“Türkçülük, milliyetçilik anlayışımız; manevi şuurlanmaya dayanır. Bu temel üzerinde Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak ben Türk’üm diyen herkes Türk’tür. Türkçülük ve Türk’ün tayininde, sapık ölçülere özellikle mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuar ırkçılığına inanmıyoruz. Başka milletleri küçük gören, dünya barışını tehlikeye koyan antropolojik ırkçılık Türk Milliyetçilik ülküsünün dışındadır. Milliyetçilik anlayışımız, maneviyatçı, akılcı, demokratik, çağdaş bir milliyetçiliktir. Nazist Hitler ırkçılığının komünist ırkçılının, her türlü antidemokratik, insan sevgisine dayanmayan emperyalist ırkçılığın karşısındayız. (Türkeş, Dokuzışık, 59)
TÜRKEŞ bir başka yazısında ise:
…Pek az olmakla birlikte, bazı kimselerin milliyetçilikle İslamiyet’i çatıştırmağa çalıştıkların görmekteyiz. Böyle bir tutum yanlıştır. Abestir. Cahilliktir, şuurlu bir şekilde yapılıyorsa ihanettir, nifaktır. Mücadele farklı, hatta birbirine düşman mefkûreler arasında olur. Hâlbuki Türklükle İslamiyet, bin yıldan beri aynı mukaddes potada kaynaşmış, etle tırnak misali ayrılması imkânsız bir hale gelmiştir. Türk milleti Müslüman olmakla içtimai nizamın ve dini hayatın en yüce değerlerini kazanmış ve Müslümanlık, Türk milleti ile, emsalsiz yiğitlik ve iman aşkına sahip bir mücahit bulmuştur. Milyonlarca Türk evladı, “Bir gül bahçesine girercesine” gaza meydanlarına koşmuş, şehadet şerbetini içmiştir. “Türk müsün? Müslüman mısın?” gibi sorular cehaletten ileri geliyorsa aptalcadır. Aksi takdirde haincedir. Milliyetçiliği reddeden bir dincilik anlayışı ve İslâmiyet’e düşman bir milliyetçilik anlayışı bize yabancıdır, bizim dışımızdadır….” demiştir.
Milliyetçilik anlayışımızın sınırlarını, yolunu ve yöntemini yüce dinimiz İslamiyet çizer. İslama ters düşen, ırkçı, saldırgan milliyetçilik anlayışı bize ters düşer. Türk milliyetçiliğinin hedefi “İslamla Türklüğü, Türklükle de İslamı yüceltmektir.”
İyiliği Emretmek Kötülüğe Engel Olmak
Her Müslüman “Emri bil ma’ruf ve nehyi anil münker” görevinin yâni “İyiliği emretmek ve kötülüğü men etmek”le yükümlüdür.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz: ma’rufu emreder, münkerden nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız…” (Al-i İmran, 3:110)
“Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!” (Maide Suresi, [5:79])
Lokman suresi 17. âyette “Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emir ve tavsiye et, kötülükten sakındır. Bu yüzden maruz kalacağın şeylere katlan” buyrulur.
Emri bil ma’ruf ve nehyi anil münkerin önemine dikkat çeken sevgili Peygamberimiz bizlere şu tavsiyelerde bulunmaktadır:
“Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)
“Bana hayat bahşeden Allah’a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, V, 388).