Muharrem Günay

Nihal Atsız'ı Rahmetle Anıyoruz

Muharrem Günay

Türklük ve Türk Dünyası denince, hemen aklımıza gelmesi gereken fikir adamlarından birisi de Hüseyin Nihal ATSIZ’dır. Türk Dünyasında onun gibi Türklüğe his ve heyecan veren fikir ve dava adamları çok az yetişmiştir.

Atsız’a göre; Bir milletin yürütücü kuvvetine “ülkü” denir. Toplumlardaki kişileri birbirine bağlayan nesne, sadece kök birliği, çıkar ve ihtiyaç değil, bunlarla birlikte ve aynı zamanda ülküdür. Ülküsüz topluluk yerinde sayan, ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır. Sözlük anlamı “and” ve “uzak hedef” demek olan “ülkü”, topluluğu aynı yolda yürüten bir kuvvettir ki, bu uğurda insanlar birbirlerine karşı içten sözleşmiş gibidirler. Ülkü, ilkönce, insanların gönüllerinde, gönüllerinin derinliğinde, şuuraltında, hayallerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Daha sonra da büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar. Bu hamle sırasında da ülkülü millet, kahramanlar ardından gönül isteği ile koşar. Bütün bu uğraşmalar arasında da millet yürür; önce manen, sonra maddeten ilerler, olgunlaşır, erginleşir.

Türk destanlarından çıkan anlama göre, Türklerin ülküsü, fetihler sonunda büyük ve üstün bir devlet kurarak bu devletin içinde bolluğa ve mutluluğa kavuşmaktır. Aşağı yukarı, her millet, aynı şekildeki milli gayelerin ardındadır. Milletlerin çapına, kabiliyetine göre milli ülkülerin ayrıntılarında farklar olmakla beraber, ana çizgiler bakımından hepsi birbirine benzer: Büyümek ve rahatlığa kavuşmak!

Türkler, kendi ülkülerine niçin “Kızılelma” demiştir, bunun sebebini bilmiyoruz. Yalnız bu addaki saflık ve tabiilik, Türk ülküsünün çok eski olduğunu göstermek bakımından manalıdır. Kızılelma adı, ülkünün aydınlardan önce halk arasında doğduğunu gösterse gerektir.

Kızılelma, Türk milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasıl faydasız, zararlı, hatta zehirli nesneleri yerlerse; Türk milleti de “Kızılelma” kendisine yasak edildiği için Marksizm ve kozmopolitizm gibi zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor. Fakat artık bu devir kapanmıştır. Gittikçe uyanan milli şuur karşısında gafiller ve hainler, Türk milletini daha çok aldatamayacaklardır. Kızılelma’nın yolunu kapatamayacaklardır (Atsız, 1997, s. 11-15).

Atsız, ülkü ve Kızılelma kavramlarını açıkladıktan sonra şöyle devam eder:

Ziya Gökalp’ın mısraları düsturumuz olacaktır: Demez taş, kaya, Yürürüz yaya… Türküz, gideriz Kızılelmaya. (Atsız, 1997, s. 11-15).

Bazı iddiaların aksine Atsız, samimi bir Müslüman’dır. Atsız, Türk düşmanlarına karşı mücadele ettiği gibi İslâm düşmanları ile de mücadele etmiştir.

Nihal Atsız’a göre: ”Milleti yapan unsurlardan birisi de din olduğuna göre Türklerin dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki Türklerin dini Müslümanlıktır. Eski dinimiz olan Şamanlık’tan da bazı unsurlar alarak bir Türk Müslümanlığı haline gelen bu din, on asırdan beri bizim millî dinimiz olmuştur (Atsız,1997, s.101; Orkun, 18 Ocak 1952, s.68).

