Kur’an-ı Kerim’e göre kader, miktar, ölçü, nizam vb anlamlarda kullanılmaktadır. Bazı ayetlerde de; süre, vakit anlamında, bir şeyin haddi, hududu anlamında, kıymetini takdir anlamında ve sayı, adet anlamında değişik ayetlerde kullanılmıştır. Bir Müslüman kadere iman ettim dediğinde; Allah’ın tüm mahlûkat için bir ölçü, bir nizam koyduğuna ve hiçbir şeyi düzensiz ve lüzumsuz yaratmadığına ve ezelden ebede kadar olacak her şeyi ilmiyle bildiğine inanmış olmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in “ Şüphesiz biz, her şeyi bir kader (hikmetli bir ölçü) ile yarattık.” (Kamer suresi 54: 49.) (bk. 25/2; 87/1-3) ayetindeki kader, “ölçü” anlamında kullanılmaktadır. Kamer suresinde yer alan başka ayetlerde ise :
“Onların yaptıkları her şey kitaplarda (kayıtlı)dır. Küçük büyük hepsi defterlerde yazılmıştır. (Kamer 54: 52,53) (bk. 82/10-12) buyrulmaktadır.
Ömer Nasûhi Bilmen Efendi kaza ve kaderi şöyle tarif etmiştir.
“Bilindiği gibi, Yüce Allah'tan başka yaratıcı yoktur. Bu kâinatta meydana gelen her şey, muhakkak Yüce Allah'ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla olur. Onun için herhangi bir şeyin belirli bir şekilde meydana gelmesini, Cenab-ı Hakk'ın ezelde dilemiş olmasına "Kader" denir. Yüce Allah'ın böyle dilemiş olduğu herhangi bir şeyi, zamanı gelince meydana getirmesine de "Kaza" denir.
Örnek: Herhangi bir insanın falan günde meydana gelmesini Yüce Allah'ın ezelde dilemiş olması bir kaderdir. O insanın takdir edilmiş günde yaratılması da bir kazadır. Bununla beraber kaza sözü, takdir ve hüküm manasına da gelir.” (Ömer Nasûhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, 36)
Kaderi inkâr eden kâfir olur. Kadere imanın farz olduğunda bütün Ehlisünnet âlimleri ittifak etmişlerdir. Son yıllarda ortaya çıkan bazı akademisyenlerden, Kaza ve kadere imanın farz olduğunu kabul etmekle beraber, Kaza ve kaderi imanın altı şartı içerisinde saymayanlar vardır. Bu durum yanlıştır. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi Din ıstılahında iman; Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Allah’tan getirdiği dinî hükümleri, kesin olarak kalp ile tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul etmek, bunların gerçek ve doğru olduğuna inanmak demektir. Gerek Peygamber Efendimiz, gerekse O’nun ashabı ve O’nun yolundan gide Ehlisünnet âlimleri Kaza ve kadere imanı İmanın altı şartı içerisinde saymışlardır.
Kaderi İkiye Ayırmak Mümkündür
1-İrademizle/seçimimizle ilgili olan kader: Bilerek, İsteyerek ve seçerek yapmış olduğumuz işlere iradeli işler/ameller adını veririz. Bütün insanlar kendi irade ve isteği ile yaptıkları işlerden sorumludurlar. Sözgelişi hırsızlık eden veya bir insanı suçsuz yere öldüren bir insan yapmış olduğu bu işlerden sorumludur. “Kim doğru olanı yaparsa, kendisi içindir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmedici değildir. “ (Fussilet 81/ 46. ayet )
2-İrademizle/seçimimizle ilgili olmayan kader: İnsanın dünyaya gelmesi, kaç yıl yaşaması, öleceği zaman/eceli, cinsiyeti vb. konularda bizim irademizin/tercihimizin etkisi yoktur.
Kendi seçimimiz ve irademiz dışında olan bu şeyler, isteğimiz dışında oluştuğundan, Cenâbı Hakk bu işlerden dolayı bizi sorumlu tutmaz. Sözgelişi bir insan düşmanının kendisini öldürmesinden veya kazayla ölmesinden dolayı sorumlu tutulamaz. Böyle bir ölümde insana düşen tedbirleri almaktır. Fakata ne kadar tedbir alınırsa alınsız, tedbir kadere ve bu kaderin oluşmasına/kazaya engel olamaz.
“(Fakat) âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz (bir şey) dileyemezsiniz.” (Tekvir 81: 29) (bk. 74/56; 76/30) (İnsan her istediğini yapamaz ve elde edemez.
Bunun için Allahu Teâlâ’nın dilemesini ve dileğimizi kabul etmesini O’ndan usulüne uygun bir şekilde istememiz lazımdır.) (Feyzü’l-Furkan, H.T. Feyizli meali)
Kaza ve kadere inanan insan, kendi irade ve ihtiyarımızla yapmış olduğumuz işlerden dolayı sorumlu tutulacağını, İslâm’ın iyi saydığı şeyleri yaptığında mükâfatlandırılacağını, yasak ve kötü saydığı amelleri işlediğinde de cezalandırılacağını bilir ve kötü işlerden sakınır.
İrademizle ve kendi istek ve arzumuzla oluşmayan işlerden/kaderden dolayı, başımıza gelen bir kötü iş veya bir felaket anında da moralimizi bozmaz; Allah’ın takdirine boyun eğer, sabreder ve başımıza gelen her şeyin de bir imtihan vesilesi olduğunu bilir ve böyle durumlarda Allah’a sığınırız.