Ahilikte şüphesiz din ve tasavvuf çok önemli iki konumundadır. Fakat kuruluş devresinde Ahilik, devlet ve siyaset işleriyle doğrudan ilişki içinde olan bir yapılanama olarak önümüze çıkmaktadır. Gerek Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde Moğollara karşı duruşları, gerekse Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda üstlendikleri rol, Ahilerin siyasi iddiâ ve tavır sahibi olduklarının açık delilleridir. Öncelikle dikkat çekmek isteriz ki, Ahiliğin Anadolu’daki kurucusu ve yayıcısı Ahi Evran, sadece esnafların pîri, bir öğretinin baş hocası ya da bir teşkilatın alelâde reisi değildir. O, şartlar gerektiğinde bir siyasetçi olmuş, bir asker olmuş ve milletin menfaatleri doğrultusunda hiçbir kuvvetten çekinmeden mücadelesini vermiştir. Bütün Anadolu, Moğol zulmü altında inlerken onlarla iyi geçinmek suretiyle yüksek makamlar elde etmeyi tercih etmek yerine “insan” olmanın gereğini uygulamış ve onlara karşı amansız bir mücadeleye girişmiştir. Hür ve müstakil yaşama isteği, baskı ve zulme tavır alma ve karşı çıkma düşüncesi aslında bir kahramanlık emaresi değil, insan olma şerefinin tabiî bir gereğidir. Dolayısıyla bir “insanlık biliminin” mensupları olan Ahilerin bu tavırları, insanlığın normal refleksinden başka bir şey değildir. İşte “Ahi yiğitliği”, başka bir deyişle “yiğit ahiler” bütün dünyaya “zulme, haksızlığa, cehâlete, yağma ve talana karşı başkaldırı, bir insanlık şerefidir” mesajını vermiştir ki, bu mesaj kendi çağına olduğu kadar bugüne de verilmiştir. (Akdağ, Ö. ve Kurtuluş. M., 2016, s. 11)
Ahî Evrân, Azerbaycan’ın Hoy kentinde dünyaya gelmiş, oradan Anadolu’ya göç etmiş ve Kırşehir’de karar kılmıştır. Debbâğların /Dericilerin pîri sayılan Ahî Evrân, yılan derisine varıncaya kadar deri işlemeciliğinde bir usta, zehirli yılanlardan panzehir üreten ve insanlara şifa dağıtan bir tabip, nefis tezkiyesi öğütleyen bir mutasavvıf ve Moğol zulmüne başkaldıran bir direniş lideri olarak karşımıza çıkmıştır. O, Ahîliğin hem teorik hem pratik olarak kurucusu kabul edilmiştir. (Hatalmış, A. , (2019):324)
14. yüzyılda Anadolu’ya seyahat eden ünlü seyyah İbn Battûta’nın gözlemlerine dayanarak söylediği; “Anadolu sevgi ve merhamet diyarıdır” (İbn Battûta, 2004/1, s.400)
Ahî Evran’ın eşi Fatma Bacı’ ise Bâcıyân-ı Rûm’un kurucusudur. Bu teşkilatın Ahîlerin kadın kollarıdır. Kadınların din ve meslek eğitimiyle ilgilenen ve gayrı müslim kadınlar arasında da İslâmlaşma faaliyetleriyle tanınan ve gerektiğinde savaşlarda erkeklerle birlikte gazâ eden Türk kadınlarından oluşan bu teşkilatın Baycu komutasındaki Moğol baskınından sonra toparlanamadıkları anlaşılmaktadır.
Fütüvvet ve ahilik âdabı yani belli, sosyal, ahlak ve davranış kuralları, yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının millî karakterini belirlemiştir. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davranışları üzerinde tespit ettikleri özellikler, olağanüstü bir konukseverlik, güç durumda olanların yardımına koşma, özveri ve dayanışma, emece denilen tarlada hep birlikte ortak çalışma, büyüğe saygı, hırsızlıktan, cinsel tacizden ve başkası aleyhinde söz söylemekten dikkatle kaçınma, eline, beline, diline hâkim olma, yiğitlik ve civanmertlik hepsi fütüvvet namelerde telkin edilen ideal insan sıfatlarıdır. Köylerde gençler geceleri yâran veya konuk odasında toplanıp bu fütüvvet kurallarını öğrenirler. Bu yâran, misafir odları eski zâviyeleri anımsatır. Bu âdet bu güne kadar gelmiştir. Fütüvvet, ahilik, keza kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlemiştir. Ahi zâviyelerinde genç işçilere, alçakgönüllülük, sosyal dayanışma, özveri, ustaya itaat gibi esnaf lonca örgütünün gerektirdiği bir ahlak eğitimi verilirdi. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitimiyle öğrenildiğinden, fütüvvet âdabı, sosyoekonomik yapının temel ahlaki işlevini yerine getirmekte idi. (İnalcık, 2016 b, s. 519