 

Atsız, sayıları az da olsa Müslüman olmayan Türkleri Türk saymamak fikrinin yanlış olduğuna ve onları Türklükten çıkarmak gibi bir hakkımız olmadığına ve onlarında zaman içerisinde severek ve isteyerek İslamlaşacağına dikkat çeker ve şöyle der:

“ Bununla beraber Türk olmak için, mutlaka Müslüman olmaya lüzum yoktur. Çünkü bu günkü Türkler arasında birkaç yüz bin şaman, birkaç yüz bin Hıristiyan ve hatta birkaç yüz bin Mûsevî Türk (Karayımlar) de vardır. Din ayrılığı yüzünden bunları Türklükten çıkarmaya hakkımız yoktur. Zaten, Hıristiyan Türkler olan Gagavuzların Türkiye’de yerleşenleri, çoğunlukla Müslüman olmuşlardır. Onlar bunu, Türklüğün vazgeçilmez bir şartı saydıkları için yapmışlardır. Öyle görülüyor ki bir Türk birliği gerçekleştiği takdirde bütün bu Şamanî ve Hıristiyan Türkler Müslüman olacaklardır” (Atsız,1997, s.101; Orkun, 18 Ocak 1952, s.68).

Atsız’a göre; “Müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir” (Atsız, Ötüken, 7 Mart 1964, s.109).

“Müslümanlık başka din erbabına zulmü terviç etmezse de ‘Hak din İslamiyet’tir’ düsturu ile bu meseleyi kesin şekilde çözüp atar” (Atsız, Ötüken, 1969, s.64).

“Türkler, 11. yüzyılın ortasından Kurtuluş Savaşının sonuna kadar da tek başlarına İslam dünyasının önderi ve savunucusu olmuşlardır” (Atsız. Ötüken, 17 Nisan 1964, s.4).

”Tanrı inancı ve dolayısıyla din, fert olarak da millet olarak da vazgeçilmez manevî ve ahlakî büyük bir dayanaktır. Bu sebeple, bugünkü Türk dünyasının dayandığı iki esaslı temelden birisini teşkil eden İslam dininin, millî varlığımızın ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz” (Atsız, Orkun, Şubat 1962, s.1).

Atsız, İslam düşmanlarının Müslümanları gerici olarak yaftalamasına da şiddetle tepki koyar ve şöyle der: ”Gelenek, mazi, din lüzumludur mu dedin? Gericiliği yapıştıracaktır” (Atsız, Ötüken, 14 Kasım 1964, s.11).

 

Atsız’ın İslam düşmanlarına karşı tepkisi de çok sert olmuştur:

Mesela Eflatun Cem Güney adlı bir İslam düşmanının Müslüman Türk çocuklarının Allah inancını yok etmek için yazdığı, Allah kavramıyla alay eden “Nar Tanesi” adlı kitabını sert biçimde eleştirir ve şöyle der:

“Ey bu topraklar için Allah Allah! Diye bağırarak can verenlerin soyundan gelenler! Ey dokuz asırdır Allah uğrunda gaza edenlerin nesilleri! Körpe beyinleri yeni yeni uyanan yavrularımıza, bu kızıl düzenler ve dolanlarla, Tanrı’nın ne yolda tahayyül (hayal) ettirildiğini görüyorsunuz. Aldanmayın. Maksat Türk cemiyetinin temel dayanaklarından biri olan Allah fikrini yıkmaktır. Allah düşüncesi, yurt ve millet sevgi, ahlak duygusu ve aile bağları yıkıldıktan sonra geriye ne kalır? Her yabancı istilayı kabule hazır, hayvanlaşmış bir yığın” (Atsız, Altın Işık, 15 Mart 1947, s.3).

 

Merhum Nihal Atsız, kendi döneminde Türk’ün millî ve dinî değerleriyle alay edenlere de şiddetli bir tepki koyar ve şöyle der:

 

”Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kur’an’ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır (kutsallarımızdandır). Millî mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür” (Atsız, Ötüken, Nisan 1968, s.52).

Atsız, Komünist bir tarih öğretmenini şöyle eleştirir: ”Sinsi sinsi dinle de alay ederek manevi bağlardan birini daha baltalamaya çalışır” (Atsız, Ötüken dergisi, 12 Ekim 1965, s.22).

“Ayasofya'ya İmam Olmak İsterdim” Diyen Adam

Altan Deliorman “Tanıdığım Atsız” kitabında belirttiğine göre Atsız’a, “Dünyaya tekrar gelecek olsaydınız, ne olmak isterdiniz?” sorusunu yöneltir. Atsız bu soruya “Dünyaya bir daha gelsem Ayasofya imamı olmak isterdim” diye cevap verir (http://59haber.com/kose-yazilari/ayasofya-6651.html)

Yazarın Diğer Yazıları