorluk sahibi oldular” (Çeçen, 1986, s. 253).