Atsız’ı ırkçı olarak lanse edenlerin aksine, Atsız, Türkçülüğün ırkçılık ve kafatasçılık olmadığına dikkat çeker ve şöyle der:
“Kafatasçılığın ise, Türkçülükle, uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur. Bir müddetten beri fikir piyasasında kullanılmakta olan kafatasçılık, antropoloji denilen bilim dalının, yerli kızıllar tarafından Türkçeye çevrilmiş adıdır. Türkiye’de antropolojik (yani kafatasçı!) hareketler ve çalışmalar Atatürk zamanında olmuştur. Bugün dahi var olan Antropoloji Enstitüsü’nü kurduran da Atatürk’tür. Yapılan kazılarla yer altından çıkarılan kafataslarının ölçülüp bundan neticeler çıkarılmaya çalışması da Atatürk devrinin hareketlerindendir. Yine okullarda çocukların kafalarının, çeşitli şekillerde ölçüye vurulması da o devrin antropolojik çalışmaları arasındadır. Buna göre Türkçülükte Nazizm, diktatörlük ve kafatasçılık aramak bu gerçeklerden haberi olmamanın ve kızıllarla diğer Türklük düşmanları tarafından uydurulan yalanlara inanmanın neticesidir (Atsız, H.N. 1997,132).
Atsız da Türkeş gibi, milliyetçiliği reddeden bir “dincilik” anlayışına ve İslamiyet’e düşman bir milliyetçilik/Türkçülük anlayışı karşıdır (Atsız, 1997, s. 56). Şu gerçeği hiçbir zaman unutmayalım ki İslâm dini milletleri imhâ etmek için değil, ihyâ etmek için gönderilmiştir.
Ziya Gökalp, Türkçülüğü, “Türk milletini yükseltmektir” (Gökalp, 1996,s.21) şeklinde tarif ederken; Bu tanımı daha da genişleten Nihâl Atsız “Türkçülük, büyük Türkeli’nde Türk uruğunun kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve istiklâli ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür” (Atsız,1997, s.29) şeklinde tarif etmiştir.
Büyük dava adamı Atsız, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ve Gök Sultan dediği Ulu Hakan Abdül Hamid Han hakkında da şöyle der:
“Mehmet Akif’in İslamcı olmasını kusur diye öne sürüyorlar. İslamcılık dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslamcılık da o idi. Esasen İslamcılık Osmanlı Türklerinin milli mefkuresiydi. On dördüncü asırdan beri Türklerden başka hiçbir Müslüman millet, ne Araplar, ne Acemler, ne de Hintliler İslamcılık mefkuresi gütmüş değillerdir. Bir Osmanlı şairi olan Akif’te milli mefkure kemaline ermiş, fakat yeni bir milli mefkurenin doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görünmüştür.
Mazide yaşayanların fikir ve mefkureleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekan şartları içinde mütalaa ettiğimiz zaman haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşmemeliyiz.” ATSIZ, Kızılelma, 1947, Sayı: 9)
“Toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihî şahsiyetlerinden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişahı katil, kanlı, müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.
Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. (Atsız, 1956, Ocak, 11. Sayı)
Atsız, Turancılığı sadece kültürel bir birlik olarak görülmesine de karşı çıkmış ve siyasi birlik olmadan kültürel birlik olmaz demiştir.
Turancılığın kültürel bir birlik mi siyasi bir birlik mi olması gerektiği 1918 tarihli Türk Ocağı genel kurulunda tartışılmış (Önen: 2003) Burada Halide Edip’ın de yer aldığı bir gurup Türkiye’nin mevcut gücünün dış Türklerin siyasi birliği ile birebir ilgilenmeye yetmeyeceği gibi bir tespitle bu topluluklarla ancak “hars (kültür) birliği” kurulması düşüncesini savunuyordu.
Bu düşünce sonraları özellikle Sovyet gücü karşısında haklılık kazanmış gibi gözükse de Atsız “siyasi birlik” olmadan “kültürel birliğin de olamayacağı düşüncesini savunmuştur. “Büyümek düşüncesi asil bir düşüncedir” diyerek de Turan’ın Türkler için son durak olmadığına işaret ediyor olsa gerektir. “Bizim için en kutlu hedef Turancılıktır. ‘Eskiden nasıl bir idiysek yine birleşeceğiz’ diye kendisini bir ülküye adamaktan daha kutlu ne olabilir? Bütün Türkleri birleştirmek hakkımız ve görevimizdir. Bizden zorla koparılanı zorla geri almak adaleti yerine getirmektir. Turancılık bir büyüklük düşüncesidir. Büyüklük düşüncesi asil bir düşüncedir” (Atsız, 2010, s. 51)” Atsız’an göre; Türkçüler için İzmir’i kurtarmak üzere yapılan savaşla Kıbrıs’ı, Kerkük veya Azerbaycan’ı, Türkistan’ı kurtarmak için yapılacak savaşlar arasında hiçbir fark yoktur. (Atsız, 1997, s. 131)
Atsız’ın Turancılığı, siyasi bir birlik olarak görme düşüncesinin doğruluğu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra önce Türk Keneşi’nin, ardından Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulması ile ortaya çıkmıştır.