EBUL-ERVAH-RUHLARIN BABASI
Sevgili Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam Allah-ü Teâla’nın nuru olduğu gibi aynı zamanda da ruhudur. Çünkü Yüce Allah kendi ruhundan O’na ruh vermiş; o ruhtan da bütün ruhları yaratmış ve alemlere hayat vermiştir. Onun için O’nun ruhu bütün ruhların babasıdır, yani “ Ebul Ervah”tır.
“Yâ sîn- Ey insan“ (Yasin suresi ayet: !) hitabının muhatabı da odur. Yine Tin suresinde “ Legad halegnel insâne fi ahseni tegvîm” “ Biz insanı en güzel biçimde ve kıvamda yarattık “ ayet-i kerimesinde en güzel surette yaratıldığı ifade edilen insanda Hz. Muhammed’dir. Ve O’nun şahsında insanoğludur.
Yine İsra suresi 70. Ayette buyrulduğu gibi : “ Velegad kerremnâ benî âdeme…” “Biz Âdemoğlunu mükerrem kıldık. ”
“Aslıhu nûr cismuhû Âdem, Velegad kerremnâ ben”i Âdem“ ifadesinin muhatabı da yine O’dur.
O SEBEB-İ MEVCUDATTIR
Cenâb-ı Allah bütün mevcudâtı, âlemleri, felekleri O’nun yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. Bu gerçeği bir hadis-i kutside Yüce Allah şöyle ifâde eder:
“ Levlâke levlâk lemâ halegtül eflâk “ (Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım)
O bütün mevcudatın özü, çekirdeği ve mayasıdır. Bu sebeple Sebeb-i Mevcudattır. Sevgili peygamberimiz (s.a.s.)”Allah’ım! Sen’den sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine ulaştıracak ameli istiyorum. Allah’ım! sevgini bana nefsimden, ailemden, malımdan ve soğuk sudan daha hayırlı kıl.”(Tirmizi, Davat,72) diye dua etmiştir.
Rivayet edilmiştir ki; Nebi (S.A.V.) Mirac’a ulaştığında Allah (C.C.) şöyle buyurur:
Yâ Muhammed! Bütün mahlûkatı senin için yarattım. Seni de kendim için yarattım. Hepsi de benim rızam, talep etmektedirler. Ben ise senin razı olmanı dilerim. Hepsi benden (istemektedirler) tâlibdirler. Sen ise benim matlubumsun! İste, verile! (yani iste her ne istersen verilecektir) Nebi (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurur:
ALLAH’ım, sana babam, anam için dua etmiyor, fakat “Ümmetimi ümmetimi (kurtar diye) yalvarıyorum. Allah (C.C.) şöyle buyurur:
Yâ Muhammed! Ben Allah’ım, Latifim, sen Nebisin, Şerifsin, ümmetin kavmi zaiftir. (ümmetin zayıftır) LATİF ile ŞERİF arasında ZAİF/ZAYIF nasıl gözetilmez.
Yâ Muhammed! Sen “ÜMMETİM! ÜMMETİM!” diye çağırıyorsun! Ben “ RAHMETİM RAHMETİM” diye nida ediyorum:
(ve rahmetî vesiat külli şey’in” (A’raf–156)
“Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır”
Allah’ı sevmenin yolu peygamberi sevmekten ve Onun yolunu takip etmekten geçmektedir.
Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun). (Al-i İmran,3/31)
De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran,3/31)
Bütün bunlar gösteriyor ki, evrende her şey sevgiden var olmuş, sevgiyle varlığını sürdürmektedir. Sevginin kaynağı ise Hz. Muhammed’dir.
Bir beyit vardır, işitildiğinde nefesleri kesecek bir beyit:
“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl”.
(Bezmi Alem Valide Sultan)
Hazret-i Âdem’in ismi ve cismi yokken, dünya ve ahiretin adı ve şanı anılmazken, Peygamber (s.a.s.)’in pak nuru yaratılmış, iki cihanın yaratılmasına O sebep olmuştur.
Ibn-i Asâkîr’ in tahrîc ettiği bir hadis-i kutsi ‘de, “Habibim dünya ve ehlini Senin şerefini ve yanımdaki yüksek yerini bildirmek, Seni tanıtmak için yarattım. Eğer Sen olmasaydın, cihanı yaratmazdım.”(Keşf’ül Hafa, 2/214)) denilmektedir.
Yunus Emre kutsî hadiste dile getirilen bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir:
“Hak yarattı alemi aşkına Muhammedi’n,
Ay ve günü yarattı şevkine Muhammed ‘in,
Yeşerir dağ ve taşlar! Yemiş verir ağaçlar,
Aşkına Muhammed’in.
Şair Muhammed İkbal ise;
“Ey zuhuru ile hayata gençlik getiren “Hazreti Muhammed”, Senin tecellin: hayat rüyasının tabiridir. (Âlemlerin yaratılmasına Sen sebepsin.”
“Yeryüzü Senin barıgahına (sığınağına) saha olduğu için kıymet kazanmıştır. Semalar Senin karargâhının damını öpebildiği için ulvidir.”
“Ben Seni gördüm, anamdan babamdan daha çok sevindim”. diyor.
Yüce Rabbimiz, Ahzab suresinin 56. ayet-i kerimesinde; Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) den sevgi ve övgü ile bahsetmiş, biz müminlere de; O’nu sevgi ve övgü ile yâd etmemizi emrederek; şöyle buyurmuşlardır.
“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen)”
“Allah ve melekleri Peygambere çok salâvat getirirler. Ey müminler! Siz de O’ na salâvat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” (33/ Ahzab / 56)
“Allahümme Salli alâ Muhammed” demek, salat; “Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü” demek selâmdır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve selam getirmek, Peygamberin sevgisini celbeder, şefaatına sebep olur. Böylece mümin; sevgisinin karşılığını bulur. Nitekim Allah-ü Zülcelâl, Ahzab suresinin 6. ayet-i kerimesinde; “Allah Resûlü müminlere kendi canlarından daha yakındır.” (Azizdir)
Tövbe Suresinin 128. ayet-i kerimesinde ise;
“Legad câeküm rasûlün min enfisukün azizün. Aleyhi mâ anittüm harîSun aleyküm bil mü’minîne raûfün rahim(un)
Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer. O müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. ” buyurmakta;
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de bu gerçeği “Ben müminlere kendilerinden daha yakınım”(Riyas-üs Salihin C:1 S:210 H:No:169) sözleriyle teyit etmektedir.