NAHL16/71: Hiç kuşkusuz Rabbin, dilediğine rızkı açar da kısar da…
ZUHRUF43/22: Rabbinin rahmetini (nimetini) onlar mı bölüştürüyorlar. Dünya hayatında onların geçimliklerini Biz paylaştırdık. Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın…
ŞURA42/27: Eğer Allah, kulları için rızkı yayıp döşeseydi, Yeryüzünde mutlaka azarlardı. Ama O, dileğince ölçülü olarak indiriyor…
Rızık, Allah’ın insanlara lütuf ve kısmet ettiği nimet, yiyip içecek şey demektir. Ayetlerden rızık taksiminin Cenâbı Allah’ın takdiri ile olduğunu öğreniyoruz. Rızık, mutlaka çalışmakla elde edilir. Ancak miktarını yüce yaratıcı belirlemektedir. Öyle olmasaydı, aynı akıl seviyesinde olup da çok çalışıp az kazanan veya az çalışıp çok kazanan kimseler olmazdı. Eğer insanlar eşit olarak rızıklansalardı, çalışacak hiçbir kimse bulunamayacağından iş üretilmeyecek ve neticede ekonomik düzen yok olacaktı. Yaşam ihtiyaçları, bireyleri çalışmak mecburiyetinde bırakmaktadır. Ekonomik farklılıklar ise işveren ile işçiyi oluşturup bir sistem dahilinde çalışmaya zorlamaktadır. Böylece iş yapıp değer üreten bir toplum meydana gelmesi sağlanmış olur.
Rızıkların farklı verilişinin bir nedeni de ilâhî bir sınav oluşudur. Az verilenler ödüllerinin Allah katında olduğu bilinci ile isyan etmeden sabretmeli, çok verilenler ise şımarıp azmadan çalıştırdığı kimselerin hakkını vermeli, ayrıca infak ve zekât ibadetleri ile de ihtiyaç sahiplerine yardım etmelidir.
Mallarda Yoksullar İçin Hak Vardır
Zariyat51/19: Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
Rum30/38: Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah’ın hoşnutluğunu dileyenler için bu daha hayırlıdır.
İsra17/30: Allah kiminize kiminizden daha çok rızık verdi. Bol rızık verilenler, çalıştırdıklarına yeterince vermediklerinden eşitliği sağlayamamaktadırlar. Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?
Toplumlardaki ekonomik dengesizlikler; büyük kutuplaşmalara, çekişmelere neden olmaktadır. Zengin ile fakir arasındaki kazanç uçurumu, her an patlamaya hazır bomba gibidir. Memleketlerin çökme nedeni de rızıkların adaletsiz dağılmasından kaynaklanmaktadır. Cenâbı Allah; insanların çalışmaları için uyguladığı rızık farkı eşitsizliğinin, rızıktan çok pay alanlar tarafından ihtiyaç sahiplerine yansıtarak giderilmesini istemektedir. Kur’ân; infak ve zekât yükümlülüğü ile rızık dengesizliğini gidermiş ve sosyal adaleti temin etmiştir. ” Mallarda yoksulların da hakkı vardır. ” prensibi, toplumlardaki barışı mucizevi bir şekilde sağlamıştır. Bir malın helâl olması için, o maldan yoksulun da hakkı verilmelidir. İslâmiyette infak ve zekât yükümlülüğü ile zengin ile yoksul arasında bir köprü kurulmuş, aralarında rızık farkından oluşabilecek bir nefret de sevgi ve dostluğa dönüşmüştür. Yardımlaşma prensibi üzerine oturtulan İslâmiyet; Hz.Muhammed (s.a.v.) ve onu takib eden devirlerde, mükemmel bir toplum olarak altın devrini yaşamıştır.
Mal ve servet yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç aracı olmamalı, bütün topluma yayılmalıdır.
Haşr 59/7: ” … Servet, yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir kudret aracı olmamalıdır… ” Allahü Teâlâ; ne zengin ve ne de fakir, orta sınıfın çoğunlukta olduğu bir toplumu istemektedir. Böylece servet eşite yakın dağılacağından, yaratılış düzeni gereği adalet temin edilmiş olduğundan insanlar da birbirine sevgi ve saygı ile mutlu bir yaşam süreceklerdir.
Allah, Ezilen Toplumun Yanındadır
KASAS 28/5-6 : Biz ise Yeryüzünde ezilip horlananlara nîmet ve bağış sunmak, onları önderler yapmak, onları mirasçılar haline getirmek ve Yeryüzünde onlara imkân ve kudret vermek istiyorduk …
ARAF7/137 : Ezilip itilmekte olan topluluğu da, Yeryüzünde bereketle donattığımız toprağın doğularına ve batılarına mirasçı kıldık…
Fakir, boynu bükük ve güçsüz İsrailoğulları, servetten şımararak azan Mısır Kralı Firavûn ve kodamanları tarafından horlanarak eziliyordu. İki topluluk arasındaki mücadele had safhada iken Cenâb-ı Hak, Hz. Mûsa’yı görevlendirerek “Yeryüzünde ezilip horlananlara nimet ve bağış sunmak” için Yahudilere yardım elini uzattı. Neticede inkârcı ve zâlim Firavûn ile kodamanları dağıtılarak yok edildiler. Böylece ezilen toplumun ezenlere karşı zaferi sağlandı. Bu İlâhi Yasa diğer toplumlarda da çağlar boyu hükmünü sürdürmektedir.
İsrailoğulları, Hz. Mûsa’dan sonra bir müddet imân ve adâletten ayrılmadılar. Ancak daha sonraları da Allahü Teâlâ’ya verdikleri söz ve yeminden döndükleri ve adâletten ayrıldıkları için cezalandırılmışlardır.
Azan Topluluklar Yok Edilir
İSRA 17/16: Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde, o ülkenin servetle ve nimetle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri) emrederiz. Buna rağmen onlar kötülük işlerler, böylece o ülke yok olmaya hak kazanır. Biz de orayı darmadağan ederiz.
SEBE 34/34: Biz, hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın servet ve refahla şımarmış kişileri şöyle demişlerdir: ” Biz, size gönderilmiş olan şeyleri inkâr ediyoruz. ”
” Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde, oranın servet ve refahla şımarmış kişilerini çoğaltırız. Onlar iman etmemiş azgın kişilerdir, ülkenin yönetimini de ele geçirdikleri zaman bozgunculuklara zulme ve isyana devam ederler. Böylece onlara da ceza vermemiz kesinleşir. Neticede o ülke yok olur. ”
Tarih boyunca birçok medeniyetler, bu şekilde son bulmuştur. Genel olarak her devirde; dinine bağlı topluluklar fakirlerden, dinden uzak bulunanlar ise zenginlerden olduğu gerçeği bulunmaktadır.