Muharrem Günay

ŞAH İSMAİL İLE YAVUZ SELİM'İN MEKTUPLAŞMALARI

Muharrem Günay

Yavuz Sultan Selim’in, Çaldıran Seferinden önce Şah İsmail’e yazmış olduğu şu mektup çok manidardır:

Bilesin agâh olasın ki, ilahî hükümlerden yüz çevirenlerin, dini ve şeriatı yıkmaya çalışanların bu hareketlerine, bütün Müslümanların ve bu arada adalet sever hükümdarların, kudretleri nispetinde mâni olmaları farzdır. Bunu söylemekten maksadımız şudur:”

“Tarikat postundan, saltanat tahtına yükselen sen, bu yolda yürüdün. Müslümanların memleketlerine saldırdın, şefkat ve utanmayı bir tarafa atarak zulüm kapılarını açtın, günahsız Müslümanları incittin, fitne ve fesadı kendin için temel prensip olarak kabul ettin, mescitleri yıkma, türbe mezarları yakma, ulema ile Peygamber neslinden gelmiş olan seyitlere ihanet gibi işler, senin kötü hâllerinden birkaçıdır. Dillerde dolaşmakta olan bunlar ve bunlara benzer hareketlerinden dolayı, ulema kesin delillere dayanarak senin küfür ve irtidadına, senin ve sana tabi olanların öldürülmelerinin vacip olduğuna; mal ve rızklarınızın yağma, kadın ve çocuklarınızın esir edilmelerinin mubah olduğuna ittifakla karar vermişlerdir. Bu durum karşısında ben, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek ve ‘Merasim-i Namus-u Padişahî için’ ipekli elbiselerimi çıkardım, zırh giydim, kılıç kuşandım, ata bindim ve Safer ayının başında Anadolu yakasına geçtim.”

Maksadım, Allah’ın inayetiyle senin padişahlığını yok etmek ve böylece âcizler üzerinden zulmünü ve fesadını kaldırmaktır. Ancak kılıçtan önce sana, Sünnet-i seniye icabı İslamiyet’i teklif ederim. Eğer yaptıklarına pişman olup can ve gönülden istiğfar eder ve aldığın kaleleri geri verirsen, tarafımızdan dostluktan başka bir şey görmezsin. Fakat kötü hâllerine devam ettiğin takdirde ‘zulmet-i zulümden’ simsiyah yaptığın yerleri nura kavuşturmak ve senin elinden almak üzere inşallah yakında geleceğim. Takdir ne ise öyle olacaktır.”

“Selam, hidayete tabi olanlaradır.”

Yavuz Şah İsmail’e göndermiş olduğu başka bir mektubunda ise şöyle der:

“Ey kötü düşünceli Acem İsmail! Allah seni ıslah eylesin.”

“Dikkatle okunması icap eden bu mektubum vasıl olunca malumun ola ki, İslam perdesini yırtarak, Seyidü’l-Enbiya Hazretlerinin (sav.) sünnetini yıkmaya çalıştığının haberini aldım. Kötü ahlakın, fitne ve fesadınla birleştirdiğin kılıcını ve hançerini ortaya çıkar. O kılıcı kırmak ve kıyamete kadar ortadan kaldırmak padişahlara ve ulü’l-emre vacip olmuştur. Bu hususta da ulemanın önde gelenleri -Allah sayılarını kıyamete kadar artırsın- fetva vermişlerdir. Bu sebeple ancak Allah’ın dinini ihya ve Resulullah’ın sünnetini hâkim kılmak için, üzerine yürümeye karar verdim. Eğer sende biraz mertlik var ise, karşıma çıkar erler gibi dövüşürsün.”

Yavuz Selim bir taraftan içteki tehlikeleri bertaraf ederken bir yandan da ordunun sıkıntılarını izaleye çalışıyordu. Bu arada Şah İsmail’den de tahrik ve tezyif edici mektuplar geliyordu.

Şah İsmail göndermiş olduğu bir namesinde:

Er isen meydana gelmeyesin, biz de intizardan kurtuluruz.” demiş ve Yavuz’a bir kadın elbisesiyle, yüzünü örtmesi için bir leçek (tülbent) yollamıştı. Yavuz bu mektuba 920 Cemaziyülevvel sonunda Erzincan’dan cevap yollamıştır.

Yavuz namesinde Şah İsmail’i er meydanına davet ediyor ve kendisinden hâlâ bir eser olmadığını beyan ediyordu. Şah İsmail kendisine gönderilen namelere verdiği cevapta “gerek Sultan Bayezid zamanındaki ve gerek kendisinin Trabzon valisi iken aralarındaki dostluktan bahsederek aradaki düşmanlığın neden ileri geldiğini anlamadığını, Osmanlı hanedanıyla kadim dostluğa mebni Timur zamanındaki gibi fena bir netice hâsıl olmasını istemediğini ve name yazan kâtiplerin yazılarını afyon tesiriyle yazdıkları için bir altın hokka ile afyon macunu yolladığını” beyan etmektedir. Yavuz Sultan Selim ise bu nameye şu ağır ifadelerle cevap vermiştir:

“Davetine icabet edip uzun yolları kat ile memleketine girdik; fakat sen meydanda görünmüyorsun. Padişahların ellerindeki memleket onların nikâhlısı gibidir; erkek ve yiğit olanlar kendisinden başkasının ona elini dokundurtmazlar; hâlbuki bunca gündür askerimle memleketine girip yürüyorum, hâlâ senden bir haber yok seni korkutmamak için askerimden kırk bin kişiyi ayırıp Sivas’la Kayseri arasında bıraktım; hasma mürüvvet ancak bu kadar olur. Bundan sonra da saklanıp gözükmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer yerine peçe ve zırh yerine çarşaf ihtiyar eyleyip serdarlık ve şahlık sevdasından vazgeçesin.”

Sultan Selim bu namesiyle beraber Şah İsmail’in gönderdiklerine karşılık kendisine hırka, şal, asa, misvak ve kuşaktan ibaret tarikat levazımı yollamıştı (Rahimzade-i Safevi, 1341).

Yazarın Diğer Yazıları