Muharrem Günay

MÜNAFIKLAR MÜSLÜMANLARLA ALAY EDERLER – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

25 Eylül 2013 Çarşamba 03:00:00
  Biz münafığı Müslümanın yanında Müslüman, kâfirin yanında kâfir görünen olan insan olarak tanırız. Hâlbuki öyle değildir. Münafıklar iman etmedikleri gibi inananlarla alay eden, onları sefih, bayağı, enayi ve aşağı gören insanlardır. Münafıklar dâhil tüm kâfirlerin ortak özelliği Müslümanları sefih yaratıklar olarak görüp, aşağılamaları ve alaya almalarıdır.
Bakara 14. ayette şeytanla halvet olmak/gizlice baş başa kalmaktan söz ediliyor. Nefis şeytanın taşeronudur. Hal böyle olunca şeytan nefse vesvese verir ve onu tuğyana/isyana teşvik eder. Nefis şeytanla ve onun verdiği tuğyanla/isyanla baş başa kaldığı müddetçe “âmenû” iman ettim desede gerçek anlamda iman etmez. İman ettik dedikten sonra bile şeytanla beraber olan nefsimiz yüzünden tuğyana/isyana düşeriz. Nitekim Hz. Âdem bu şekilde şekilde tuğyana/isyana düşmüş, şeytan Hz. Âdem’in nefsini bu yolla kandırmış ve yasak meyveden yedirmiştir. Buna göre nifakta ve nifaka düşmede iki önemli nokta vardır, birincisi nefsin şeytanla gizli beraberliği, diğeri de tuğyan/isyandır. Şeytanın nefisle olan gizli beraberliğinin anahtarı vesvesedir. Nâs suresinde şeytanın insana musallat olma yollarından birisi olan vesveseden söz edilmektedir. Gerçek müminin gönlünde vesvese olmaz, gönlümüzde vesvese/şüphe varsa şeytan bize musallat oluyor, nefsimizle gizli anlaşma yapıyor, nefsimiz şeytana taşeronluk yapıyor demektir.
Tuğyana/isyana gelince âmenu/iman ettik dediğimiz halde tam anlamıyla Allah’a teslim olmuyorsak, tuğyan/isyan ediyoruz demektir.
“İşte onlar, hidayete (doğru yola) karşılık, (niyet ve tavırlarıyla kâfirler safında yer alıp) sapıklığı satın alan (tercih eden) kimselerdir ki onların (bu) alışverişi, kendilerine kâr sağlamadığı gibi doğru yolu da bulamadılar.” (2 Bakara -16)[krş. 17/7)
“Onların (münâfıkların) durumu (karanlık bir sahrada) bir ateş tutuştur(up aydınlan)mak isteyen kimse gibidir ki o (ateş yanıp da) çevresini aydınlatınca (faydalanmadılar), Allah da onların ışığını giderip kendilerini (yine) karanlıklar içinde, görmez (ve şaşkın) olarak bıraktı.” (2Bakara-17)
(İşte cehâlet ve küfür karanlığında iken, Allah’tan bir meşale olan Kur’an gelince, o aydınlatıcı olmasına rağmen faydalanmadılar. Allah da onların basiretlerini bağladı. Böylece yine dünya ve âhiret karanlığı içinde kaldılar ve kalmaya da devam edecekler.)
“(Onlar mânen) sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar (bulundukları sapıklıktan Hakk’a) dönemezler.” (2/Bakara-18)
“Yahut (onların durumu), yoğun karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) içinde gökten boşalan şiddetli bir yağmur(a tutulmuş kimsenin hali) gibidir. Onlar, yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri (ilim ve kudretiyle) çepeçevre kuşatmıştır.” (2/bakara-19)
“O şimşek, neredeyse gözlerini kapıp alıverecek. Onlara aydınlık verince ışığında (biraz) yürürler, karanlık tekrar basınca da dikilip kalırlar. Allah dileseydi elbette onların işitmelerini ve görmelerini de giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.” (2/Bakara-20)“
“İşte onlar, hidayete (doğru yola) karşılık, (niyet ve tavırlarıyla kâfirler safında yer alıp) sapıklığı satın alan (tercih eden) kimselerdir ki onların (bu) alış verişi (ticareti), kendilerine kâr sağlamadığı gibi doğru yolu da bulamadılar” (2/Bakara-16)
Bakara 16. âyete göre insanlık için en büyük kâr ve ticaret hidayeti bulmak, hidayet sahibi olmaktır. Hâlbuki kendilerini açıkgöz sanıp, müminleri sefih/zavallı insanlar gören münafıklar, hayatın en büyük ticaretini zararla kapatıp, hidayet yerine dalaleti tercih etmiş, satın almışlardır. Fıtratlarında/yaratılışlarında var olan hidayete erme sırrını, nifaklarıyla, kendi istek ve arzuları ile dalaletle değişmişler ve kâfir olmuşlardır.

Yazarın Diğer Yazıları