“Yâ eyyühennâsü gad câetküm mevıZatün min rabbiküm veşifâün lime fî Sudûrihim ve hüden ve rahmetun lil mü’minine.” (Yunus–57)
“Ey insanlar! Size Rabb’inizden bir öğüt, gönüllerin derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yunus–57)
“Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ(hasâran)” (17/İsraf-82)
“Kur’ân’dan indirdiğimiz şeyler, mü’minler için şifadır ve rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını (kaybettiği dereceleri) arttırır.” (17/İsrâ–82)
“Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nugayyıD lehu şeyTânen fe huve lehu garîn(garînun)” (43/Zuhruf–36.)
“Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.” (43/Zuhruf–36)
“Elif, Lâm, Ra. Bu kitap, hakim ve haberdar olan Al¬lah tarafından, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye âyetleri tahkim edilmiş (Sağlamlaştırılıp kesin kılın¬mış), sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitaptır. (Hûd 1,2)
“Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin le reeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn(yetefekkerûne).” (59/Haşr—21)
“Eğer Biz, bu Kur’ân’ı, dağa indirseydik, O’nu mutlaka, Allah’ın korkusundan huşû ile boynunu bükmüş, parça parça olmuş görürdün. Ve insanlar için bu misalleri veriyoruz. Umulur ki, böylece onlar tefekkür ederler.” (59/Haşr–21)
İslâm inanışına göre Kur’an, Yüce Allah’ın, kullarına son hitabı olarak vahyedip yeryüzüne indirdiği, Hz. Peygamber (a.s.) vasıtasıyla insanlığa tebliğ dilmiş semavî/ilahi bir beyandır.
Yüce Yaratan’ın göndermiş olduğu son kutsal kitap Kur’an kelimesi,“karae” fiilinden gelen bir mastar olup, Allah’ın son kitabına verilen bir özel ad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek olan Kur’an şu şekilde de tanımlanabilir: “Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed’e Arapça olarak indirilmiş, bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, Mushaflarda yazılı, okunması ile ibadet olunan ve Fatiha Suresi ile başlayıp Nâs Suresi ile sona eren Allah’ın kelâmıdır.”
“Rivayet edilmiştir ki: Peygamber (Tanrı’nın selâm ve salâtı onun üzerine olsun) zamanında ashaptan her kim, yarım veya bir sure öğrenirse, ona büyük adam derler ve bir yahut yarım sureyi biliyor, diye parmakla gösterirlerdi. Çünkü onlar adeta Kur’an-ı yerlerdi. (iyice hazmederlerdi.) Bir veya yarım batman ekmek yemek hakikaten güç bir iştir. Fakat ağızlarına alıp çiğneyip, çiğneyip atarlarsa, bu şekilde yüz bin merkep yükü ekmek yenebilir . (Peygamber): “Ne kadar Kur’an okuyan vardır ki Kur’an ona lânet eder” (Hadis) buyurmamış mıdır? İşte bu, Kur’anı okuduğu halde manasını bilmeyen ( manasına göre hareket etmeyen) kimse hakkında söylenmiştir. Fakat böyle olmasa da yine iyidir.”
Mukri (okuyucu) Kur’anı bilerek okuyorsa (Tanrının) diğer kitabını niçin kabul etmiyor? Kur’an okuyan birine anlattım ki: Kur’an, de ki; Tanrı’nın sözleri için deniz mürekkep olsa, bir misli de ona ilave edilse sözler bitmeden deniz tükenirdi (Kur’an, Kehf suresi, Âyet.109) buyuruyor. Kur’an elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu Tanrının ilminden bir işaret bir parçadır ve O’nun bütün bilgisi bundan ibaret değildir. Bir attar bir kağıt parçasına ilaç sarsa, sen: “Bütün dükkan bunun içinde” der misin? Bu aptallık olur. Nihayet Musa, İsa ve daha başkaları zamanında da Kur’an vardı; Hak kelamı mevcuttu. Fakat Arapça değildi. ( Mevlana FİHİMAFİH, sayfa 128-129, İst 1985,Milli Eğtim Basım Evi çeviren. Meliha Ülker TARIKÂHYA) Tanrı’nın diğer kitabından kasıt, “En büyük Kitap-Kitabı Ekber” denen kâinattır.