Muharrem Günay

ÖRNEK İNSAN VE ÖRNEK MÜSLÜMAN HZ. MUHAMMED

Muharrem Günay

27 Nisan 2012 Cuma 03:00:00
  Kur’ân-ı Kerîm’e göre Allah insanı en güzel biçimde yaratmış (et-Tîn 95/4), ona kendi ruhundan üflemiştir (el-Hicr 15/29). Ancak insanın bu üstün ruhî cephesi yanında bir de topraktan yaratılan beşerî cephesi vardır. İşte insandaki bu ikilik onun ahlâkî bakımdan çift kutuplu bir varlık olması sonucunu doğurmuştur. “Allah insan nefsine fücûrunu da takvâsını da ilham etmiş”, yani ona iyilik ve kötülüğün kaynakları olan kabiliyetleri birlikte vermiştir. Dolayısıyla “Nefsini temiz tutan kurtuluşa ermiş, onu kirletense hüsrana uğramıştır” (eş-Şems 91/9-10).
İnsanın bu çift kutuplu tabiatı sebebiyle Kur’ân-ı Kerîm’de onun ahlâkî hüküm ve tercihlerinde yanılabileceği de özellikle belirtilmiştir. Bu husus Hz. Yûsuf’un dilinden şu şekilde ortaya konmuştur: “Ben nefsimi temize çıkaramam; çünkü nefis ısrarla kötülüğü emreder; ama rabbimin merhamet etmesi durumu başka. Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir” (Yûsuf 12/53) Hz. Peygamber de kendisinin bile ancak Allah’ın lutfu sayesinde güzel ahlâkı kazanabileceğini ifade eder (Müslim, “Müsâfirîn”, 201; Nesâî, “İftitah”, 16, 17).
İşte Kur’an’ın insan hakkındaki bu ihtiyatlı iyimserliği ve Allah’ın iyi ahlâk üzerindeki etkisi İslâm ahlâkının temelde dinî kaynaklı olması sonucunu doğurmuştur. Kur’an ve Sünnet’e göre hakkında nas bulunan konularda yükümlülüğün ve dolayısıyla ahlâkın kaynağı dindir. “Allah ve Resulü bir şeye hükmedince, artık mümin erkek ve kadınlara işlerinde bir seçme hakkı kalmaz. Her kim Allah ve Resulü’ne isyan ederse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (el-Ahzâb 33/36).
Allah’ın gönderdiği din olan İslam Hz. Adem ile başlamış, Hz. Muhammed ile kemale ermiştir. Tevhid dininin (İslam’ın) son halkasını Hz. Muhammed (s.a.s.) teşkil etmektedir. Tevhid kelimesinin ikinci bölümü, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Allah’ın rasûlü/elçisi olduğuna iman etmektir. Bu inanç, bizi peygamberin örnek ve önderliğinin kabulüne götürür.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı kerim’de: “(Rasulüm!) De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Âl-i İmrân, 31) “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (4/Nisa,65)
“ …Allah, sana Kitab’ı (Kur’an-ı) ve hikmeti indirdi ve sana (bütün bu) bilmediklerini öğretti. …” (4/Nisa -113)
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Ali İmran 3/164) buyurarak O’nun çok yüksek ahlâk ve hikmet sahibi bir şahsiyet olduğunu bildirmiştir. Hikmet sahibi olmak Kur’an-ın gizli ve ince manalarını anlama, onu yaşama, onunla hükmetme ve onunla yaşama ilmidir. Bu ilmi peygamberimize Allah vermiştir.

Yazarın Diğer Yazıları