OSMANLI'NIN KURULUŞUNDAN 70 YIL ÖNCE DEVLETİN KURULUŞUNU MÜJDELEYEN MUHYİDDİN-İ ÂRABÎ
Muharrem Günay
Osmanlı Devleti’nin nın kuruluşundan yetmiş sene önce vefat etmiş olan ve Şeyh- Ekber/En büyük şeyh olarak bilinen tasavvuf, hadis ve fıkıh alanlarında büyük eserler veren Muhyiddin-i ârab’i (1165-1240)Osmanlı Devleti ve bu devletin kurucuları hakkında “Dâire-i Nu’maniyye fid-devlet’il Osmaniyye” adlı eserde bilgiler vermiş ve Osmanlı’nın kuruluşunu kuruluşundan 70 yıl önce müjdelemiştir (Müneccimbaşı, (tarihsiz, 1, s.46; Arabî, 2018, s.12).
Müceccimbaşı Ahmed Dede kendi adını taşıyan eserinde Osmanlı’nın kuruluşu ile ilgili olarak şu bilgilere yer vermiştir:
Bil ki Osmanlı Devletini kuranlar, yeryüzünün en haşmetli (gösterişli) ve en büyük hükümdarlarıdır. Onlar en kudretli saltanata, en geniş memlekete sahiptirler. Yüksek bir kudret ve akıl sahibidirler. Bahtları ve kısmetleri açıktır. Çok hayır yapar ve ihsanda bulunurlar. Onların saltanatları en şevketli, kılıçları en keskin, mızrakları en sivridir. Mal, at ve silah bakımından yeryüzünün en zenginleridir. Görüşleri en doğru yolları en güzeldir. Şiddetli bir kuvvet ve tesirleri/etkileri vardır.
Doğunun ve batının, karaların ve denizlerin hükümdarı, Mekke ve Medine’nin koruyucusudurlar. Allah onları, Süleyman peygamberden sonra hiçbir kimseye nasip olmayan hükümdarlıkla şereflendirmiştir…
Bununla birlikte, bu devletin hükümdarları, kendilerinden önceki hükümdarların birbirlerine yaptıkları gibi, selefleri (kendilerinden önceki) olan hükümdarlara zulüm ve haksızlık etmemişlerdir (Müneccimbaşı, tarihsiz, 1, s. 43).
Osmanlı devleti, sahabe ve tabiinden olan-Allah onlardan razı osun- Selef-i Salihin’in (ilk çağ Müslümanları- Sahabe, Tabiun ve tebe-i tabiun)ortaya çıkışı gibi en güzel şekilde ortaya çıkmıştır. Bu devletin hükümdarları bütün gayretlerini İslâm’ın tevhid akidesini yüceltmek ve Müslümanlığı yaymak (İlây-ı kelimetullah) için sarf etmişlerdir. Kâfirleri, Müşrikleri ve dinsizleri (onların zulüm ve işkencelerini ve Müslümanlara olan eziyet ve zararlarını) ortadan kaldırmak için cihad etmişler/Allah yolunda cehd/gayret gösterip mücadele etmiş) dir. Allah onlara Süleyman peygamberden sonra hiçbir kimseye vermediği bir hükümdarlık lütfetmiştir. Bu hükümdarlığı ve mülkü yavaş yavaş (tedricen) ihsân eyleyerek lütfünü tekrarlamıştır. Ayrıca onlara, bu hükümdarlığın esaslarını kuvvetlendirebilmeleri, bu devleti kıyamet gününe kadar devam ettirebilmeleri için koymaları gereken güzel kanunları ilhâm etmiştir. Allah onlara bu mülkü ve hükümdarlığı Cengiz Han, Timur Han ve onlara benzeyen zalim ve azgın hükümdarlara, zulümleri artsın diye, bir defada vermeyip, yavaş yavaş ihsan eylemiştir (Müneccimbaşı, tarihsiz, 1, s. 44).
Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili sahih rivayetlerden bir diğeri de şudur: Şeyh-i Ekber Muhyiddi-i Arabî (Şeyh-i Ekber En büyük şeyh demektir.) cifr ilmi yardımıyla ve ayetlerin gizli manalarından Osmanlı devletinin şânının yüceliğini ve kıyamete kadar süreceğini keşfetmiştir. Bunu “Dâire-i Nu’maniyye fid-devlet’il Osmaniyye” adlı eserinde zikretmişlerdir. Bu, cifr ilmini bilenlerin malumudur. Şeyh-i Ekber bunu (eserini) Osmanlı’nın ortaya çıkmasından 70 sene önce istihrac etmişlerdir (yani bu kitabı Osmanlı’nın ortaya çıkmasından yetmiş yıl önce yazmıştır) (Müneccimbaşı, tarihsiz, 1, s. 46; Arabî, 2018, s.12).
Bilhssa Muhyiddin-i Arabî hazretlerini “Sin Şin’a girince Mim’in kabri ortaya çıkar” ve ya “Sin Şına girince benin sırrım ortaya çıkar” sözleri ile dile getirdiği kerâmet Yavuz Sultan Selim’in Şam’a girmesiyle ortaya çıkmıştır.