Likud Partisi lideri Netanyahu’nun Mescid-i Aksa’yla ilgili bir mektubundan yukarıda söz etmiştik. Nitekim Netanyahu iktidara gelmesinden sonra bu mukaddes mabedi yıkma amacına yönelik çalışmalarını açıktan yürütmeye başladı. Ancak doğrudan bu mescidi yıkma amacı taşıdığını söyleyerek değil daha başka kılıflar uydurarak. Bu çerçevede, Mescid-i Aksa ile Hz. Ömer Camisi’nin içinde bulunduğu haremi şerif bölgesinin altından geçen tünelin açılışını yaptı. İşgal yönetiminin iddiasına göre tünel ulaşım amacıyla kullanılacaktı. Oysa 600 bin nüfuslu Kudüs şehrinde yer altından ulaşım yolları açılması için ihtiyaç olmadığı ortadadır. Üstelik nüfus ve trafik yoğunluğunun daha fazla olduğu Batı Kudüs’te yer altından ulaşım yolları açılmasına ihtiyaç duyulmazken haremi şerif altından böyle bir tünel kazılmasına sadece ulaşım amacıyla ihtiyaç duyulduğu iddiası hiç de inandırıcı değildir. Olayın çelişki oluşturan bir diğer yanı ise kazıların önce arkeolojik araştırmalar amacıyla yapıldığı ileri sürülürken herhangi bir arkeolojik esere rastlanamayınca “ulaşım” kılıfına başvurulmasıdır.
İşin gerçeğinde bu tünelin açılmasındaki amaç Mescid-i Aksa’nın altında bir oyuk oluşturarak bu mukaddes mabedin kendiliğinden yıkılmasına sebep olmak yahut fanatik Yahudilerin tünele bomba yerleştirmelerine fırsat vererek mescidi alttan yıkmaktır. Yukarıda sözünü ettiğimiz olaylarda fanatik Yahudilerin girişimlerinin Müslümanların direnişleri ve mücadeleleri dolayısıyla başarısız kaldığını dile getirmiştik. İşgal rejiminin de bizzat bu mescidin içine girerek amaçlarını gerçekleştirme imkânı bulamayan fanatiklere, yer altından tünel kazarak bu imkânı sağlamak istemiş olması kuvvetli bir ihtimaldir.
Bunun yanı sıra Netanyahu hükümetindeki iki bakanının haremi şerif bölgesinin altından iki tünel daha açmak için yirmi milyon dolarlık bir finans kaynağı bulduklarını açıklamaları da bu yöndeki tereddütleri artırmıştı. Bu açıklama tünelin ulaşım amacıyla kullanılacağı iddiasının tutarsızlığını da ortaya koyuyordu. Nüfus yoğunluğunun çok daha fazla olduğu Batı Kudüs’te yeraltı ulaşımı için bir tek tünel kazılmasına bile ihtiyaç duyulmazken sadece 141 dönümlük bir alanı kapsayan ve yerleşime kapalı bir bölgede ulaşımın kolaylaştırılması için yeraltında karınca yolları gibi yollar açılmasına ihtiyaç duyulacağı iddiası kadar saçma bir iddia olamaz. Üstelik Kudüs belediyesi ve İsrail yönetimi Müslümanların yaşadığı bölgeleri her türlü altyapı hizmetinden mahrum bırakırken haremi şerif bölgesinde ulaşımı kolaylaştırmak için bu kadar gayretkeşlik göstereceğine inanmak mümkün değildir.
Tünel olayını bütün bu bilgilerin ışığında değerlendirdiğimizde Siyonist işgalcilerin böyle bir tünel kazmadaki asıl amaçlarını çok daha net bir şekilde anlamamız mümkün olur. Nitekim olayı yakından takip edenlerin yaptıkları açıklamalarda ve verdikleri bilgilerde de haremi şerifin altına tünel kazılmasındaki asıl amacın Mescid-i Aksa’yı ve Hz. Ömer Camisi’ni yıkmak olduğu dile getirilmiştir.
Bir hadisi şerifte bildirildiğine göre Resulullah (s.a.s)’ın câriyesi Meymune (r. anhâ): “Ey Resulullah! Bize Mescid-i Aksa hakkındaki hükmün ne olduğunu bildir” dedi. Resulullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu: “Oraya (Mescid-i Aksa’ya) gidin ve içinde namaz kılın.”-Hadisin râvisi dedi ki: “O zaman burası Dâru’l-Harb’di (yani Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı).”- (Resulullah (s.a.s) sözlerine daha sonra şöyle devam etti):”Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.” (Ebu Davud, Kitâbu’s-Salât, 14)
Burada zeytinyağı bir semboldür. Yapılması istenen ise Kudüs’e ve Mescid-i Aksa’ya önem verilmesi, oranın Hz. İbrahim (a.s.)’ın hanif dininin gerçek sahipleri olan mü’minlerin hür ve dini vecibelerinin yerine getirecek bir şekilde yaşaması için çalışılması ve o kutsal mekânların tevhid dinine uygun kimliğinin korunması amacıyla yapılan çalışmalara herhangi bir şekilde destek olunmasıdır.
Filistin ve Mescid-i Aksa davası bütün Müslümanların ortak davalarıdır. Allah korusun, bu mescide herhangi bir zarar gelmesi halinde bundan sadece Filistinli Müslümanlar değil bütün dünya Müslümanları sorumlu olacaklardır. Mescid-i Aksa bütün Müslümanların ortak değerleri ve şerefleridir. Buna hep birlikte sahip çıkmaları ve Siyonist Evengelistlerin ve Hristiyan Evengelistlerin burayı kirletmelerine fırsat vermemeleri gerekir.