Anadolu’da bu faaliyetler sürerken, Şah İsmail de İran’daki Sünni Müslümanlara akıl almaz zulüm ve işkenceler yapmakta idi. Ira Lapidus’a göre, o zamana kadar çoğunluğu Sünni olan İran’da, Safeviler “İslam’ın başka bir yöresinde bir paraleli görülmemiş veya az görülmüş bir zulümle on iki imam Şiiliği’ni dayatmışlar ve İran’ı Şiileştirmişlerdir.” (I. Lapidus, A History of İslamic Societies, s. 296’dan nakil Kırkıncı, 2010, Niçin İran Seferi.)
“Safevi kuvvetleri İran’da bir baştan öbür başa yürürken, Sünnilere kılıç zoruyla Şiiliği dayatmış, bunu kabul etmek istemeyen Sünnilere karşı gaddarca davranılmış ve birçoğu öldürülmüştür.”
Arjamani’ye göre, “İran’da nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünniler ya Şiiliği ya ölümü seçmek zorunda bırakıldılar.” (Yahya Arjamini, Iran, New Jersey 1992, s. 91’dan nakil, Kırkıncı, 2010, Niçin İran Seferi)
Cleveland da “Şiiliği yerleştirmek için Şah İsmail’in Sünni cemaatleri dağıttırdığı ve Şiiliği kabul etmeyenlerin öldürülmesini emrettiğini” yazmaktadır. (W Cleveland, A History of Modern Middle East, s. 53.’ten nakil, Kırkıncı, 2010, Niçin İran Seferi)
İran’da mezhep değiştirme baskılarına direnmeye çalışan Sünnilerin toptan ve merhametsizce öldürüldüğünü belirten Prof. Faruk Sümer, devrin seyyah ve yazarlarına (Angiolello’nun seyahatnamesine) dayanarak, “Şah İsmail’in Tebriz’e girdiğinde Sünni din adamlarıyla, kadınlar ve çocuklar dâhil olmak üzere pek çok insanı öldürttüğünü, savaşta ve Tebriz’de yirmi binden fazla insanın telef olduğunu belirtir. Şah İsmail Sünni ve Türkmen Akkoyunlu oymağından kırı-elli bin kişiyi kılıçtan geçirmiş ve bu zulmünden dolayı kendisini kınayan anasını da öldürtmüştür.” (Kırkıncı, 2010, Niçin İran Seferi)
Doç. Dr. Namiq Musalı “Şah İsmail Hatâyi Annesini Öldürdü mü” adlı makalesinde bu iddianın asılsız olduğunu ve yanlış tercümeden kaynaklandığını belirtip:
“Şah İsmail’in babasına ihanet eden üvey annesini öldürttüğünü anlatır ve biz, eserin Türkçe çevirisindeki bu hataların kasıtlı olarak yapılmadığı kanaatindeyiz. Çünkü eserin mütercimi kendisi de Şah İsmail’in annesini öldürdüğüne inanmamaktadır ve “bu bilgiyi Safevî kaynaklarına dayanarak doğrulamak mümkün görünmemektedir” diye yorum yapmaktadır (Gündüz, 2006: 55, not 112). Mütercimin samimiyetine inanarak işaret ettiğimiz hususların, eserin gelecek baskılarında dikkate alınacağını ümit etmekteyiz” demektedir. (http://www.yolhaberkurulusu.com/)
Şah İsmail’in torunlarından Tahmasp ve Büyük Abbas (I. Abbas) zamanlarında da İran’daki Sünnilere karşı şiddet ve tasfiye uygulamaları zirveye çıkmış, İran neredeyse tümüyle Şiileştirilmiştir. Şiilik, İran’da ortak bir kültür ve kimlik olarak kabul edilmiş ve İran milliyetçiliğinin temelini hazırlamıştır.
Sultan Bayezid’in yumuşaklığı, meselelere kayıtsız kalması, bir kısım devlet adamlarının hadiseleri küçük görmesi ve bazı idarecilerin de Şah İsmail’e meyilli olmaları, onun cesaretini ve faaliyetlerini artırmış, hadiseler daha da büyümüştür.
Nitekim bütün bu gelişmelerden cesaret alan Şah Kulu, Burdur, Keçiborlu, İstanos (Korkuteli) Isparta, Gölhisar, Sandıklı civarlarında birçok yağma ve katliamlar yapmıştır. Bu katliamları durdurmak için görevlendirilen Anadolu valisi Karagöz Ahmed Paşa da Kütahya önünde mağlup olmuş ve Şah Kulu tarafından kazığa vurulmuştur. (22 Nisan 1511)
Devleti ve Anadolu’daki düzeni derin bir şekilde sarsan “Kızılbaş” isyanları böyle bir ortamda meydana gelmiştir. Tarihte “Kızılbaş” deyimi, Şah İsmail ve onu destekleyen sufi – Türkmen hareketini ifade etmektedir. Alevilik ’ten çok farklıdır (Kırkınçı, 2010, Niçin İran Seferi).