(Dünden devam)
Nitekim Sevgili Peygamberimiz: “ Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır.” Buyurmuşlardır. Ayrıca Peygamber Efendimiz Recep ayına girince. “ Ey Allahım, Recep ve Şabanı bize mübarek kıl; bizi Ramazan’a eriştir” (A. b. Hanbel, “Müsned”, 1, 259) diye dua ederlerdi.
Recep ayı Cahiliye devri Arpaları’nca da kutsal sayılır, bu ay girer girmez, Araplar arasındaki kavgalar, savaşlar, baskın ve çapulculuk gibi kötü şeyler yasaklanırdı.
Birbirleriyle dövüşen, ömürlerini kabile savaşları ve kan davaları ile geçiren Araplar Recep ayına girer girmez silahlarını bırakır ve zırhlarını çıkarırlardı. Hatta babasının katilini öldürmek üzere atına binen ve onu takibe çıkan bir adam bile Recep ayı girer girmez, babasının katiliyle karşılaş sa bile onu görmezlikten gelirdi. Recep ayının hürmetine ona saldırmaz, bu işi tâ Ramazan sonuna bırakırdı. Herkes bu ayda kendisini emniyette ve huzurda hissederdi. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları Araplar tarafından “ Haram Aylar “ diye bilinen aylardır. Araplar bu aylarda savaş yapmaz, kan dökmezlerdi.
Üzerimize İslam güneşi doğduktan sonra bu aylara izzet ve ikram daha da artırıldı.
Recep ayının ilk perşembeyi Cumaya bağlayan gecesi “ REGAİP KANDİLİ “ dir. (27. GECESİ MİRAÇ KANDİLİDİR) Regaib, kelime olarak, rağbet olunan, değer verilen şey ve büyük ikram anlamlarına gelmektedir.
Deylemi’nin rivayetine göre Hz.Aişe (R.A) şöyle buyurmuştur: “ Peygamberimizi “ Allah şu dört gece de rahmet yağdırır; Kurban bayramı gecesi, Ramazan bayramı gecesi; Şaban ayının on beşinci gecesi ( Beraat kandili ), ve Recep ayının birinci gecesi ( yani Regaip kandili ) “ buyururken işittim.( İ.Gazali, Mükâfeşet’ül Kulûb/552 )
Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:
“- Beş gece vardır ki, Allah o geceler içinde kendisine yapılan duaları mutlaka kabul eder: Recebin ilk gecesi, Şabanın onbeşinci gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı geceleri” ( İ.GAZALİ, a.g.e./ 553 )
Bu mübarek gecede çokça tövbe ve istiğfar etmek, nafile ve kaza namazlarımızı kılmak, Kur’an okumak, aile fertlerimizi sevindirmek, büyüklerimizi ziyaret etmek veya uzakta iseler telefonla onların kandillerini kutlayarak geçirmekte ayrıca sadaka vermekte büyük faydalar vardır. Bilhassa fakirleri, kimsesizleri, yaşlıları sevindirmeye azami gayret gösterelim.
Recep ayı, Regaip kandilinden sonra ayrıca Miraç Kandili ile şereflendirilmiş bir aydır. Recebep’in 27. gecesi Miraç, Şabanın 15. gecesi ise Beraat Kandilidir. Ramazanın 27. gecesini de “ Bizzat Kur’an-ı Kerim’de “ leyletü’l Kadri hayrün min elfi şehr “ “ O Kadir gecesi ki bin aydan daha hayırlıdır “denen, Kadir Gecesi olarak kutlamaktayız.
Sevgili Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde:
“ Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar geri dönmez: Recebin ilk gecesi, Şabanın yarısında olan gece ( Beraat Kandili ), Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı geceleri “ buyurmuşlardır.
Cenab-ı Allah, zaman zaman kendisini unutan, nefsinin esiri olan biz kullarına bazı fırsatlar vermiştir. “ İnsan “ sözcüğü ile “ Nisyan- Unutmak “sözcüğü aynı kökten gelir. “ Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur “ diye boşuna denmemiştir. Unutmak dünya işleri ile ilgili olunca o kadar önemli değildir. Fakat kulluk ve kulluğun gerekleri ile ilgiliyse Allah korusun bizi felakete götürür. Bu aylar, unutkanlıktan, gafletten kurtuluş için birer fırsattır. Bu ayları unutmayıp, bu aylarda farklı olmaya ve diğer aylardan farklı bir şekilde yaşamaya gayret gösterelim. Recep ve Şaban’la temizlenip, Ramazanla inşallah kurtuluşa erelim.
Bir kimse altınını, elmasını denize savurup atsa, oturduğu evi yıksa; eşyalarını yaksa; bu kimseye bizler “Her halde zavallı adam aklını yitirdi” diye acırız, acımakta da haklıyız. Kaldı ki bu zatın tekrar çalışıp, kazanıp bu malara sahip olma ihtimali mevcuttur. Halbuki giden ömür ne para ile; ne çalışmakla geri gelir. Ömürlerini yok yere sarf edenlerin, isyan ile geçirenlerin, ölüm geldiği vakit tekrar hayata dönmelerinin imkânı var mıdır? Tabi ki yoktur. Öyle ise Ömrümüz altınlardan, zümrütlerden ve her şeyden daha kıymetlidir.
Resûlullah Sallallahü aleyhi ve sellemden şöyle rivayet edildi: “Ümmetim!… Dikkat edin şehrullahı (yani Receb ayını) ganimet bilin. Receb ayı muhakkak Şehrullahdır. Yâni Allah’ın ayıdır. Bir kimse sevabını Allah’tan ümit ederek bir gün oruç tutsa; o kula cennet vacip olur. Mutlaka cennete girer. İki gün oruç tutarsa, o kulun Allah indindeki /yanındaki mevkiini semâ ve arz ve dünya ehli anlatmaktan acizdirler. Eğer üç gün oruç tutsa; dünya belâlarından ve ahiret azabından ve cûnün (yâni; deli olmaktan) cüzzam ve baras illetine uğramaktan, kötü kişilerin fitnesinden emin olur. Bir kimse Receb ayında yedi gün oruç tutsa, cehennemin yedi kapısı bu kişi için kapanır. Sekiz gün Allah rızası için oruç tutarsa, sekiz cennetin kapısı onun için açılır. On gün oruç tutarsa, Allah’an ne isterse isteği verilir. On beş gün oruç tutarsa geçmiş günahları af olduğu gibi günahları, hasenâta tedbil olur. Kim ki, on beşten ziyade oruç tutarsa; Allah onun ecrini ziyade kılar.”
Hadîsi şerifte şöyle buyrulmuştur:
Recebi şerifin birinci günü, bir kimse Alah rızası için oruç tutsa, üç senelik geçmiş günahlarına kefarettir, ikinci günü oruç tutsa, geçmiş günahına kefarettir, üçüncü günü oruç tutsa, bir senelik geçmiş günahına kefaret olup dördüncü ve ila ahiri günler için tutulan her bir orucun da birer ay geçmiş günaha kefaret olduğu Ravzatül ülemâ adlı kitapta kayıtlıdır. Yalnız, af olan bu günahlar, Allah ile kul arasında ki günahlar olup, kul hakkı müstesnadır. Kul hakkının hak sahibine ödenmesi mutlaka şarttır, yani hakkı üzerimizde olan kimsenin rızasını almamız ve helalleşmemiz şarttır.