Muharrem Günay

SAHİP OLDUĞUMUZ ŞEYLERİN FARKINDA OLMAK

Muharrem Günay

15 Şubat 2013 Cuma 02:00:00
  Atalarımız ne güzel söylemişler:
“Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi!”
Sahip olduğumuz her şey Allah’ındır. Biz gerçekte sahibi olduğumuzu sandığımız şeylerin emanetçisiyiz. Biz kendimizin bile asıl sahibi değiliz. Vücudumuzda istediğimiz gibi tasarruf yapamayız. Bedenimizi, onu bize emanet olarak veren Rabbimizin emir ve talimatları doğrultusunda kullanmak zorundayız. Organlarımızı günaha alet etmemek, fıtrata aykırı kullanmamak durumundayız. Hiç kimse kalkıp hayat benim hayatımdır, istersem intihar edip ona son verebilirim diyemez. Zira ruh da beden de Allah’ındır. Allah’ın mülkünde hiç kimse onun rızasına aykırı davranamaz.
Denizdeki balıkların denizi fark etmemesi gibi pek çok insan da içinde yüzdüğü nimetleri fark etmemektedir. En başta nefes alabilmek, görmek, duymak, akıl sahibi olmak, hissetmek, yiyip içebilmek, uyuyabilmek, def-i hacet yapabilmek, yürüyebilmek, konuşabilmek vb paha biçilmez nimetlerdendir.
Sahip olduğu nimetlerin farkında olmayan birisi arif bir zata fakirlikten dem vurdu, hiçbir şeye sahip olmadığından söz etti. Arif olan zat ona:
– İki gözünün kör olmasına mukabil on bin dirheme sahip olmak ister misin?
– Hayır, dedi.
– Dilsiz olup da on bin dirhemin olsa!
– Hayır,
– Ellerin ayakların kesik olduğu halde yirmi bin dirhemin olsa!
– Hayır.
– Deli olup da on bin dirhemin olsa!
– Hayır.
– O halde utanmaz mısın, Mevla’nın senin üzerinde şu saydıklarıma karşılık elli bin dirhem değerinde nimeti olmasına rağmen şikâyette bulunuyorsun.
Rivayete göre karısı Eyüp peygambere şöyle demiştir:
“Ey Eyüb! Rabbine dua etsen de seni ferahlatsa!”
Eyüb (a.s) de: “yetmiş sene sağlıklı yaşadım. Hastalık müddetim ise daha azdır. Allah için yetmiş sene sabretmeliyim” diye cevap verdi. Elbette şifa istenir, tedavi yollarına başvurulur, fakat şikâyet edilmez. Kula düşen; nimete şükür, belaya sabırdır.
Kendimize ve etrafımıza baktığımızda o kadar şükredilecek şey vardır ki, bunlara bakınca şikâyete mahal kalmaz. Ashab-ı kiramdan Urve b. Zübeyr bir günde iki musibetle karşılaşmış. Atın tepmesiyle oğlu ölmüş, hastalık vücudunun tamamına yayılmasın diye doktor ayağının birini kesmiş fakat bununla birlikte o, Allah’a hamdetmiş. Bir ölen oğluna bir de hayattaki oğluna bakmış ve şöyle demiş: “Ya Rab! Birisini almış olsan da diğerini bıraktın. Bir kesik ayağına bir de sağlam ayağına bakmış ve şöyle demiş: “Ya Rab! Birisiyle beni imtihan etmiş olsan da ötekini bana bıraktın.” Evet, bu bir kadirşinastlıktır. İnsan sadece olumsuz tarafa bakarsa olumlu hiçbir şey görmez, fakat olumlu tarafa bakanlar her şey de hayır ve hikmet görürler. Felaket gibi gözüken pek çok şey bile haddizatında nimettir. İnsanın daha kötü durumlara düşmemesi için birer ikazdır. Rahmet tokadıdır. Bir musibet, bin nasihatten evladır. Musibet istenmez fakat başa geldiği zaman neden ve niçinleri araştırılır, hatalar gözden geçirilir, ders alınır. Hz. Ömer’inşöyle söylediği rivayet edilir: “Bir belaya uğradığımda Allah’ın benim için bu belada dört nimeti olduğunu görürüm”:
1. İyi ki bu musibet dinimle ilgili değildir. 2. Belanın en büyüğü değildir.
3. Allah’tan razı olmama engel değildir. 4. Allah’tan sevap ummama vesiledir.

Yazarın Diğer Yazıları