Millî Mücadele sırasında Türkiye-Sovyet Rusya ilişkileri karşılıklı dostluk ve dayanışma ilkelerine dayanıyordu. Aslında dönemin tarihi şartları dikkate alınınca, her iki devlet açısından böyle davranmak zaruri bir ihtiyaçtı. Çünkü ortak düşman batı emperyalizmiydi.
Sovyet Rusya Millî Mücadele döneminde Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki hareketi maddî ve manevî açıdan desteklemiş ve bu desteğin bir sonucu olarak iki taraf arasında 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşma Sovyet Dışişleri Bakan Yardımcısı Karahan’ın ziyareti sırasında, 17 Aralık 1929’da yenilenmiş ve yine muhtelif yenilemelerle 1945 Mart’ında Sovyetler Birliği tarafından feshedilinceye kadar yürürlükte kalmıştır.
SSCB, II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından yayılma politikası başlatmıştır. Bu politika ile Türkiye’yi de yayılma alanı içine alıyordu. Bu durum Türkiye için büyük bir tehdit oluşturuyordu. Sovyetler Birliği (SSCB), Türkiye hakkındaki tehlikeli planlarına savaşın sonlarına doğru resmi nitelik kazandırmış ve Türkiye’ye verdiği (24 Eylül 1946 tarihli son) nota ile Türkiye’nin Doğu bölgesinden toprak ve boğazlardan üs istemiştir. Bu durumda Türkiye, egemenlik haklarını ihlal eden ve kabul edilemez şekildeki Sovyet talepleri ile karşı karşıya kalmış ve kendisini tek başına savunamayacağını düşündüğü SSCB’ye karşı Batılı devletlerden yardım arayışına başlamıştır (Ertem, 2009: 378). Türkiye, Sovyet tehlikesi karşısında önce İngiltere’den ardından Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) yardım arayışına girişmiştir. Bu doğrultuda da Truman Doktrinine ve Marshall Planına dâhil edilmiş ve yürüttüğü yoğun mücadele sonrasında NATO üyesi olmuştur (Erkmen, 2020, s. 1024-1049).
21 Aralık1991 tarihi itibariyle, dağılan eski Sovyetler Birliği’nin yerini, Rusya Federasyonu almıştır. Alanı 22,4 milyon km2 kadar olan bu eski imparatorluk toprakları üzerinde, 14 yeni bağımsız devlet oluşmuştur. Estonya, Letonya, Litvanya, Beyaz Rusya (Belarus), Ukrayna, Moldavya, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan.
Bununla birlikte Rusya Federasyonu toprakları, 17 milyon km2’yi aşan topraklarıyla, eskiden olduğu gibi, yine dünyanın en büyük ülkesidir. (Dünyanın toplam karalar alanının yüzde onundan fazla) ancak bu ülkenin siyasal sınırları içinde, geniş bir esir Türk Dünyası daha vardır. Başka bir ifadeyle, Batı Türkistan Türk Devletleri ve Azerbaycan bağımsız olmakla, Rusya’nın işgalindeki bütün Türk devletleri bağımsızlığına kavuşmuş değildir. Bu Türk nüfus da aslında şüphesiz orta Asya (özellikle Doğu Türkistan) kökenlidir. Bu bölgelerden gerek bugünkü Doğu Avrupa’ya ve gerekse Orta ve Doğu Sibirya’ya doğru cereyan etmiş ve oralara yerleşmiş Türk nüfus göçleri sonucu aradan bunca yüzyıllar geçtiği halde, bugün bu nüfus, Türk olma özelliklerini korumaktadır. Bunlara da bağımsızlıklarının verilmesi gerekir.