Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerden Bulgaristan ve Romanya’nın NATO üyelikleriyle, bölgedeki hâkimiyet alanı kısmen zayıflayan Moskova yönetimi, 2000’lerin ikinci yarısı itibariyle gelişmelere yönelik tavrını tamamen değiştirdi. Bu doğrultuda Putin yönetimi, dengeleri Rusya’nın lehine çevirmek ve Karadeniz’in tamamen bir “NATO GÖLÜ” haline gelmesini engellemek için önce 2008’de Gürcistan’a askeri müdahalede bulundu. Buna paralel olarak da Gürcistan’da Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıyarak Tiflis yönetimini iyice köşeye sıkıştırdı. Moskova yönetimi masadaki ve sahadaki bu sert hamleleriyle, Gürcistan’ın olası NATO üyeliğini engellediği gibi, NATO’ya karşı Karadeniz’deki ilk kırmızı çizgisini de ortaya koymuş oldu. Bu da doğal olarak NATO’nun Gürcistan nezdinde siyasi açıdan itibar ve güven kaybı yaşamasına yol açtı.
Karadeniz’den bir ülkenin daha NATO’ya dahil olmasına müsamaha göstermeyeceğini Gürcistan müdahalesi ile net şekilde ortaya koyan Rusya karşısında, NATO’nun inisiyatif almaması yeni bir müdahaleye sebebiyet verdi. NATO’nun bölgede genişleme politikasına devam etmesi ve bu doğrultuda Ukrayna’nın AB adaylığını desteklemesi, Rusya için yeni ve daha büyük bir sorun olarak algılandı. Burada Ukrayna’nın olası NATO ve AB üyeliği, Rusya’nın Batıdan daha fazla çevrelenmesi anlamına geleceği için Moskova’nın bu meseleyi öncelikle siyasi olarak algıladığı söylenebilir. Bunun yanında Ukrayna’nın Rus tarihindeki önemini ve Rusya’dan Avrupa’ya ihraç edilen gazın yaklaşık yüzde 65’inin Ukrayna topraklarından geçtiğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Dolayısıyla NATO’nun Ukrayna özelinde Karadeniz’e yönelik siyasi önceliklerine karşın, Rusya’nın bölgedeki tarihsel bağlarıyla ve ekonomi-politik kaygılarla hareket ettiği söylenebilir.
NATO’nun Beyin Ölümü Mü Gerçekleşti?
Bu şartlar altında NATO’nun yanı sıra AB’nin de bölgedeki genişleme girişimlerini uzun süre dikkatle takip eden Rusya, gözler Ukrayna’ya çevrildiğinde de yine sert bir yaklaşım sergiledi ve askeri müdahalede bulundu. Moskova yönetimi bu doğrultuda daha önce Gürcistan’da yaptığı gibi bu sefer Ukrayna üzerinden NATO ve AB özelinde Batı’ya sert bir mesaj vermek ve bölgedeki dengeleri kendi lehine çevirmek için 2014’te Kırım’ı önce işgal, sonra ilhak etti. Ardından 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı savaş ilan edip Ukrayna’ya girdi ve bazı yerleri işkâl etti. NATO ise bu duruma seyirci kalarak, Rusya ve savaş karşıtı açıklamalar yapmakla yetindi ve gerekli yardımları Ukrayna’ya yapmadı. Bu da tabii olarak bir yandan NATO’nun siyasi açıdan tekrar itibar ve güven kaybı yaşamasına, diğer yandan üye ülkeler için de geçerli olmak üzere her geçen gün artan “NATO şüpheciliğine” sebep oldu. Burada farklı bir konuyla ilgili de olsa Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO şüpheciliğini dışa vurur şekilde yakın zamanda “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” açıklaması dikkate değerdir.
Nato Sadece Tepki Dolu Söylemle Cevap Verebiliyor!
Buraya kadar yapılan anlatımlardan hareketle, Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna özelinde 2008’den beri attığı sert adımlara ve Ukrayna topraklarının Ruslar tarafından işgaline NATO’nun sadece tepki dolu açıklamalarla cevap verebildiği ve sahada güçlü bir varlık gösteremediği anlaşılıyor. Bu çerçevede NATO’nun, sık sık Rusya’nın bölgedeki askeri varlığının artmasından endişe duyduğuna, Gürcistan ve Ukrayna’nın toprak bütünlüklerini savunduğuna dair açıklamalar yapmakla yetinmesi önemli bir gösterge. Netice itibariyle NATO’nun Karadeniz’deki gelişmelere yönelik genel olarak pasif tutumu, Soğuk Savaş döneminden beri varlık sebebi durumundaki Rusya ile sahada olası bir sıcak çatışmayı göze alamadığını da gösteriyor.
Görünen odur ki Rusya, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliğine kolay kolay yeşil ışık yakmayacaktır. Çünkü Rusya, Gürcistan’ın ve Ukrayna’nın NATO üyesi olmasını kendi güvenliği açısından açık bir tehdit ve güneyden çevrelenme olarak algılamaktadır. AB, Ukrayna’nın üyeliğini, NATO ise çeşitli bahanelerle başta Ukrayna olmak üzere Gürcistan’ın NATO üyeliğini geciktirmekte ve üyelik konusunda samimi davranmamaktadırlar.
NATO’nun bu samimiyetten uzan davranışları son olarak Afganistan’dan ABD’nin bir bakıma NATO’nun çekilmiş olması Rusya-Ukrayna savaşında pasif kalması ABD ve NATO açısından büyük bir itibar ve güven kaybına neden olmaktadır.
Türkiye ise NATO üyesi olmasına rağmen bir taraftan açıkça Gürcistan ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu ve Rusya’nın başta Kırım olmak üzere Ukrayna topraklarının bir kısmını işgalini tanımadığını açıklarken Rusya ile de iyi ilişkiler içerisinde olmaya ve kalmaya özen göstermekte ve bölgede bir denge politikasını başarı ile takip etmektedir.