Maun suresi üçüncü ayette de:”Velâ yehuzzu alâ taamil miskin” “Yoksulu doyurmaya yanaşmaz” denilmektedir.
Dikkat ederseniz burada “İtam’ulu miskin” denmemiş de “Taam’il miskin” denmiştir. Yani miskini doyurmazlar, fakiri yedirmezler değil de mana, onun kendi yemeğini ona vermezler demektir. Onun kendisine ait olanı kendisine vermeye teşvik etmezler demektir. Yani o yemek zaten o miskinin hakkı iken, onun kendi hakkını ona vermezler, yedirmezler. Hâlbuki o yedirecekleri yemek onların kendilerinin değil, bizzat o miskinindir. Binaenaleyh birine bir şeyler verirken, bir fakire bir şeyler yedirip ikram ederken söylenebilecek en güzel söz şöyle demektir: “Al kardeşim! Bu benim değil senindir! Ben şu anda sana benim olan, bana ait olan bir şeyi değil, senin kendinin olan bir şeyi veriyorum. Bu senin hakkındır. Bu benim malımın içinde sana verilmek üzere Allah’ın hakkıdır. Allah bunu sana verilmek üzere bana vermiştir, al hakkını da beni bu sorumluluktan kurtar!” Hani Meâric sûresinde:
“onların mallarında isteyen ve isteyemeyenlerin hakkı vardır.” (meâric 24,25)
Buyruluyordu ya, işte bu verdiğimiz bizim malımızın içinde onlara verilmek üzere Rabbimizin koyduğu fazlalıktır ve onu onlara güzellikle ulaştırmak zorundayız.
“Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. (Bakara 274)
Diğer bir ayette, “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra 26) buyrulmuştur.
Câbir b. Abdullah radiyallâhu anh’dan: Resûlullah sallailâhı aleyhi vesellem Cebrail’den, Allâhu Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
“Muhakkak şu (islâm Dîni) benim razı olduğum bir dindir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yaraşır. Sahibi bulunduğunuz müddetçe bu dîni, bu iki huy ile güzelleştirip şereflendirin (takviye edin).” (Hadîsi, Taberânî Evsafında rivayet etmiştir.)
Hazret-i Âişe radiyallâhu anha’dan: Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem:
“Kötü insanlardan birisi de, şerrinden dolayı insanların kendisinden sakındığı kimsedir. (Mâlik Muvatta)
“…İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide 2)
Bir başka ayette şöyle buyrulur. “Allah’a ve Resülüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı (halife kıldığı) maldan, (Allah yolunda) harcayın. İçinizden iman edip de (Allah yolunda) harcayanlar var ya; onlar için büyük bir mükâfat vardır.” (Hadid 7)
Allahû Teâlâ: “O takva sahipleri ki, onlar bollukta da, darlıkta da infâk ederler. Yani, nefslerinin afetleri onları sıkıştırır ama onlar muhakkak infâk ederler ve öfkelerini yutarlar. Yaptıkları hatalardan sonra insanları affederler. Allah muhsinleri sever.” diyor. Allahû Teâlâ onların muhsin olduğunu söylüyor. Bütün sahâbe muhsin olmak şerefine ermişlerdir.